Geçiş Dönemi'nde Türk Edebiyatı
Türkler konar göçer yaşamın gereği olarak Müslüman olmadan önce, çeşitli uygarlıklara sahip oldukları gibi değişik inanç sistemleri ve dinleri de benimsemişlerdir. Türkler sık sık yurt değiştirerek, dünyada geniş bir alana yayılmışlar, tarihsel süreç içinde pek çok kültür, inanç sistemi ve dinlerin etkisinde kalarak farklı uygarlıklar yaşamışlardır. Bu nedenle Orta Asya'dan günümüze değişen ve gelişen bir edebiyatları olmuştur (Günay,1992:1).
GEÇİŞ DÖNEMİ
Dönemin Genel Muhtevası
Türkler VII. Yüzyıldan itibaren İslamiyet’i kabul etmeye başlamışlar ve Karahanlı hükümdarı Saltuk Buğra Han’ın İslamiyet’i resmen kabul etmesiyle Türkler kitleler halinde Müslüman olmuşlardır. İlk Türk İslam devleti Karahanlılardır (840-1212). Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle çeşitli medeniyetlerle kültür alışverişi olmuş, İslam dininin esasları öğrenilmiş ve dilimize yeni kelimeler girmiştir. Dil ve edebiyat, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle etkilenen ilk alan olmuştur. İslamiyet’in kabulü ile, Uygurca'nın devamı niteliğindeki Hakaniye Türkçesi ile eserler verilmeye başlanmış; ancak Arap alfabesinden etkilenmeler de hızlanmıştır. İslam dinî ile ilgili birçok terim dilimize girmeye başlamıştır.
• Bu dönem, İslamiyet öncesi Türk kültürü ile İslamiyet sonrası kültürel değerlerin iç içe yaşadığı bir geçiş sürecidir.
• Eserler, halkın anlayabileceği sadelikte bir dille kaleme alınmıştır.
• Geçiş dönemi ürünlerinde temel amaç; bireyleri hırs, kin, bencillik gibi olumsuz niteliklerden arındırmak, bunun yerine doğruluk, sabır, cömertlik gibi erdemli davranışlara yönlendirmektir.
• Dönem eserlerinde, İslam dininin temel esaslarını öğretmek, halkı eğitmek ve bilinçlendirmek hedeflenmiştir.
• Arap ve Fars edebiyatlarından alınan yeni nazım biçimleri ve edebî türler, Türk edebiyatında kullanılmaya başlanmıştır.
• Dörtlük nazım birimi bu dönemde kullanım sıklığını yitirirken; beyit, giderek daha yaygın bir şekilde tercih edilmiştir.
• Hece ölçüsünün yanı sıra, aruz ölçüsüne de yer verilmiştir.
• Dil, İslamiyet öncesi doğal sadeliğinden uzaklaşarak; Arapça ve Farsça kelime ve deyimlerin etkisine girmeye başlamıştır.
• Türkler, Müslüman olduktan sonra da İslam inancıyla çelişmeyen eski geleneklerini sürdürmüşlerdir.
• 11. yüzyıldan itibaren, eserlerde Uygur alfabesinin yanı sıra Arap alfabesi de kullanılmaya başlanmıştır.
• Bu döneme ait metinlerde, sanatsal ve öğretici yönler kesin sınırlarla ayrıştırılamamıştır; didaktik ve estetik unsurlar iç içe geçmiştir.
• Dönemin önemli eserleri arasında Kutadgu Bilig, Divanü Lügati’t-Türk, Atabetü’l Hakayık ve Divan-ı Hikmet yer almaktadır.
• İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türk edebiyatı, zamanla Divan edebiyatı ve Halk edebiyatı olmak üzere iki ayrı kolda gelişimini sürdürmüştür.
• Bu süreçte özellikle dinî ve tasavvufî temalar, didaktik nitelikli eserlerde ön planda yer almıştır.
Dönemin Eserleri
-
Kutadgu Bilig
-
Divânu Lûgati't-Türk
-
Atabetü'l-Hakayık
-
Divan-ı Hikmet
Geçiş Dönemi (11-12.Yüzyıl)
• Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han, 932 yılında İslamiyet’i kabul ederek ilk Müslüman Türk hükümdarı olmuştur.
• Karahanlı Devleti, 940 yılında İslamiyet’i resmî din olarak benimsemiştir.
• Türkler, 10. yüzyıldan itibaren kitlesel olarak İslam dinine geçmeye başlamıştır.
• Bu süreçle birlikte, Türk edebiyatı, 11. yüzyıldan itibaren İslam kültür ve medeniyet dairesinin etkisine girmiştir.
• 11. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar etkili olan bu döneme, “İslamiyet’in Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı Dönemi” adı verilmektedir.
• 11. ve 12. yüzyıllarda, hem İslamiyet öncesi sözlü geleneklerin hem de İslamî düşünce sisteminin izlerini taşıyan eserler kaleme alınmıştır.
• Bu ara döneme edebiyat tarihinde “Geçiş Dönemi”, bu dönem içinde yazılan eserler ise “Geçiş Dönemi Eserleri” olarak adlandırılmaktadır.
Geçiş Dönemi Eserlerinin Genel Özellikleri
• Bu dönemde yazılan eserler, Hakaniye (Karahanlı) Türkçesi ile kaleme alınmıştır.
• Eserlerin temel amacı, öğretici (didaktik) nitelikler taşımalarıdır; dinî ve ahlaki değerlerin aktarımı ön plandadır.
• Türkler, bu eserler aracılığıyla İslamiyet’in erdemlerini ve öğretilerini topluma benimsetmeyi amaçlamışlardır.
• Eserlerde, hem İslamiyet öncesi Türk edebiyatının izlerine hem de İslamî düşünce ve estetik anlayışın etkilerine rastlanmaktadır.
• Bu dönemde, Arapça ve Farsça kelimeler Türkçeye girmeye başlamış; dil yavaş yavaş yeni bir yapıya evrilmiştir.
• Aruz ölçüsü, bu dönemde ilk kez kullanılmaya başlanmış; bu da ölçü ve vezin anlayışında bir değişimin habercisi olmuştur.
• Arap ve Fars edebiyatlarından alınan yeni nazım şekilleri, Türk edebî gelenekleriyle harmanlanarak edebiyatımıza kazandırılmıştır.
Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgi)
Kün Togdı ideal insan olma gayesiyle emek ve çaba harcayan bir karakter olarak eserde sunulurken, aynı zamanda bu karakter daha iyi ve daha erdemli bir hayata ulaşmak istemektedir. Tüm bilgi, erdem ve olumlu sıfatlarına rağmen Kün Togdı’nın bu isteği onu keder içerisine düşürmektedir. Kün Togdı kendisini bu kederli durumdan çıkaracak birisini aramaktadır (vezir) ve o kişiyi şöyle tarif eder: 420. beyit Bu beylik işi ve emir vermek meselesi büyük iştir. 421. beyit Bakarsan, çok zahmetlidir ve bin bir türlü işi vardır; bütün bu işleri gören akıllı insan azizdir. 422. beyit Memleketin her işini kendim yapamam, yanımda bu işleri yapabilecek biri gereklidir. 423. beyit Bana şimdi seçkin, akıllı, bilgili ve yetenekli bir kişi gerekli. 424. beyit Bana candan bağlı, güvenilir, doğru, dürüst yaradılışlı, içi dışı bir ve işten anlar biri olmalı. 425. beyit Memleketin iç ve dış işlerini takip hususunda bana yardımda bulunmalı.
Devamlı daha iyiyi ve daha erdemliyi arama gayesinde olan Kün Togdı kendi içinde bulunduğu durumu ve kendisine yardımcı olacak kişiyi yani Ay Toldı’yı (vezir) yukarıdaki beyitlerle tasvir etmektedir. Eserin devamında da Kün Togdı Ay Toldı’nın ölümünden sonra yine bir arayış içerisine girecektir. Ay Toldı’nın ölümüyle onun oğlu olan Ögdülmiş’te (veziroğlu) ıstıraplarını ve eksikliklerini tamamlayacak olan Kün Togdı, zaman içerisinde onun da geçiciliğini görecek ve yeni bir arayış içerisinde ısrarla Odgurmış’a yönelecektir. Eserin tahkiye üslubundaki bu durum; Kün Togdı’nın eserin başkahramanı olarak devamlı bir gelişim, değişim ve arayış içerisinde olan ideal insan tipinin somutlaştırılmış bir figür olarak sunulmasının delilidir.
• Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hâcib tarafından 11. yüzyılda kaleme alınmıştır.
