Konuşma Eğitimi Konusu
Türkçe Öğretmenliği
Türkçe Dersi Öğretim Programı'na göre konuşma eğitimi konusunu Türkçe ÖABT kapsamında ayrıntılı olarak inceleyin. Akıcı konuşma, sözlü üretim, sözlü etkileşim, konuşma becerisi, öğretim stratejileri, değerlendirme süreçleri ve Maarif Modeli uygulamalarını öğrenin.
Konuşma Eğitimi
Konuşma eğitimi, çocuğa konuşmayı öğretmek değildir. Konuşma geliştirilebilir bir dil becerisi olduğundan çeşitli amaçlar doğrultusunda, bu amaçlara ulaşmak için özel yöntemlerle araçlar kullanılarak ve konuşma becerisine özgü değerlendirmeler yapılarak geliştirilebilir. Konuşma öğretimi de yazma öğretimi gibi bazı formüllerin ezberlenmesiyle değil, uygulamayla öğrenilecek bir etkinliktir. Konuşma becerisinin geliştirilmesi için şu noktalar önemlidir:
• Sözcüklerin doğru söylenmesi, yerinde kullanılması.
• Kültür ağzıyla konuşulması.
• Sözcük ve tümce vurgularının doğru kullanılması.
• Büyüklere, küçüklere nezaket sözleriyle seslenilmesi.
• Toplu konuşmalarda söz alma ve konuşma kurallarına, başkalarının söz haklarına, düşünce ve kanılarına saygı gösterilmesi.
Türkçe Öğretim Programı’nda, konuşma öğrenme alanına yönelik olarak “konuşma kurallarını uygulama, sesini ve beden dilini etkili kullanma, hazırlıklı konuşmalar yapma, kendi konuşmasını değerlendirme, kendini sözlü olarak ifade etme alışkanlığı kazanma” amaçlarına yönelik kazanımlara yer verilmiştir.
Konuşma Tür Yöntem ve Teknikleri
İkna Etme: Amaç bir konu hakkındaki fikirlerin dinleyiciler tarafından kabul edilmesini ve benimsenmesini sağlamaktır.
Uygulama: İkna etme yönteminde, fikirleri destekleyecek kaynaklara, güvenilir delillere, sayısal verilere yer vermek; sesini ve beden dilini etkili kullanmak önemlidir. Bu yöntemin sınıf ortamında uygulanmasında seçilen öğrenciler ya da gruplar konu hakkında farklı fikirleri savunarak karşısındakileri savundukları fikirler konusunda ikna etmeye çalışırlar. Bu yöntem uygulanmadan önce kaynaklara ulaşmaları ve delilleri toplamaları için öğrencilere süre verilmelidir.
Eleştirel Konuşma: Amaç belirli bir konuyu olumlu ve olumsuz yanlarıyla ve tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirerek yorum yapma, fikir ve çözüm üretme becerilerini geliştirmektir.
Uygulama: Konuşmacı, seçip sınırlandırmış olduğu konu ile ilgili konuşmasını hiçbir eksik kalmayacak şekilde dinleyicilerin bilgisine sunar. Beğeni ve tepkilerini tarafsız ve bilimsel verilere dayanarak ortaya koyar ve alternatif çözüm önerileri teklif eder.
Katılımlı Konuşma: Amaç: dinleyicileri konuşma sürecine katarak konunun anlaşılmasını kolaylaştırmak ve konuya farklı bakış açıları getirmektir.
Uygulama: Dinleyicileri konuşma sürecine katmak amacıyla konuşma yer yer kesintiye uğratılarak dinleyicilerin duygu, düşünce ve sorularını iletmeleri sağlanır. Bu amaçla konunun ilgi çekici yönleri üzerinde durulmalı, sorular sorularak dinleyicinin konu üzerinde düşünmeleri sağlanmalıdır.