• Türk edebiyatında, İslamiyet etkisinin görüldüğü ilk yazılı eser olarak kabul edilir.
• Geçiş Dönemi'nin ilk ve en önemli edebî eseri olma özelliğini taşır.
• Aruz ölçüsüyle yazılan ilk Türkçe eserdir.
• Türk edebiyatındaki ilk mesnevi örneği sayılır; nazım biçimi olarak beyitler esas alınmıştır, ancak yer yer dörtlüklere de yer verilmiştir.
• Eserdeki kişiler, alegorik (sembolik) bir yapıda kurgulanmış; her biri bir kavramı temsil eder. (Örneğin: Kün-Toğdı → Adalet, Ay-Toldı → Mutluluk, Ögdülmüş → Akıl, Odgurmış → Akıbet)
• Eser, siyasetname, pendname (öğüt kitabı) ve nasihatname türlerinin özelliklerini taşır.
• Alegorik anlatım yoluyla bireylere ve özellikle devlet yöneticilerine doğru yaşama dair öğütler verilir.
• Yusuf Has Hâcib, eserde bir devlet adamında bulunması gereken temel nitelikleri anlatırken, aynı zamanda dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmanın yollarını göstermeyi amaçlamıştır.
Eserdeki Sembolik Kişiler ve Temsil Ettikleri Değerler
"Kutadgu Bilig" dört temel kahraman (Kün Togdı, Ay Toldı, Ögdülmiş, Odgurmış) ve bu kahramanların sembolleştirildiği kavramlar (töre, kut, akıl, akıbet) üzerinden oluşturulmuştur. Eserde ismi geçen "Küsemiş" ve "Kumaru" adında iki karakter daha görülmektedir. Bu iki karakter de Başer’e (2011, s. 20) göre özlem (Küsemiş) ve miras-öğüt (Kumaru) kavramlarının somutlaştırılmış hâlidir. Eserde başka kişi ismi geçmemektedir. Eser kahramanlarından hiç şüphesiz en önemlisi kanunun kendisinde sembolleştirildiği Kün Togdı’dır. Bu durum Kutadgu Bilig’de 355. beyitte "Bu Kün Togdı dediğim doğrudan doğruya kanundur," şeklinde bir ifadeyle açıklanmıştır.
Kün Togdı - Gün Doğdu - Hükümdar - Adalet (Hukuk, Kanun)
Ay Toldı - Dolunay - Vezir - Mutluluk (Saadet)
Ögdülmiş - Övülmüş - Bilge (Veziroğlu) - Akıl ve anlayış
Odgurmuş - Uyanmış - Derviş (Vezirin Kardeşi) - Akıbet (Hayatın sonu), kanaat
Yusuf Has Hacip
• 11. yüzyılda yaşamış olan Yusuf Has Hâcib, dönemin önemli aydınlarındandır.
• İyi bir eğitim almış; özellikle Arapça ve Farsça başta olmak üzere çeşitli dilleri öğrenmiştir.
• Zamanının bilimlerine vakıf, donanımlı bir bilgindir.
• Karahanlı sarayında hâciplik (bugünkü anlamıyla dışişleri bakanlığına denk gelen) görevine getirilmiştir.
• İslam etkisindeki Türk edebiyatının bilinen ilk şairi olarak kabul edilir.
• Yusuf Has Hacip eserini 1070’de Doğu Karahanlı Hükümdarı Uluğ Kara Buğra Han’a Türkçe olarak sunmuştur.
• Kutadgu Bilig, Türk İslâm kültürünün teşekkül ettiği Uygur kültür havzasında ortaya çıkan ve İslâmi esaslarla millî değerlerin harmanlandığı Türk dilinde kaleme alınan siyasetnâme veya bir nasihatnâme olarak nitelendirilebilecek bir eserdir.
Divânu Lûgati't-Türk (Türk Dillerinin Sözlüğü)
• Divânu Lügati’t-Türk, 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut tarafından kaleme alınmıştır.
• Eser, Türkçe kelimelere Arapça karşılıklar verilerek hazırlanmış ilk Türkçe-Arapça sözlük niteliğindedir.
• Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin zenginliğini göstermek amacıyla yazılmıştır.
• Dönemin dili, edebiyatı, tarihi ve coğrafyası hakkında eşsiz bilgiler sunan bir kültür hazinesidir.
• Eserde, çeşitli Türk boylarının ağız özelliklerine yer verilerek dil çeşitliliği ortaya konmuştur.
• Türk sözlü edebiyatının yazıya geçirilmiş ilk örnekleri bu eserde yer almaktadır.
• Koşuk, sagu, sav ve destan gibi sözlü ürünlerden örnekler içerir.
• Eserin sonunda, Türk yurtlarını gösteren ilk Türk dünyası haritası bulunmaktadır.
• Türkçenin ilk sözlüğü, ilk dil bilgisi kitabı ve ilk edebiyat antolojisi olarak kabul edilmektedir.
Kaşgarlı Mahmut
• 11. yüzyılda yaşamış önemli bir Türk dil bilgini olan Kaşgarlı Mahmut, Türk dil ve kültürünün en değerli eserlerinden birini kaleme almıştır.
• Soyu Karahanlılara dayanan Kaşgarlı Mahmut, çalışmalarında Karahanlı Devleti’nin önemli desteğini görmüştür.
• "Divânu Lügati’t-Türk" adlı başyapıtını, 1077 yılında dönemin Abbâsî halifesi Ebu’l-Kasım Abdullah’a (El-Muktedî Biemrillâh/Billah) sunmuştur.
• Kaşgarlı Mahmut’un, "Kitâb Cevâhirü’n-Nahv fî Lügati’t-Türk" (Türk Dili Söz Dizimi Cevheri Kitabı) adlı bir başka eseri daha olduğu bilinmektedir.
Atabetü'l-Hakayık (Hakikatlerin Eşiği)
• 12. yüzyılda Edip Ahmet Yükneki tarafından kaleme alınan bu eser, dinî-ahlakî nitelikte ve didaktik (öğretici) özellikler taşır.
• Nasihatname türünün önemli örneklerinden biri olan bu eser, İslam inancını topluma aşılamayı amaçlamıştır.
• Eserde; bilginin faydaları, cehaletin zararları, cömertlik ve cimrilik gibi zıt özellikler ile iyi ve kötü huylar konu edilmiştir.
• Dörtlükler ve beyitlerden oluşan yapısıyla, geçiş dönemi edebi anlayışını yansıtır.
• Eserde, Arapça ve Farsça kökenli birçok sözcük yer almakta olup, bu durum dönemin dil anlayışını da gözler önüne serer.
Edip Ahmet Yükneki
• 12. yüzyılda yaşamış olan şairin hayatına dair bilgiler sınırlıdır.
• Türkçeyi ustalıkla kullanan sanatçı, dilin inceliklerini eserlerine başarıyla yansıtmıştır.
• Şiirlerinde didaktik (öğretici) bir yaklaşım öne çıkmakta; söz konusu şiirler, hikmetli ifadelerle halk arasında sözlü olarak yayılmıştır.
• Eserini, dönemin önemli devlet adamlarından Dad Sipehsalar Mehmet Bey’e sunmuştur.
Divan-ı Hikmet (Hikmetler Kitabı)
• 12. yüzyılda Ahmet Yesevî tarafından kaleme alınan "Divan-ı Hikmet", dinî-tasavvufî halk edebiyatının bilinen ilk örneklerindendir.
• Eser, hikmet adı verilen manzumelerle dervişlik adabını öğretmeyi amaçlamaktadır.
• İçeriğinde, Allah aşkı, Peygamber sevgisi gibi tasavvufî temalar işlenmiştir.
• Hem hece ölçüsü hem de aruz ölçüsüne yer verilen yapıtta, dörtlük ve beyit nazım birimleri bir arada kullanılmıştır.
• Halkın anlayabileceği sade bir dil tercih edilmiş; bu da eserin geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır.
• Ayrıca, hikmetlerde atasözlerine ve halk söyleyişlerine yer verilmesi, eserin öğretici yönünü pekiştirmiştir.
Hoca Ahmet Yesevi
• 11. yüzyılın sonu ile 12. yüzyılın başlarında yaşamış olan Ahmet Yesevî, Yesevilik tarikatının kurucusudur. Taşkent'te, Sir-Derya çevresinde, özellikle göçebe yaşayan Türkler arasında önemli bir yere sahiptir.
• Arapça ve Farsçaya hakim olan sanatçı, İslamî bilimlerde derin bilgi sahibidir.
• Türk tasavvuf geleneğinin ilk büyük temsilcisi ve kurucusu kabul edilir.
• Dini-tasavvufi halk edebiyatının (tekke edebiyatı) öncüsü olarak kabul edilir.
• Görüşleri, İslamiyet'in Anadolu'da yayılmasında büyük rol oynamıştır. Hikmet adı verilen manzumelerinde nasihatlerini anlatmıştır.
• Hikmetlerini dönemin Türkçesiyle (Hakaniye) anlatmıştır.
Eserleri:
1. Divânî Hikmet
2. Fakrnâme
Dede Korkut Hikâyeleri (Kitâb-ı Dedem Korkud Alâ Lisân-ı Tâife-i Oğuzhan) "Oğuzların Diliyle Dedem Korkut'un Kitabı"
Tarih sahnesinde kendi varlığını ve değerler düzlemini kuran Türk milleti de bu zaman diliminde büyük eserler yaratır. Bu eserler içerisinde şüphesiz en önemlilerinde biri de “Kitâb-ı Dede Korkut” anlatılarıdır. “Dede Korkut Hikâyeleri”, simgesel anlamda insanın dünya üzerindeki macerasını/yolculuğunu ele alan bir değerler bütünüdür. Bir “Mukaddime” ve on iki hikâyeden oluşan bu değerli kültür mirası, bireysel anlamda insanın kendilik değerini, toplumsal anlamda da dünyanın ülkü değerini açımlar. Türk kültürünün en önemli bellek mekânlarından biri olan “Dede Korkut Hikâyeleri”, bu yönüyle Türk milletinin toplum olma aşamasında yaşadığı bütün sınavları simgesel bir dille ele alır.
Genel Özellikleri:
• Eser, bir önsöz ve on iki ayrı hikâyeden oluşmaktadır.
• Anonim bir eserdir; halkın ortak malı olarak kabul edilir.
• 9 ila 11. yüzyıllar arasında sözlü olarak oluşmuş, 14. yüzyıl sonlarında ya da 15. yüzyıl başlarında yazıya geçirilmiştir.
• Destan türünden halk hikâyesine geçiş dönemi özelliklerini taşır.
• Anadolu'da “Ak Kavak Kızı, Bey Böyrek” gibi adlarla masal olarak yaşamaya devam etmektedir.
• Aynı kahramanların farklı maceralarını konu alan, birbirinden bağımsız hikâyelerden oluşur.
• Eserin bilinen iki nüshası vardır: ilki Dresden'de, ikincisi Vatikan'da yer almaktadır.
• Üçüncü bir nüsha 2018 yılında İran'ın Türkmen Sahra bölgesinde bulunmuş, bu nüshanın en eski versiyon olabileceği düşünülmektedir.
• Bu nüshada, kayıp 13. hikâye olarak bilinen "Salur Kaza'nın Yedi Başlı Ejderha'yı Öldürmesi" hikâyesi de yer almaktadır.
• Sözlü geleneğin yazılı edebiyata aktarılmasının önemli bir örneğidir.
Dede Korkut (Korkut Ata)
• Kitabın ön sözünde ismi geçer.
• Bilge bir ozan olduğu düşünülüp rivayet edilmektedir.
• Hikâyelerin yazarlığını üstlenmemiştir.
• Ancak hikâyelerin anlatıcısı olarak kabul edilir.
• Dede Korkut, Türk töresini ve kültürünü temsilen metinlerde yer alır.
• Her hikâyede ortaya çıkarak olaylara yön verir.
• Olayları olumlu bir şekilde birbirine bağlar.
• Hikâye kişilerine nasihatlerde bulunur.
• Hikâyelerin sonunda dua eder ve sözü bitirir.
Dede Korkut Hikâyelerinin Özetleri
• Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi
Bayındır Han’ın düzenlediği toyda, çocuğu bulunmayan Dirse Han kara otağa yerleştirilir ve toplum içinde küçük düşürülür. Bu durum Dirse Han’ı derinden etkiler. Eşi Gülçehre’nin tavsiyesi üzerine büyük bir toy düzenleyerek ihtiyaç sahiplerine yardım eder ve Allah’a dua eder. Dualarının kabul edilmesi sonucunda bir erkek çocuk sahibi olur. Çocuk büyüdüğünde, Oğuz geleneğine göre ad alabilmesi için bir yiğitlik göstermesi gerekir. Bayındır Han’ın düzenlediği bir başka toy sırasında meydana salınan azgın boğaya herkes korkuyla yaklaşamazken, Dirse Han’ın oğlu boğayla tek başına mücadele eder ve onu öldürür. Bunun üzerine Dede Korkut toy yerine gelerek gösterdiği yiğitlikten dolayı çocuğa Boğaç adını verir ve kendisine beylik verilmesini tavsiye eder.
Boğaç, zamanla yiğit ve güçlü bir alp olarak yetişir. Ancak bu durum, Dirse Han’ın adamlarının kıskançlığına neden olur. Adamlar, çeşitli iftiralarla baba ile oğlun arasını açmayı başarır. Onların sözlerine kanan Dirse Han, av sırasında oğlunu okla vurur. Ağır yaralanmasına rağmen Boğaç ölmez; annesi onu gizlice iyileştirir. Bu sırada hain adamlar Dirse Han’ı bağlayarak kâfirlere teslim etmeye çalışırlar. Sağlığına kavuşan Boğaç, babasını kurtarmak amacıyla harekete geçer, hainleri yenilgiye uğratır ve Dirse Han’ı esaretten kurtarır. Yaşananlara rağmen babasına karşı kin beslemez; ana-baba hakkına duyduğu saygıyı korur. Bu büyük yiğitliğinin ardından Bayındır Han tarafından kendisine beylik verilir. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelerek bu boyu destanlaştırır ve dua eder.
Kronolojik Olay Akışı
• Bayındır Han’ın düzenlediği toyda, çocuğu olmayan Dirse Han kara otağa yerleştirilir ve toplum içinde hor görülür.
• Bu durumdan derin üzüntü duyan Dirse Han, eşi Gülçehre’nin tavsiyesi üzerine bir toy düzenler; fakirlere yardım eder ve Allah’a dua eder.
• Yapılan duaların kabul edilmesiyle Dirse Han’ın bir erkek çocuğu dünyaya gelir.
• Çocuk büyüdüğünde, Bayındır Han’ın düzenlediği toyda azgın boğayı yenerek büyük bir yiğitlik gösterir.
• Dede Korkut, gösterdiği bu kahramanlık üzerine çocuğa Boğaç adını verir; ardından Dirse Han oğluna beylik verir.
• Boğaç’ın sergilediği yiğitlik, Dirse Han’ın adamlarının kıskançlığına neden olur. Adamlar, attıkları iftiralarla baba ile oğlun arasını açmayı başarır.
• İftiralara inanan Dirse Han, av sırasında Boğaç’ı okla vurur.
• Boğaç ölmez; annesi Gülçehre onu gizlice iyileştirerek yeniden sağlığına kavuşmasını sağlar.
• Hain adamlar bu kez Dirse Han’ı bağlayarak kâfirlere teslim etmeye çalışır.
• İyileşen Boğaç, babasını kurtarmak amacıyla harekete geçer; hainleri yenilgiye uğratır ve Dirse Han’ı kurtarır.
• Boğaç’ın gösterdiği bu büyük yiğitlik üzerine Bayındır Han tarafından kendisine beylik verilir; Dede Korkut ise boyu destanlaştırarak dua ile hikâyeyi tamamlar.
Salur Kazan'ın Evinin Yağmalandığı Hikâye
Salur Kazan, Oğuz beylerini büyük bir ziyafete davet ettikten sonra onları Aladağ’a ava götürür. Yurdunda ise oğlu Uruz’u üç yüz yiğitle birlikte bırakır. Ancak Oğuzlar arasında bulunan bir casus, bu durumu Gürcistan hükümdarı Şöklü Melik’e bildirir. Bunun üzerine Şöklü Melik, yedi bin kişilik ordusuyla Salur Kazan’ın yurduna baskın düzenler. Baskın sırasında otağlar yakılır, yurt yağmalanır ve büyük ölçüde tahrip edilir. Salur Kazan’ın annesi, eşi Burla Hatun, kırk bey kızı ve oğlu Uruz esir alınır. Ardından Şöklü Melik, Kapılı Derbent’te bulunan on bin koyunu ele geçirmek amacıyla altı yüz asker daha gönderir.