Tartışma: Amaç öğrencilerin bir konu üzerinde olumlu veya olumsuz fikirler yürüterek benimsedikleri fikirleri savunma becerisini geliştirmektir.
Uygulama: Tartışılacak konu öğrenciler tarafından seçilir ve konuyla ilgili gerekli kaynaklar taranarak elde edilen bilgi ve görüşler düzenlenir. Seçilen konu, düşündürücü ve tartışmaya uygun nitelikte olmalı, belirli bir sürede ele alınmalıdır. Sınıfta herkesin düşündüğünü söyleyebileceği serbest bir ortam oluşturulmalıdır. Oluşturulan jüri tarafsız olmalıdır. Öğretmen sınıfça seçilecek bir başkan yönetiminde tartışmayı başlatır.
Başkan
Tartışılan konunun nitelik ve sınırlarını dinleyicilere iyice açıklamalı,
• Tartışma sürecinde konu dışına çıkılmadan, tartışanların düşüncelerini rahatlıkla söyleyebilecekleri bir ortam oluşturmalı,
• Belirlenen yönteme uygun olarak ortaya çıkan fikirleri oylamaya sunmalı ve rapor hazırlatmalı,
• Yerine göre tartışmaya katılmalı, soru sormalı, zaman zaman konuşulanların özetini yapmalı,
• Uzun konuşanlara ve konunun dışına çıkanlara uyarılarda bulunmalı,
• Kendi duygu ve düşüncelerini belirtmekten kaçınmalı, tartışan grubun fikirlerine önderlik ederek tarafsız kalmalıdır.
Tartışmacı
• Tartışma sırasında konuşmacının sözünü kesmemeli,
• Konu dışına çıkmamalı,
• Verdiği örnekler, fikirleri destekleyecek nitelikte olmalı,
• Tartışmanın bir amaç değil, gerçeği bulmak için bir araç olduğunu akıldan çıkarmamalı; karşılıklı saygı ve hoşgörü içerisinde olmasına özen göstermelidir.
Kendisini Karşısındakinin Yerine Koyarak Konuşma (Empati Kurma): Amaç konuşmada, karşısındakinin değer yargılarını, duygu ve düşüncelerini anladığını hissettirerek etkili bir iletişim kurmaktır.
Uygulama: Bir sorunu çözmek, doğruyu aramak veya karşısındakinin sevinçlerine ve sıkıntılarına ortak olmak gibi olumlu iletişim becerilerini geliştirmek için konuşma ortamı oluşturulur. Her hafta bir konu belirlenerek karşısındakini anlama etkinliği yaptırılır.
Güdümlü Konuşma: Amaç öğrencilerin bir konu hakkındaki bilgilerini, duygularını ve düşüncelerini etkili bir şekilde anlatma becerilerini geliştirmektir.
Uygulama: Öğretmen tarafından belirli bir konu seçilerek sınıfın gündemine alınır. Konu hakkında öğrenciler bilgilendirilir. Sınıfta konuyla ilgili beyin fırtınası yapılır. Birkaç öğrenci seçilerek konu hakkındaki duygu, düşünce ve hayallerini iki dakika içinde ifade etmeleri sağlanır.
Kelime ve Kavram Havuzundan Seçerek Konuşma: Amaç öğrencilerin öğrendikleri kelime, kavram, atasözü ve deyimleri anlatımlarında kullanmalarını sağlayarak söz varlıklarını ve ifade güçlerini zenginleştirmektir.
Uygulama: Öğretmen tarafından kelime ve kavramların yer aldığı bir havuz oluşturulur. Öğrenciler konuşma konularına bağlı olarak bu havuzdan seçtikleri kelime ve kavramları kullanarak bir konuşma yaparlar.
Serbest Konuşma: Amaç öğrencilerin herhangi bir konudaki duygu, düşünce ve hayallerini sözlü olarak ifade güçlerini geliştirmektir.