Koyunları korumakla görevli Karacık Çoban, kardeşleri Kıyan Gücü ve Demir Gücü ile birlikte düşmana karşı büyük bir direniş gösterir. Sapanıyla çok sayıda düşmanı etkisiz hâle getirir. Çatışma sırasında kardeşleri şehit olur, kendisi ise yaralanmasına rağmen sürüyü teslim etmez. Avdan dönen Salur Kazan, yurdunun harap edildiğini görünce izleri takip ederek Karacık Çoban’a ulaşır ve yaşananları ondan öğrenir. İlk anda öfkeyle çobanı suçlasa da gerçeği anlayınca pişman olur ve onunla birlikte Gürcistan üzerine yürümeye karar verir.
Bu sırada Şöklü Melik, Burla Hatun’u aşağılamak amacıyla çeşitli planlar yapar. Burla Hatun, kırk bey kızıyla yer değiştirerek kimliğini gizlemeyi başarır. Bunun üzerine Şöklü Melik, Burla Hatun’u ortaya çıkarmak için Uruz’u öldürüp etini kadınlara yedirmeyi planlar. Durumu öğrenen Burla Hatun, bunu oğluna anlatır. Uruz ise annesinin namusunu korumak uğruna canını feda etmeye razı olur.
Uruz idam edilmek üzere darağacına götürülürken Salur Kazan ve Karacık Çoban yetişir. Taraflar arasında büyük bir savaş başlar. Salur Kazan düşman saflarına saldırırken Karacık Çoban da sapanıyla düşman ordusuna ağır kayıplar verdirir. Kısa süre sonra Kara Göne, Kara Budak, Aruz Koca, Büğdüz Emen ve Bamsı Beyrek başta olmak üzere Oğuz beyleri de savaşa katılır. Gerçekleşen çarpışma sonunda kâfir ordusu bozguna uğratılır ve Şöklü Melik öldürülür.
Savaşın ardından Salur Kazan, ailesini ve yurdunu kurtararak büyük ganimetlerle geri döner. Gösterdiği üstün cesaret ve sadakat nedeniyle Karacık Çoban’ı tavlacıbaşı olarak görevlendirir. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, bu boyu destanlaştırır ve dua ederek anlatıyı tamamlar.
Kronolojik Olay Akışı
• Salur Kazan, Oğuz beylerini Aladağ’a ava götürür; yurdunda ise oğlu Uruz’u bırakır.
• Oğuzlar arasında bulunan bir casus, bu durumu Şöklü Melik’e bildirir.
• Şöklü Melik, yedi bin kişilik ordusuyla Salur Kazan’ın yurduna baskın düzenler; Burla Hatun, Uruz ve diğer Oğuzlar esir alınır.
• Şöklü Melik, Kapılı Derbent’te bulunan koyunları ele geçirmek amacıyla altı yüz asker gönderir.
• Karacık Çoban, kardeşleriyle birlikte koyunları korumak için düşmana karşı direnir. Kardeşleri şehit olur; kendisi ise koyunları düşmana teslim etmez.
• Avdan dönen Salur Kazan, yurdunun yağmalandığını görür ve Karacık Çoban’dan yaşananları öğrenir.
• Salur Kazan ile Karacık Çoban, esirleri kurtarmak amacıyla Gürcistan üzerine yürür.
• Şöklü Melik, Burla Hatun’u aşağılamak ister. Planı başarısız olunca Uruz’un idam edilmesini emreder.
• Burla Hatun, yaşananları Uruz’a anlatır. Uruz, annesinin namusunu korumak uğruna ölümü göze alır.
• Uruz idam edilmek üzereyken Salur Kazan yetişir ve taraflar arasında büyük bir savaş başlar.
• Kara Göne, Kara Budak, Aruz Koca, Büğdüz Emen ve Bamsı Beyrek başta olmak üzere Oğuz beyleri savaşa katılarak Salur Kazan’a destek verir.
• Yapılan savaş sonucunda kâfir ordusu yenilgiye uğratılır ve Şöklü Melik öldürülür.
• Salur Kazan, ailesini ve yurdunu kurtarır; gösterdiği fedakârlık nedeniyle Karacık Çoban’ı ödüllendirir.
• Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua eder.
Kam Püre'nin Oğlu Bamsı Beyrek Hikâyesi
Bay Büre’nin erkek, Bay Bîcan’ın ise kız çocuğu bulunmamaktadır. Oğuz beylerinin ettikleri duaların kabul edilmesi sonucunda Bay Büre’nin Beyrek adında bir oğlu, Bay Bîcan’ın ise Banı Çiçek adında bir kızı dünyaya gelir. Çocuklar, daha bebekken beşik kertmesi geleneği doğrultusunda nişanlanır. Zamanla büyüyen Beyrek, gösterdiği yiğitlik sayesinde ad alır. Daha sonra Banı Çiçek ile karşılaşır; birlikte çeşitli yarışmalara katılır ve birbirlerini tanıdıktan sonra nişan yüzüğü takarlar.
Ancak Banı Çiçek’in ağabeyi Deli Karçar bu evliliğe karşı çıkar. Dede Korkut’un araya girmesi ve nasihatleri sonucunda Deli Karçar ikna olur. Düğün hazırlıkları tamamlanıp evlilik gerçekleşmek üzereyken kâfirler baskın düzenler ve Beyrek’i esir alır. Aradan on altı yıl geçmesine rağmen Beyrek’ten hiçbir haber alınamaz. Bu süreçte Yalancı oğlu Yaltacık, Beyrek’in öldüğünü ileri sürerek Banı Çiçek ile evlenmek ister.
Beyrek ise tutsak bulunduğu zindandan kaçmayı başarır ve kimliğini gizleyerek “Deli Ozan” kılığıyla düğünün yapıldığı yere gelir. Burada sergilediği hünerler sayesinde Banı Çiçek onun Beyrek olduğunu anlar. Ardından Beyrek gerçek kimliğini açıklar ve Yalancı oğlu Yaltacık herkesin önünde mahcup olur. Bay Büre de oğlunun kanını gözlerine sürmesiyle yeniden görmeye başlar. Hikâyenin sonunda Beyrek ile Banı Çiçek evlenir, kırk gün kırk gece süren düğün yapılır. Dede Korkut’un gelerek dua etmesiyle boy sona erer.
Kronolojik Olay Akışı
• Oğuz beylerinin duaları sonucunda Bay Büre’nin Beyrek, Bay Bîcan’ın ise Banı Çiçek adında çocukları dünyaya gelir.
• Beyrek ile Banı Çiçek beşik kertmesi geleneğiyle nişanlanır.
• Beyrek büyüyüp yiğitlik göstererek ad alır; Banı Çiçek ile karşılaşır, yarışır ve nişan yüzüğü takar.
• Deli Karçar evliliğe karşı çıkar; Dede Korkut’un araya girmesiyle ikna olur.
• Düğün sırasında kâfirler baskın düzenler ve Beyrek’i esir alır.
• Beyrek’ten on altı yıl boyunca haber alınamaz.
• Yalancı oğlu Yaltacık, Beyrek’in öldüğünü söyleyerek Banı Çiçek ile evlenmek ister.
• Beyrek zindandan kaçar ve Deli Ozan kılığına girerek düğün yerine gelir.
• Banı Çiçek, Beyrek’i tanır; Beyrek gerçek kimliğini açıklar.
• Yalancı oğlu Yaltacık rezil olur; Bay Büre yeniden gözlerine kavuşur.
• Beyrek ile Banı Çiçek evlenir ve kırk gün kırk gece düğün yapılır.
• Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua eder.
Kazan Oğlu Uruz Bey'in Tutsak Olduğu Hikâye
Oğuz beylerinden Salur Kazan, büyük bir ziyafet düzenler. Ziyafet sırasında oğlu Uruz’a baktığında onun henüz savaş tecrübesi kazanmadığını düşünerek hüzünlenir. Uruz ise bu duruma karşılık, babasının kendisine savaş eğitimi vermediğini ifade eder. Bunun üzerine Salur Kazan, oğlunun tecrübe kazanmasını sağlamak amacıyla onu ava ve eğitim için dağlara götürür.
Av sırasında kâfirler ani bir baskın düzenler. Salur Kazan, oğlunu tehlikeden uzak tutmak istese de Uruz, kendisini kanıtlamak amacıyla savaşa katılır. Büyük bir cesaretle mücadele ederek birçok düşmanı etkisiz hâle getirir. Ancak savaşın sonunda esir düşer; yanında bulunan kırk yiğit arkadaşı ise şehit olur.
Salur Kazan, oğlunun esir düştüğünü öğrenince derin bir üzüntü yaşar. Eşi Burla Hatun da aynı acıyı paylaşır. Bunun üzerine Salur Kazan, oğlunu kurtarmak amacıyla derhâl harekete geçer. Esir edilen Uruz ise kâfirler tarafından ordugâh kapısında çiğnenerek öldürülmek üzere bekletilir.
Tam bu sırada Salur Kazan yetişerek tek başına düşmanla savaşmaya başlar. Ardından Kara Göne, Deli Dündar, Bamsı Beyrek ve diğer Oğuz beyleri de savaşa katılarak ona destek verir. Şiddetli çatışmaların yaşandığı savaşta Burla Hatun da kılıç kuşanarak mücadeleye katılır ve düşmanın yenilgiye uğratılmasında önemli rol oynar. Böylece Uruz esaretten kurtarılır.
Zaferin ardından büyük bir şölen düzenlenir. Salur Kazan, oğlunun gösterdiği yiğitliği kutlar ve onun sağ salim kurtarılmış olmasına şükreder. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua ederek anlatıyı tamamlar.
Kronolojik Olay Akışı
• Salur Kazan, Oğuz beylerine büyük bir ziyafet verir ve oğlu Uruz’un henüz savaş tecrübesi kazanmamış olmasına üzülür.
• Uruz, babasına savaş eğitimi almadığını söyler. Bunun üzerine Salur Kazan, onu ava ve eğitim amacıyla dağlara götürür.
• Av sırasında kâfirler saldırıya geçer. Uruz, kendini kanıtlamak için savaşa katılır.
• Uruz, büyük bir yiğitlik göstererek birçok düşmanı öldürür; ancak savaşın sonunda esir düşer. Yanındaki kırk yiğit de şehit olur.
• Salur Kazan ve Burla Hatun, Uruz’un esir düştüğünü öğrenince büyük üzüntü yaşar.
• Salur Kazan, oğlunu kurtarmak amacıyla harekete geçer.
• Kâfirler, Uruz’u ordugâh kapısında öldürmeye hazırlanır.
• Salur Kazan yetişerek düşmanla savaşmaya başlar.
• Kara Göne, Deli Dündar, Bamsı Beyrek ve diğer Oğuz beyleri savaşa katılarak Salur Kazan’a destek verir.
• Burla Hatun da savaşa katılır ve düşmanın yenilgiye uğratılmasına katkı sağlar.
• Uruz esaretten kurtarılır ve Oğuzlar zafer kazanır.
• Zaferin ardından büyük bir şölen düzenlenir. Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua eder.
Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Hikâyesi
Duha Koca’nın oğlu Deli Dumrul, büyük bir güce ve cesarete sahip olmasına rağmen bu özelliklerini yerinde kullanmayan, sürekli kavga arayan bir yiğittir. Kuru bir çayın üzerine köprü yaptırır; köprüden geçenlerden otuz üç, geçmeyenlerden ise zorla kırk akçe alarak gücünü insanlara karşı gösterir. Bir gün bir obada, genç bir kişinin ölümüne ağıt yakan insanlarla karşılaşır. Gencin canının Azrail tarafından alındığını öğrenince öfkeye kapılır ve Azrail’e meydan okur.
Deli Dumrul’un bu küstah tavrı Allah’ın hoşuna gitmez ve Azrail’i onun canını almakla görevlendirir. Azrail karşısına çıktığında Deli Dumrul büyük bir korkuya kapılır. İlk olarak onunla mücadele etmeye çalışsa da başarılı olamaz. Bunun üzerine Allah’a yalvararak canının bağışlanmasını ister. Allah ise, kendi yerine canını verecek birini bulması hâlinde bağışlanacağını bildirir.
Deli Dumrul önce babasına, ardından annesine giderek kendi yerine canlarını vermelerini ister. Ancak anne ve babası bu isteği kabul etmez. Son olarak eşi Aykız, hiçbir tereddüt göstermeden onun yerine canını vermeye razı olur. Bunun üzerine Deli Dumrul yeniden Allah’a dua eder ve eşinin de canının bağışlanmasını diler.
Allah, Deli Dumrul ile Aykız arasındaki sevgi, bağlılık ve fedakârlığı karşılıksız bırakmaz. Her ikisini de affederek onlara yüz kırk yıllık ömür bağışlar. Buna karşılık, canlarını vermeyi kabul etmeyen anne ve babasının canı alınır. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua ederek anlatıyı tamamlar.
Kronolojik Olay Akışı
• Deli Dumrul, kuru bir çayın üzerine köprü yaptırır, köprüden geçenlerden otuz üç, geçmeyenlerden ise zorla kırk akçe alır.
• Bir obada genç bir kişinin ölümüne ağıt yakıldığını görür ve gencin canını Azrail’in aldığını öğrenince Azrail’e meydan okur.
• Deli Dumrul’un bu tavrı Allah’ın hoşuna gitmez ve Azrail’i onun canını almakla görevlendirir.
• Azrail karşısına çıkınca Deli Dumrul onunla savaşmaya çalışır; ancak başarılı olamaz.
• Deli Dumrul, Allah’a yalvararak canının bağışlanmasını ister. Allah, kendi yerine canını verecek birini bulması şartıyla bu isteği kabul edeceğini bildirir.
• Deli Dumrul, önce babasına, ardından annesine gider; ancak ikisi de canlarını vermeyi kabul etmez.
• Son olarak eşi Aykız, Deli Dumrul’un yerine canını vermeye razı olur.
• Deli Dumrul, Allah’a yeniden dua ederek eşinin de canının bağışlanmasını ister.
• Allah, Deli Dumrul ile Aykız’ın sevgi ve fedakârlığını ödüllendirir; ikisini affederek onlara yüz kırk yıllık ömür verir.
• Anne ve babasının canı alınır.
• Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua ederek hikâyeyi sonlandırır.
Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı Hikâyesi
Kan Turalı, Oğuz ili içerisinde yaşayan, yiğitliği, cesareti ve yakışıklılığıyla tanınan bir gençtir. Babası Kanglı Koca, oğlunun evlenme vaktinin geldiğini düşünerek ona uygun bir eş bulmak ister. Ancak Kan Turalı, sıradan bir eş istemediğini; kendisi kadar cesur, savaşçı ve güçlü bir kadınla evlenmeyi arzuladığını ifade eder. Hayalindeki eşi, kendisinden önce ata binecek, kendisinden önce harekete geçecek ve düşmana ondan önce ulaşacak kadar yiğit biri olarak tanımlar.
Bunun üzerine Kanglı Koca, oğluna uygun bir eş bulabilmek amacıyla İç ve Dış Oğuz illerini dolaşır. Aradığı niteliklere sahip bir kız bulamayınca, Trabzon Beyi’nin kızı Selcen Hatun’un hem güzelliği hem de savaşçılığıyla ün saldığını öğrenir. Ancak Selcen Hatun ile evlenebilmek için, talip olan kişinin kara boğa, boz arslan ve sarı buğra olmak üzere üç azgın hayvanı yenmesi gerekmektedir.
Kan Turalı bu zorlu şartı kabul ederek Trabzon’a gider. Sırasıyla kara boğayı, boz arslanı ve sarı buğrayı yenerek büyük bir yiğitlik sergiler. Bu mücadeleler sırasında Selcen Hatun da Kan Turalı’nın cesaretinden etkilenerek ona gönül verir. Trabzon Beyi başlangıçta kızını vermeyi kabul etse de daha sonra kararından vazgeçer ve peşlerinden asker gönderir.
Dönüş yolunda Kan Turalı ile Selcen Hatun konaklamak amacıyla bir çadır kurar. Kan Turalı uyurken Selcen Hatun tehlikeyi sezerek nöbet tutmaya başlar. Kısa süre sonra peşlerinden gelen düşmanları fark eder ve Kan Turalı’yı uyandırır. İkili, düşman kuvvetlerine karşı birlikte savaşır. Çatışma sırasında Kan Turalı yaralanır ve gözlerine dolan kan nedeniyle göremez hâle gelir. Bunun üzerine Selcen Hatun büyük bir cesaret göstererek onu kurtarır ve düşmanları bozguna uğratır.
Kan Turalı, eşinin gösterdiği kahramanlık nedeniyle ona büyük bir minnet duyar. Bununla birlikte, bu olayın başkaları tarafından dile getirilmesinden rahatsızlık hisseder. Selcen Hatun ise alçakgönüllü tavrını koruyarak eşine destek olmaya devam eder. Hikâyenin sonunda Oğuz yurduna dönerler. Kanglı Koca tarafından büyük bir düğün düzenlenir ve Kan Turalı ile Selcen Hatun muratlarına erer. Dede Korkut’un gelerek dua etmesi ve nasihatlerde bulunmasıyla boy sona erer.