Uygulama: Öğrenciler seçtikleri konu hakkındaki duygu, düşünce ve hayallerini anlatırlar. Öğrencilere kendilerini ifade etme fırsatı vermek için haftalık ders saatinin bir kısmı serbest konuşmaya ayrılmalıdır.
Yaratıcı Konuşma: Amaç öğrencilerin konuşma yeteneklerini ve yaratıcılıklarını geliştirmektir.
Uygulama: Öğrencilere bir konu verilir. Her öğrenci bir önceki arkadaşının konuyla ilgili söylediklerinden hareketle konuşarak konuya farklı bir bakış açısı getirir.
Hafızada Tutma Tekniği: Amaç konuşmanın kesintiye uğratılmadan kurallarına uygun olarak yapılmasını sağlamaktır.
Uygulama: Konuşmanın içeriği düşünce sıralamasına göre düzenlenir. Cümleler düşünce gruplarına göre sınırlandırılır ve oluşturulan kelime listeleri bir kâğıda yazılır. Hayal gücü, benzetme, abartma, mizan vb.den yararlanılarak seçilen kelimelerle küçük bir hikâye oluşturulur.
Dipnot: Sıralanan on tür, yöntem ya da teknik yardımıyla öğrencilerin konuşma amaçlarına uygun bir konuşma gerçekleştirmeleri beklenmektedir.
İkna Edici Konuşma: Bir konuşma türü olan ikna edici konuşma beş adımda gerçekleştirilmektedir. Bunlar; dikkat çekme, anlayışı sağlama, inandırma, tekrarlama ve istenileni açıklama aşamalarıdır. İkna edilecek konuda değişik görüş ve bilgilerle karşıdakinin dikkatini çekme, canlı bir dille ve somut örneklerle konuyu anlamasını sağlama, soru ve kuşkularını giderecek kanıtlar sunma, ana fikri aralıklarla tekrar ederek hatırlatma ve son olarak da yapılması istenilen açıklamadır.
İkna edici konuşmada ileri sürülen görüşler kabul edilebilir nitelikte olmalıdır. İkna edici konuşma, karşıdaki kişiyi kandırma anlamına gelmez çünkü kandırma amaçlı konuşmalarda iş birliği yoktur; karşıdaki kişiyi kontrol altına alma söz konusudur. Oysa ikna edici konuşma, iş birliği yapma ve iki taraf için de yarar sağlamayı amaçlamaktadır. İkna eden kişi, karşısındakini kırmamaya dikkat etmelidir. İkna edilen kişi de kendi iradesiyle verdiği kararın sorumluluğunu taşımalıdır. İkna edici konuşma becerisi geliştikçe karşıdaki kişinin kendi düşünce süreçlerinin bilincine varması ve başkalarının farklı düşünce süreçlerini de göz önünde bulundurması sağlanır. Böylece konuşmayı dinleyen kişi farklı görüşlerden etkili olanları ayırt ederek söylenenlere ret ya da kabul etmemesi gerektiğinin bilincine varır.
Sorgulayıcı (Eleştirel) Konuşma: Öğrencinin bir fikre katılıp katılmadığını, nedenleri ile anlatması ve öne sürülen gerekçeleri sorgulayarak konuşmasıdır. Sorgulayıcı konuşmada zihindeki duygu, düşünce ve bilgiler dikkatle seçilerek çeşitli zihinsel işlemlerden geçirilmektedir. Bunlar; sıralama, sınıflama, ilişki kurma, eleştirme, özetleme, analiz-sentez yapma, değerlendirme gibi işlemlerdir. Sorgulayıcı konuşma öğrencilerin konuşarak düşünme ve anlama becerilerini geliştirmelerine önemli katkı sağlamaktadır. Bu konuşma türü öğrencilerin iş birliği yapma, tartışma, ortak karar verme ve sorun çözme gibi becerilerini de geliştirmektedir. Sorgulayıcı konuşmada kullanılacak kelime ve cümlelerin seçimi de dikkatle yapılmaktadır.