Kronolojik Olay Akışı
• Kanglı Koca, oğlu Kan Turalı’nın evlenme zamanının geldiğini düşünür.
• Kan Turalı, kendisi gibi cesur ve savaşçı bir eş istediğini söyler.
• Kanglı Koca, İç ve Dış Oğuz illerinde uygun bir eş arar; ancak aradığı özelliklere sahip birini bulamaz.
• Trabzon Beyi’nin kızı Selcen Hatun’un güzelliği ve savaşçılığıyla tanındığını öğrenir.
• Kan Turalı, Selcen Hatun ile evlenebilmek için kara boğa, boz arslan ve sarı buğrayı yenmeyi kabul eder.
• Kan Turalı, sırasıyla kara boğayı, boz arslanı ve sarı buğrayı yenerek bu zorlu görevi başarır.
• Selcen Hatun, Kan Turalı’nın yiğitliğinden etkilenerek ona gönül verir.
• Trabzon Beyi önce evliliğe razı olur; daha sonra kararını değiştirerek peşlerinden asker gönderir.
• Dönüş yolunda Selcen Hatun, tehlikeyi fark ederek Kan Turalı’yı uyandırır.
• Kan Turalı ile Selcen Hatun, düşman kuvvetlerine karşı birlikte savaşır.
• Savaş sırasında Kan Turalı yaralanır; Selcen Hatun onu kurtararak düşmanları bozguna uğratır.
• Kan Turalı ile Selcen Hatun Oğuz yurduna döner.
• Kanglı Koca büyük bir düğün düzenler; Kan Turalı ile Selcen Hatun evlenir.
• Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua eder.
Kazılık Koca Oğlu Yigenek Hikâyesi
Oğuz Hanı Bayındır Han’ın akıllı, cesur ve faziletli veziri Kazılık Koca, kâfirlerle savaşmak için Bayındır Han’dan izin alarak Karadeniz kıyısında bulunan Düzmürd Kalesi üzerine sefere çıkar. Burada kalenin hâkimi olan Arşın oğlu Direk Tekfur ile yaptığı mücadelede yenilgiye uğrar, esir alınır ve zindana kapatılır.
Kazılık Koca’nın oğlu Yegenek, babasının esir düştüğü dönemde dünyaya gelir. Aradan yıllar geçer; Yegenek büyüyüp yiğit bir alp olur. Bir tartışma sırasında babasının öldüğünü sandığı hâlde aslında bir kâfirin elinde esir olduğunu öğrenir. Bunun üzerine Bayındır Han’dan izin alarak babasını kurtarmak amacıyla askerleriyle birlikte Düzmürd Kalesi’ne doğru yola çıkar. Daha önce kaleyi altı kez kuşatan dayısı Emen, Yegenek’i bu seferden vazgeçirmeye çalışır. Ancak Yegenek, amacının ganimet elde etmek değil, babasını kurtarmak olduğunu belirterek kararından vazgeçmez.
Düzmürd Kalesi önünde şiddetli savaşlar yaşanır. Oğuz’un birçok güçlü yiğidi Direk Tekfur karşısında başarı sağlayamaz. Bunun üzerine Yegenek Allah’a dua eder. Dualarının kabul edilmesiyle büyük bir cesaret göstererek Direk Tekfur ile mücadeleye girişir ve onu kılıcıyla öldürür. Ardından kaleyi fetheder ve babası Kazılık Koca’yı zindandan kurtarır.
Kazılık Koca, kendisini kurtaran yiğidin oğlu Yegenek olduğunu başlangıçta fark edemez. Yegenek kimliğini açıklayınca baba ile oğul yıllar süren ayrılığın ardından hasretle kavuşur. Kalenin fethedilmesiyle birlikte bölge Müslümanların hâkimiyetine geçer ve kilise mescide çevrilir. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, Yegenek’in gösterdiği yiğitliği över; dua ve nasihatleriyle boyu sonlandırır.
Kronolojik Olay Akışı
• Kazılık Koca, Bayındır Han’dan izin alarak Düzmürd Kalesi üzerine sefere çıkar.
• Kazılık Koca, Arşın oğlu Direk Tekfur ile yaptığı savaşta yenilir, esir düşer ve zindana atılır.
• Kazılık Koca’nın oğlu Yegenek dünyaya gelir ve zamanla yiğit bir alp olarak yetişir.
• Yegenek, babasının ölmediğini, Düzmürd Kalesi’nde esir tutulduğunu öğrenir.
• Bayındır Han’dan izin alarak babasını kurtarmak amacıyla askerleriyle birlikte yola çıkar.
• Dayısı Emen, daha önce kaleyi ele geçiremediğini söyleyerek Yegenek’i vazgeçirmeye çalışır; ancak o, kararından dönmez.
• Düzmürd Kalesi önünde büyük savaşlar yaşanır. Oğuz yiğitleri Direk Tekfur’u yenmeyi başaramaz.
• Yegenek Allah’a dua eder, ardından Direk Tekfur ile savaşarak onu öldürür.
• Yegenek kaleyi fetheder ve babası Kazılık Koca’yı zindandan kurtarır.
• Yegenek kimliğini açıklar; baba ile oğul yıllar sonra kavuşur.
• Kale Müslümanların hâkimiyetine geçer ve kilise mescide çevrilir.
• Dede Korkut gelir, Yegenek’in yiğitliğini över, boyu destanlaştırır ve dua eder.
Basat'ın Tepegözü Öldürdüğü Hikâye
Aruz Koca’nın küçük oğlu, bir gece gerçekleşen kâfir baskını sırasında kaybolur. Onu bulan bir yırtıcı, kendi yavrularıyla birlikte büyütür. Aradan yıllar geçtikten sonra çocuk bulunur; ancak uzun süre vahşi yaşamda kaldığı için insan davranışlarından uzak bir hâle gelmiştir. Bunun üzerine Dede Korkut devreye girerek onu eğitir, konuşmayı öğretir ve kendisine Basat adını verir.
Aynı dönemde bir çoban, peri kızlarını rahatsız eder. Bu olay sonucunda peri kızlarından biri çobandan hamile kalır ve bir yıl sonra Tepegöz adında tek gözlü bir yaratık dünyaya gelir. Tepegöz büyüdükçe vahşi, acımasız ve insanlara zarar veren bir varlığa dönüşür. İnsan eti yemeye başlar ve olağanüstü gücü nedeniyle kimse ona karşı koyamaz. Annesi tarafından kendisine tılsımlı bir yüzük ile sihirli iki kılıç verilir. Bu sayede ok, mızrak ve kılıç gibi silahlar ona zarar veremez.
Tepegöz, Oğuzlara büyük felaketler yaşatır ve birçok kişinin ölümüne neden olur. Onu yenemeyen Oğuzlar, Dede Korkut’un aracılığıyla Tepegöz ile anlaşmak zorunda kalır. Yapılan anlaşmaya göre her gün Tepegöz’e iki insan ve beş yüz koyun verilmesi kararlaştırılır. Bu sırada gazadan dönen Basat, yaşananları öğrenince büyük bir öfkeye kapılır ve Tepegöz’ü öldürmeye karar verir. Onunla yaptığı ilk mücadelede başarılı olamaz. Ancak zamanla Tepegöz’ün en zayıf noktasının tek gözü olduğunu fark eder. Kızgın bir şişle gözüne saldırarak onu kör eder. Ardından zekâsını kullanarak Tepegöz’ün tılsımlı yüzüğünü ele geçirir ve onu güçsüz bırakır.
Son aşamada, tılsımlı kılıcı kullanarak Tepegöz’ü öldürür ve Oğuzları büyük bir felaketten kurtarır. Gösterdiği bu üstün cesaret ve kahramanlık sayesinde Basat büyük bir ün kazanır. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, Basat’ı över, dua eder ve boyu destanlaştırarak anlatıyı tamamlar.
Kronolojik Olay Akışı
• Aruz Koca’nın küçük oğlu, bir gece gerçekleşen kâfir baskını sırasında kaybolur.
• Kaybolan çocuk bir yırtıcı tarafından bulunur ve yırtıcı yavrularıyla birlikte büyütülür.
• Çocuk yıllar sonra bulunur. Dede Korkut onu eğitir, konuşmayı öğretir ve Basat adını verir.
• Bir çoban, peri kızlarını rahatsız eder. Peri kızlarından biri bir yıl sonra Tepegöz’ü dünyaya getirir.
• Tepegöz büyüyerek insanlara zarar vermeye başlar. Annesinin verdiği tılsımlı yüzük sayesinde hiçbir silah ona etki etmez.
• Tepegöz, Oğuzlara büyük zarar verir ve birçok kişiyi öldürür.