Tartışma: Tartışma, bir grup öğrencinin belli bir konunun kavranması amacıyla karşılıklı görüşler, fikirler ve eleştiriler üreterek o konuyu kapsamlı ve detaylı olarak irdelemesi şeklinde tanımlanabilir. Öğrencileri belli bir konu üzerinde düşünmeye yöneltmek, konu ile ilgili anlaşılmayan noktaları aydınlığa kavuşturmak ve konuya ilişkin bilgileri pekiştirmek, öğrencinin konu hakkındaki ön bilgilerini öğrenmek gibi amaçlarla tartışma yapılabilir.
Tartışma sürecinde aşağıdaki önemli kurallara dikkat edilmelidir:
• Öğretmen ve öğrencilerin tartışmaya önceden hazırlıklı olmaları gerekir.
• Tartışmanın amacı, süresi ve tartışmada neler yapılacağı net olarak belirlenmelidir.
• Öğrencilerin kendilerini rahat hissedebileceği bir ortam oluşturulmalıdır.
• Sorular, öğrencileri düşünmeye sevk eden türde, açık uçlu olmalıdır.
• Öğrencilerin ilgisini çeken, güncel konular seçilmelidir.
• Tartışma sırasında öğrencilere kendisini ifade edebileceği kadar süre verilmelidir.
• Her öğrencinin tartışmaya katılması sağlanmalıdır.
Drama - Yaratıcı Drama
Drama sözcüğünün kökü Yunanca "Dran"dır. Dran, itmek, çekmek, yapmak, etmek, eylemek anlamlarında kullanılır. Drama sözcüğünün anlamının bütün eski töresel ve ritüel niteliğinde ikili bir ilişkide bulunduğunu ileri sürülür. Bunlar söz (mithos) ve yapılan şey (dromenon)dur. Dramanın çıkışı bir yandan epos ve mithos ile ritüelin eylem yönünün birleşmesiyle olmuştur. Ritüel ve törende eylem, sözden daha önemlidir; ancak söz ve mithos eylemin işlevselliğine karşın, onun kalıcı, yüceltici, yorumsal ve anlamsal yönünü tamamlar. İşlevsel ritüellerle, kalıcı eskimez mithos'un birbirine geçmesi dramı yaratmıştır.
Eğitimde yaratıcı drama, özellikle okullardaki çeşitli öğrenim basamaklarında çocuğa kendini tanımayı, yeti ve yeteneklerini keşfetmeyi, grup arkadaşlarını yani başkalarını da tanımayı, kendini onların yerine koyabilmeyi; bir olgu ya da çeşitli yönleriyle irdelemeyi, oynayarak yaşayarak öğrenmeyi sağlamaktadır. Yaratıcı drama, rol oynanmanın eğitim bilimsel olanaklarını kullanarak dilsel ve sosyal öğrenmeyi sağlar; eğitsel amaçlıdır ve geniş kapsamlı bir öğrenme alanıdır.
Yaratıcı drama, yaşam durumlarını oyunda var olan "kurallar içindeki özgürlük" ögesini kullanarak yaratıcı süreçlere dönüştürme yoluyla; katılımcılara kendini keşfetme, tanıma, başkalarını tanıma, kendini başkalarının yerine koyabilme olanağını veren bir disiplin, bir öğretim yöntemi ve bir sanat eğitimi alanıdır.
Yaratıcı dramanın özü kurguya dayanır ve lider odaklı oluşturulan bir kurgu söz konusudur. Bu kurgu tam olarak bir yapılandırılmayı içermez. Dramada kurgu sürekli değişebilir, bozulabilir ve yeniden yapılabilir. Katılımcılar sürekli durumlar içine girerler; "öyleymiş gibi yapma" dramatik kurgunun da temel ögesini oluşturur.
Eğitimde Yaratıcı Drama
Yukarıda belirtilen "Yaratıcı Drama, Eğitimde Drama, Eğitsel-Eğitici Drama" kavramı veya kavramlarının benzerliği genel tanımda da ortaya çıkar. Buna göre eğitimde yaratıcı drama tanımında vurgulanan (ve eğitici drama olarak adlandırılan tanımda da aynı kapsamda ele alınan), herhangi bir amaç ya da düşünce, dramada ele alınacak konuyu içerir. Konu, dramada bazı küçük sınırlılıklar dışında her şey olabilir ve doğaçlama, rol oynama gibi tekniklerden yararlanarak, grubun tecrübelerinin işe koşularak canlandırılmasına dayanır. Bu canlandırma süreçlerinde oyun, tüm özellikleri ile sürecin içinde yer alır; bu çalışmalar deneyimle bir drama eğitimcileri/lideri veya dramayı bilen ve alanında bir yöntem olarak kullanan bir öğretmenin yönlendirilmesinde ve belirlenen amacın yapısına göre önceden belirlenmiş bir mekânda gerçekleştirilir.
Konuşma Eğitiminde Ölçme ve Değerlendirme
Türkçe dersinin öğretim sürecinde ölçme ve değerlendirme uygulamaları üç boyutta ele alınabilir. Bunlar öğretimin başında, öğretim sürecinde ve sonunda yapılan değerlendirmelerdir. Bu süreç konuşma eğitimi için de geçerlidir. Öğretim sürecinin başında öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeylerinin veya durumlarının belirlenmesi, öğretim açısından yararlı olacaktır. Bu amaçla eğitim ve öğretim süreci başında öğrencilerin ders karşı tutumları, dinleme, konuşma, okuma, yazma dil becerileri ile dil bilgisindeki durumları belirlenebilir. Öğrencilerin dinleme, konuşma, okuma, yazma ve dil bilgisi alanlarına ilişkin performansları çeşitli ölçme araçları kullanılarak ölçülebilir. Bu belirlemeler için tutum ölçekleri, başarı testleri, gözlem formları, dereceli puanlama anahtarları gibi araçlar kullanılır. Burada yapılacak değerlendirme, öğretim yılı sonunda öğrencilerin nereden nereye geldiklerini görebilmemiz açısından önem taşımaktadır.
Öğretim sürecinde değerlendirme iki amaçla yapılır. Bunlar: Öğretimin değerlendirilmesi ve öğrenme eksikliklerinin belirlenmesidir. Bu türde bir değerlendirme için izleme amaçlı testler, öğrenci ürün dosyaları, performans ödevleri vb. araçlar kullanılır. Ayrıca süreç içerisinde öğrenmenin ne ölçüde ve nasıl gerçekleştiğini belirlemek amacıyla kontrol listeleri, akran değerlendirme formu, öz değerlendirme formu, gözlem formları vb. kullanılabilir. Öğrenme süreci içinde, öğrencileri daha iyi gözlemlemek, değerlendirmek açısından yapılan değerlendirme “süreç değerlendirmesi” olarak ifade edilmektedir. Süreç içerisinde yapılan ölçme ve değerlendirme çalışmalarıyla öğretim sürecine ilişkin geribildirim alınır ve varsa öğrenme eksiklikleri tamamlanır. Ayrıca bu uygulamalar, öğrencilerin daha iyi öğrenmelerine ve ne öğrendiklerinin farkına varmalarına da yardımcı olmaktadır.
Süreç içerisindeki değerlendirmeye öğretmenin ve öğrencilerin birlikte katılması, herhangi bir durum hakkında bütüncül bir bakış açısını ve çoklu değerlendirmeyi de beraberinde getirir. Çoklu değerlendirme yoluyla sağlanan bütüncül bakış ise öğrencinin öğrenmenin hangi boyutunda eksiklikleri ya da yanlışları olduğunu belirlemeye ve bunları gidermek açısından yararlı, güvenilir ve doğru bilgiler sunacak, öğrenme-öğretme sürecinin daha etkin geçmesine katkı sağlayacaktır.