• Dede Korkut’un aracılığıyla Tepegöz ile anlaşma yapılır; her gün ona iki insan ve beş yüz koyun verilmesi kararlaştırılır.
• Gazadan dönen Basat, yaşananları öğrenir ve Tepegöz’ü öldürmeye karar verir.
• Basat, Tepegöz ile savaşır; onun zayıf noktasının tek gözü olduğunu keşfeder.
• Basat, kızgın bir şişle Tepegöz’ün gözünü kör eder.
• Tepegöz’ün tılsımlı yüzüğünü ele geçirerek onu güçsüz hâle getirir.
• Basat, tılsımlı kılıçla Tepegöz’ü öldürür ve Oğuzları büyük bir tehlikeden kurtarır.
• Dede Korkut gelir, Basat’ı över, boyu destanlaştırır ve dua eder.
Begil Oğlu Emren Hikâyesi
Bayındır Han, her yıl Gürcistan’dan gönderilen değerli vergilerin yerine bu kez yalnızca bir at, bir kılıç, bir yay ve bir gürzün gönderildiğini görünce büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Bunun üzerine Dede Korkut, bu hediyelerin Gürcistan sınırını koruyacak yiğit bir beye verilmesini önerir. Bu görevi Begil üstlenir ve dokuz yüz yiğidiyle birlikte sınır bölgesine giderek burada bir karakol kurar. Uzun yıllar boyunca sınırı başarıyla koruyarak görevini eksiksiz yerine getirir.
Bir gün Bayındır Han, Begil’i divanına davet ederek kendisine çeşitli hediyeler verir. Divanda yapılan av sohbeti sırasında Salur Kazan, Begil’in başarısını küçümseyerek onun gösterdiği hünerin kendisinden değil, bindiği attan kaynaklandığını ifade eder. Bu sözler Begil’i derinden incitir. Bunun üzerine Bayındır Han’ın verdiği hediyeleri iade ederek yurduna döner. Bir av sırasında yaralı bir geyiği takip ederken atıyla birlikte uçurumdan düşer ve bacağını kırar. Yaralandığını çevresinden gizlemeye çalışsa da bu haber kısa sürede Gürcistan Tekfuru’na ulaşır. Fırsatı değerlendirmek isteyen Tekfur, otuz bin kişilik ordusuyla Oğuz yurduna saldırı düzenler.
Begil, oğlu Emren’i Bayındır Han’dan yardım istemesi için göndermeyi düşünür. Ancak Emren, yardım istemeyi kabul etmez. Babasının zırhını kuşanarak üç yüz yiğitle birlikte düşmanın karşısına çıkar. Önce düşman askerleriyle sözlü mücadeleye girişir, ardından Gürcistan Tekfuru ile bire bir savaşır. Çatışma sırasında ağır darbeler alsa da Allah’a dua eder. Cebrail’in yardımıyla yeniden güç kazanarak Tekfur’u yenmeyi başarır. Bunun üzerine Tekfur Müslüman olur, ordusu ise savaş meydanından kaçar. Emren, kazandığı zaferin ardından yurduna dönerek babasına müjdeyi verir. Begil, oğlunun gösterdiği yiğitlikten dolayı onu ödüllendirir. Bayındır Han da Emren’i onurlandırır. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, dua ederek boyu sonlandırır.
Kronolojik Olay Akışı
• Bayındır Han, Gürcistan’dan bu yıl yalnızca bir at, bir kılıç, bir yay ve bir gürz gönderildiğini görünce üzülür.
• Dede Korkut’un önerisiyle bu hediyeler, Gürcistan sınırını koruyacak yiğit bir beye verilmesine karar verilir.
• Begil, görevi kabul ederek dokuz yüz yiğidiyle birlikte sınır bölgesine gider ve karakol kurar.
• Begil, uzun yıllar boyunca Gürcistan sınırını başarıyla korur.
• Bayındır Han, Begil’i divanına çağırarak onu hediyelerle ödüllendirir.
• Salur Kazan, Begil’in başarısını küçümseyen sözler söyler. Buna kırılan Begil, hediyeleri iade ederek yurduna döner.
• Begil, av sırasında atıyla birlikte uçurumdan düşer ve bacağını kırar.
• Begil’in yaralandığını öğrenen Gürcistan Tekfuru, otuz bin kişilik ordusuyla Oğuz yurduna saldırır.
• Begil, oğlu Emren’i yardım istemesi için göndermek ister; ancak Emren bunu kabul etmez.
• Emren, babasının zırhını giyerek üç yüz yiğitle düşmanın karşısına çıkar.
• Emren, Gürcistan Tekfuru ile savaşır; Allah’a dua eder ve Cebrail’in yardımıyla Tekfur’u yenmeyi başarır.
• Tekfur Müslüman olur, düşman ordusu ise kaçır.
• Emren zaferle yurduna döner; Begil ve Bayındır Han tarafından ödüllendirilir.
• Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua eder.
Uşun Koca Oğlu Segrek Hikâyesi
Uşun Koca’nın Eğrek ve Seğrek adında iki oğlu vardır. Büyük oğlu Eğrek, cesareti ve yiğitliğiyle tanınan bir alptır. Bir gün Salur Kazan’ın meclisinde küçümsenmesi üzerine kendisini kanıtlamak amacıyla akına çıkar. Ancak Kara Tekfur’un kurduğu tuzağa düşer. Yanındaki yiğitler öldürülür, Eğrek ise esir alınarak Alınca Kalesi’ndeki zindana hapsedilir ve uzun yıllar burada tutsak kalır.
Ailesi, Eğrek’in esir düştüğü gerçeğini küçük oğulları Seğrek’ten uzun süre gizler. Aradan yıllar geçtikten sonra Seğrek, katıldığı bir düğünde çocukların konuşmalarından ağabeyinin ölmediğini, esir tutulduğunu öğrenir. Bu gerçeği kendisinden saklayan ailesine kırılır ve ağabeyini kurtarmaya karar verir. Ailesi ile nişanlısı Balkaymak’ın bütün ısrarlarına rağmen kararından vazgeçmez. Hatta gerdek gecesinde bile ağabeyini kurtarmadan muradına ermeyeceğine dair yemin eder.
Seğrek, ağabeyini kurtarmak amacıyla yola çıkar. Yolculuğu sırasında Kara Tekfur’un askerleriyle karşılaşır ve gösterdiği büyük yiğitlik sayesinde onları bozguna uğratır. Bunun üzerine Kara Tekfur, Seğrek’i ele geçirebilmek amacıyla zindandaki Eğrek’i serbest bırakır. Ancak iki kardeş uzun yıllardır birbirlerini görmedikleri için ilk karşılaşmalarında birbirlerini tanıyamaz. Aralarında geçen konuşmaların ardından kardeş olduklarını anlar, hasretle kucaklaşırlar. Daha sonra birlikte düşman üzerine yürüyerek Kara Tekfur’un askerlerini yenilgiye uğratırlar.
İki kardeş birlikte Oğuz yurduna döner. Aileleri ve Oğuz beyleri tarafından büyük bir sevinçle karşılanırlar. Uşun Koca oğullarına kavuşmanın mutluluğunu yaşarken, Eğrek evlendirilir ve yedi gün yedi gece süren bir düğün düzenlenir. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua ederek anlatıyı tamamlar.
Kronolojik Olay Akışı
• Eğrek, Salur Kazan’ın meclisinde küçümsenince akına çıkar.
• Eğrek, Kara Tekfur’un kurduğu tuzağa düşer; yanındaki yiğitler öldürülür, kendisi esir alınarak Alınca Kalesi’ndeki zindana hapsedilir.
• Ailesi, Eğrek’in esir düştüğünü yıllarca Seğrek’ten gizler.
• Seğrek, bir düğünde ağabeyinin esir olduğunu öğrenir ve onu kurtarmaya karar verir.
• Ailesi ile nişanlısı Balkaymak, Seğrek’i kararından vazgeçiremez.
• Seğrek, ağabeyini kurtarmak için yola çıkar.
• Seğrek, Kara Tekfur’un askerleriyle savaşır ve onları bozguna uğratır.
• Kara Tekfur, Seğrek’i ele geçirmek amacıyla Eğrek’i serbest bırakır.
• Eğrek ile Seğrek karşılaşır; başlangıçta birbirlerini tanıyamazlar, daha sonra kardeş olduklarını anlayarak kavuşurlar.
• İki kardeş birlikte Kara Tekfur’un askerlerine saldırır ve düşmanı yenilgiye uğratır.