Amaca ve zamana göre yapılan değerlendirmelerden bir diğeri de çıktıların (başarının) değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme türünde öğrencilerin öğretim süreci sonundaki başarılarını belirlenmesi amacıyla yapılır. Öğretim sürecinin sonunda yapılan değerlendirmeler ürün odaklı değerlendirmelerdir. Ürün odaklı değerlendirmelerde genellikle başarı testleri kullanılmaktadır. Türkçe dersinde öğrencilerin bir döneme veya yıla ait genel başarılarını değerlendirmek için çeşitli soru formatlarının kullanıldığı başarı testleri kullanılarak ürün amaçlı değerlendirmeler yapılabilir. Ayrıca başarı testleri yanında öğrenci ürün dosyaları ürün değerlendirme amacıyla da kullanılabilir.
Öğrencilerin Türkçe dersine ilişkin tutumları merak ediliyorsa bunlar tutum ölçekleri kullanılarak ölçülür. Derse karşı olumsuz tutuma sahip öğrencilerin yönelik olarak gerekli tedbirler alınır.
Öğretim süreci içerisinde, özellikle süreç değerlendirme amacıyla kullanılacak ölçme araçları (performans ödevleri, öğrenci ürün dosyaları, öz değerlendirme ve akran değerlendirme vb.) sınıflarda ilk defa uygulanıyorsa öğrencilere ve velilere, yararları ve uygulama süreci gibi uygulamaya ilişkin durumlar açıklanmalıdır. Öğretim sürecinde öğrencilerin dinleme, konuşma, okuma, yazma ve dil bilgisi alanlarına ilişkin durumları sürekli ve sistematik olarak gözlemlenir ve gözlem sonuçları gözlem formlarına kaydedilir. Ölçme değerlendirme çalışmaları konuşma becerisinin gelişimi hakkında bilgi vereceği için eğitimin nasıl devam etmesi gerektiği konusunda öğretmene rehber olmaktadır. Çünkü konuşma sadece Türkçe dersinin değil aynı zamanda öteki derslerin de önemli bir parçasıdır. Bu nedenle konuşma becerisinin geliştirilmesi ve bu becerinin gelişimi için verilen eğitimin oldukça önemli olduğu söylenebilir.
Konuşmanın Fiziksel Unsurları
Ses: Konuşmanın gerçekleşmesinde en temel unsurlardan biri sestir. Solunum yoluyla alınan havanın ses tellerini titreştirmesiyle ortaya çıkar.
Ses Organları: Sesin ortaya çıkarılmasında akciğerler, diyafram, gırtlak, soluk borusu, ağız, çene, dil, diş, damak, dudak vb. organlar çeşitli görevler alır. Sesin dil seslerine dönüştürülmesinde de aynı organların görevi söz konusudur.
Soluk Alıp Verme (Solunum): Sesin ortaya çıkmasında ses tellerinin titreşimi için havaya ihtiyaç vardır. Solunum yoluyla alınan hava dışarı verilirken ses tellerinin titreşimi sonucunda ses ortaya çıkar. Ses olmadan konuşmanın varlığından söz edemeyiz.
Konuşmanın Zihinsel Unsurları
Hafıza (Bellek): İnsanlar çeşitli yollarla edindikleri bilgileri hafıza yani bellekte depolar. İhtiyaç duyulduğunda da bellekten çağrılan unsurlar dil vasıtasıyla söze dökülür. Ayrıca konuşmanın gerçekleşmesinde önemli bir yeri olan sözcüklerin depolandığı yer de bellektir. Bireyin kelime hazinesi ne kadar genişse kendini o kadar iyi ifade edeceğinden hafızanın konuşma becerisinin gerçekleşmesinde önemli bir yeri vardır.