• Eğrek ile Seğrek Oğuz yurduna döner ve büyük bir sevinçle karşılanır.
• Eğrek evlendirilir ve yedi gün yedi gece süren düğün yapılır.
• Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua eder.
Salur Kazan'ın Oğlu Uruz'un Tutsaklıktan Çıkardığı Hikâye
Salur Kazan, Trabzon Tekfuru tarafından gönderilen özel bir şahini takip ettiği sırada kurulan bir tuzağa düşer. Şahinin peşinden uzaklaşan Kazan Bey, bir subaşında dinlenirken uykuya dalar. Bu fırsattan yararlanan Tekfur’un askerleri onu uykuda yakalayarak esir alır ve Toman Kalesi’ndeki zindana hapseder. Kazan Bey, uzun yıllar boyunca çeşitli yerlerde tutsak tutulur; hatta bir süre domuz ahırında bile yaşamak zorunda bırakılır.
Babasının esir düştüğünden habersiz büyüyen Uruz, gerçeği öğrendiğinde onu kurtarmaya karar verir. Bu amaçla yola çıkan Uruz’a amcası Kara Göne, Bamsı Beyrek, Dönebilmez Dölek Evren, Alp Rüstem ve diğer Oğuz beyleri de katılır. Bu sırada kâfirler, Salur Kazan’ı zorla meydana çıkararak dövüştürmek ister. Oğuz beyleri ise onun kim olduğunu bilmeden sırayla karşısına çıkar; ancak hiçbiri Kazan Bey karşısında başarılı olamaz.
Sonunda Uruz da babasının karşısına çıkar. Birbirlerini tanımadan yaptıkları mücadelede Uruz, Kazan Bey’i ağır şekilde yaralar. Tam son darbeyi vuracağı sırada Kazan Bey kimliğini açıklar. Gerçeği öğrenen Uruz büyük bir pişmanlık duyar, gözyaşları içinde babasından af diler. Salur Kazan da oğlunu bağrına basarak onu affeder. Bu olayın ardından Oğuz beyleri de Kazan Bey’i tanır ve etrafında toplanır. Başlayan savaşta kâfirler yenilgiye uğratılır, Toman Kalesi fethedilir ve kilise mescide çevrilir. Elde edilen büyük ganimetlerle birlikte Salur Kazan yurduna döner. Kızı ve gelini tarafından karşılanan Kazan Bey için büyük bir şölen düzenlenir. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua ederek anlatıyı tamamlar.
Kronolojik Olay Akışı
• Salur Kazan, Trabzon Tekfuru’nun gönderdiği şahini takip ederken tuzağa düşer.
• Tekfur’un askerleri, uykuda yakaladıkları Salur Kazan’ı esir alarak Toman Kalesi’ndeki zindana hapseder.
• Salur Kazan, uzun yıllar boyunca çeşitli yerlerde tutsak tutulur.
• Uruz, babasının esir olduğunu öğrenir ve onu kurtarmak için yola çıkar.
• Kara Göne, Bamsı Beyrek, Dönebilmez Dölek Evren, Alp Rüstem ve diğer Oğuz beyleri Uruz’a katılır.
• Kâfirler, Salur Kazan’ı zorla meydana çıkararak dövüştürür.
• Oğuz beyleri, Salur Kazan’ı tanımadan onunla sırayla savaşır; ancak başarılı olamaz.
• Uruz da babasını tanımadan onunla savaşır ve Salur Kazan’ı ağır şekilde yaralar.
• Salur Kazan kimliğini açıklar; Uruz babasını tanır ve ondan af diler.
• Oğuz beyleri Salur Kazan’ın etrafında toplanarak kâfirlere karşı saldırıya geçer.
• Kâfirler yenilir; Toman Kalesi fethedilir ve kilise mescide çevrilir.
• Salur Kazan, büyük ganimetlerle yurduna döner ve ailesi tarafından karşılanır.
• Büyük bir şölen düzenlenir.
• Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua eder.
İç Oğuz'un Dış Oğuz'a Asi Olup Beyrek'in Öldüğü Hikâye
Salur Kazan, her yıl olduğu gibi bu yıl da İç Oğuz beylerini davet ederek evini gelenek gereği yağmalatır. Ancak bu kez Dış Oğuz beylerini davet etmez. Bu durum, Dış Oğuzların lideri ve aynı zamanda Salur Kazan’ın dayısı olan Aruz Koca’nın büyük bir kırgınlık duymasına neden olur. Kendisine yapılan bu davranışı hakaret olarak değerlendiren Aruz Koca, Salur Kazan’a karşı düşmanlık beslemeye başlar. Yaşananların nedenini öğrenmek isteyen Salur Kazan, Kılbaş adlı beyini Aruz Koca’ya gönderir. Ancak Aruz Koca, Kılbaş’ı sert bir şekilde karşılar ve Salur Kazan’a karşı olan düşmanlığını açıkça dile getirir.
Bunun ardından Aruz Koca, Dış Oğuz beylerini bir araya toplayarak Salur Kazan’a karşı birleşmeleri için yemin ettirir. Daha sonra Salur Kazan’ın en güvendiği yiğitlerden biri olan Bamsı Beyrek’i de kendi taraflarına çekmek amacıyla barış bahanesiyle davet eder. İyi niyetle davete icabet eden Beyrek, burada ihanete uğrar. Kendisinden Salur Kazan’a karşı isyana katılması istenir. Ancak Beyrek, Salur Kazan’a olan bağlılığını ve sadakatini dile getirerek bu teklifi kesin bir şekilde reddeder. Bunun üzerine Aruz Koca, Beyrek’i sakalından tutar ve kılıcıyla uyluğundan ağır şekilde yaralar. Aldığı yara sonucunda Bamsı Beyrek hayatını kaybeder.
Beyrek’in yiğitleri yaşananları Salur Kazan’a bildirir. Büyük bir üzüntü yaşayan Salur Kazan, Beyrek’in ölümünün ardından intikam almaya karar verir ve İç Oğuz beyleriyle birlikte sefere çıkar. İç ve Dış Oğuzlar arasında şiddetli bir savaş yaşanır. Savaş sırasında Salur Kazan, Aruz Koca’yı yaptığı düelloda mızrağıyla öldürür. Ardından kardeşi Kara Göne, Aruz Koca’nın başını keserek savaşı kesin bir zafere dönüştürür.
Savaşın sonunda Dış Oğuz beyleri yaptıklarından pişmanlık duyarak Salur Kazan’dan af diler. Salur Kazan ise Bamsı Beyrek’in kanının yerde kalmadığını düşünerek onları affeder. Aruz Koca’nın evi yağmalanır ve büyük miktarda ganimet elde edilir. Daha sonra Bamsı Beyrek’in hatırasını yaşatmak amacıyla büyük bir ziyafet düzenlenir. Hikâyenin sonunda Dede Korkut gelir, dua ederek boyu sonlandırır.
Kronolojik Olay Akışı
• Salur Kazan, her yıl olduğu gibi evini İç Oğuzlara yağmalatır; ancak bu kez Dış Oğuzları davet etmez.
• Bu duruma öfkelenen Aruz Koca, Salur Kazan’a düşman olur.
• Salur Kazan, yaşananları öğrenmek için Kılbaş’ı Aruz Koca’ya gönderir; Aruz Koca düşmanlığını açıkça ifade eder.
• Aruz Koca, Dış Oğuz beylerini toplayarak Salur Kazan’a karşı birlikte hareket etmeye karar verir.
• Aruz Koca, Bamsı Beyrek’i kendi tarafına çekmek amacıyla barış bahanesiyle davet eder.
• Bamsı Beyrek, Salur Kazan’a bağlı kalacağını söyleyerek isyan teklifini reddeder.
• Aruz Koca, Bamsı Beyrek’i ağır yaralar; Beyrek aldığı yara sonucu hayatını kaybeder.
• Beyrek’in yiğitleri, durumu Salur Kazan’a bildirir.
• Salur Kazan, İç Oğuz beyleriyle birlikte Dış Oğuzlara karşı sefere çıkar.
• Yapılan savaşta Salur Kazan, Aruz Koca’yı düelloda öldürür; Kara Göne de başını keser.
• Dış Oğuz beyleri pişmanlık duyarak Salur Kazan’dan af diler.
• Salur Kazan, Bamsı Beyrek’in intikamı alındığı için Dış Oğuz beylerini affeder.
• Aruz Koca’nın evi yağmalanır ve büyük ganimet elde edilir.
• Bamsı Beyrek’in anısına büyük bir ziyafet düzenlenir.
• Dede Korkut gelir, boyu destanlaştırır ve dua eder.