Hafızanın İşleyişi: Çeşitli vasıtalarla edinilen bilgiler önce kısa süreli belleğe aktarılır. Burada tekrar vb. etkinliklerle bilginin kalıcılığı gerçekleşirse bilgiler uzun süreli belleğe aktarılarak kalıcılık sağlanır. Kısa süreli bellekte kalan bilgilerin unutulması çok kolaydır. Uzun süreli belleğe aktarılan bilgiler konuşma esnasında kısa süreli belleğe çağrılır ve dile dökülür. Bu süreçte gerçekleşen tüm bu etkinlikler hafızanın işleyişi olarak ifade edilmektedir. Bilgilerin hatırlanmasında herhangi bir sorun yaşandığında konuşma sırasında gereksiz seslerin çıkarılması söz konusu olur. Bireylerin hafıza işleyişlerinin gelişmesi için ezberleme, okuma vb. çeşitli zihinsel faaliyetleri gerçekleştirmesi gerekir.
Zekâ: Tüm dil becerilerinde olduğu gibi konuşma becerisinin edinilmesi ve gerçekleştirilmesi için bireylerin belli bir bilişsel seviyeye ulaşmış olmaları gerekir. Zekâ da bu bakımdan konuşma becerisi üzerinde etkili unsurlardan biridir.
Sesle İlgili Kavramlar
Boğumlama: Konuşma eğitiminde üzerinde önemle durulması gereken unsurlardan biri olan boğumlama; ağzımızdan çıkan seslerin net, doğru ve anlaşılır olmasıdır. Konuşmanın temeli olarak düşünülebilecek olan boğumlama için sesin oluşumunda fiziksel olarak yeterlilik de gerekmektedir. Seslerin oluşumunda görev alan ağız bölgesi organlarının yeterli derecede etkin olması gerekmektedir. Ünlülerin telaffuzunda bir boğumlanma alanı, ünsüzlerinkinde ise boğumlanma noktası vardır. Boğumlanma yerleri bakımından ünlülerin söylenişinde sıkıntı yaşanmazken ünsüzler birbirlerine yakın boğumlanma noktaları nedeniyle birbirlerine karıştırılmaktadır.
Ünsüzler diyafram ve dudakların arasında gerçekleşen hareket ve olaylar sonucunda oluşur. Ünsüzlerin oluşumunda gerekli olan havanın az veya çok basınçlı olmasını sağlayan organlar; diyafram ve akciğerler, bu havaya geçit görevi yapan organlar ise nefes borusu, yutak, ağız ve burun boşluğudur. Bunlardan yutak, ağız ve burun boşluğu ayrıca rezonans odacıkları olarak da görev yapar. Ünsüzlerin oluşumunda görev alan ağız içindeki hareketsiz organlar, ünsüzlerin boğumlanma yerlerini; hareketli organlar ise boğumlanma organlarını ifade eder.
Ünsüzlerin boğumlanma yerlerini ifade eden hareketsiz organlar; üst dişler, üst diş eti bölgesi, ön damak ve orta damak; az hareketli organlar ise üst dudak, alt dudak ve art damaktır.
Ünsüzlerin boğumlanma organlarını ifade eden hareketli organlar:
Hareketli organlar; hareketli başka bir organa bağlı organlar, yönlendirici organlar ve kendi başlarına hareket edebilen organlar olmak üzere üçe ayrılır:
• Hareketli organlar: Dil, alt çene ve ses telleri.
• Hareketi başka bir organa bağlı olan organlar: Alt dişler.
• Az hareketli organlar: Alt dudak.
Bu organlardan gırtlağın üstünde bulunan yutak, ağız ve burun boşlukları, yemek ve soluk borusuna bağlayan koni biçimli bir organdır ve üç bölümden meydana gelir. Bunlardan birinci bölüm, burun boşluğunun arka bölümünü oluşturur. İkinci bölümde, konuşma esnasında nefes borusunu açık tutan, yemek esnasında ise nefes borusunu kapatan gırtlak kapağı bulunur. Yemek borusuna kadar herhangi bir uzantısı olmayan gırtlak kapağı sadece nefes borusunun üst kısmında yer alır. Yutağın bu ikinci bölümü, hem burun boşluğuna hem de ağız boşluğuna açılır. Yutağın üçüncü bölümü ise gırtlak kapağıyla başlar ve yemek borusuna doğru uzanır. Bu bölümün görevi, gırtlak kapağı yardımıyla akciğerlere havanın, yemek borusuna ise yiyeceklerin geçişine yardım etmektir. Gırtlak, yemek borusunun yanındaki nefes borusunun üst kısmında yer alır. Gırtlağın içinde yukarıdan aşağıya doğru sırasıyla yalancı ses telleriyle gerçek ses telleri bulunur.
Küçük dil, yumuşak damağın en son bölümünde yer alır ve ciğerlerden gelen tonlu ve tonsuz hava akımını, ünsüzün alacağı niteliğe göre ya burun yolunu kapatarak ağız boşluğuna ya da kısmen ağız yolunu kapatarak burun boşluğuna gönderir.
Ünsüzlerin oluşumu esnasında hareketli boğumlanma organları, az hareketli veya hareketsiz boğumlanma yerlerine yaklaşır ve değer. Bu yaklaşma veya değme esnasında akciğerlerden gelen az, normal ya da çok basınçlı hava akımı az veya çok sıkıştırılır ya da engellenir. Ünsüzler, boğumlanma noktalarının geniş, dar, kapalı olmalarına; ses tellerinin özelliklerine ve boğumlanma olayının gerçekleşmesini sağlayan organların özelliklerine göre niteliklerini kazanır.
Bu durumda Türkiye Türkçesindeki ünsüzler:
• Dudak: b, m, p
• Diş: f, v
• Diş eti: d, n, r, s, t, z
• Diş eti ardı: c, ç, j, ş
• Ön damak: y, k, g
• Art damak: k, g
• Gırtlak: h (Coşkun, 2010)
Boğumlama çalışmaları için ünlülerin ve ünsüzlerin oluşum özellikleri dikkat çekmektedir. Boğumlanma noktaları bakımından incelenen seslerin söyleniş çalışmaları daha başarılı bir şekilde ilerleyecektir.
Ünsüzler Çıkış Noktalarına Göre Sürekli ve Süreksiz Olarak İkiye Ayrılır:
Sürekli Ünsüzler
f, ğ, h, j, l, m, n, r, s, ş, v, y, z
Süreksiz Ünsüzler
b, c, ç, d, g, k, p, t
Ünsüzler, titreşimine göre ise sert (ötümsüz) ve yumuşak (ötümlü) olmak üzere iki grupta toplanır.
Sert Ünsüzler (Ötümsüz)
f, s, t, k, ç, ş, h, p
Yumuşak Ünsüzler (Ötümlü)
b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z
Boğumlama eğitimi almış ve almamış kişiler, konuşmaları incelenerek ayırt edilebilir. Boğumlama eğitimi almış bir kişi, yüksek sesle konuşmasa da söylediklerini zorlanmadan anlarız ve kendimizi psikolojik bir rahatlık içinde hissederiz. Ancak boğumlama eğitimi almamış bir kişinin konuşması, bizi sesinin yüksekliği nedeniyle rahatsız eder ve söylediklerinin çoğunu anlayamayız. Birinci konuşmacı; sesleri eksiksiz ve diğer seslerle karıştırmadan çıkartmakta, böylece dinleyici tarafından kolaylıkla anlaşılmaktadır. Ancak boğumlama eğitimi almamış olan ikinci kişi yüksek bir ses tonuyla konuşmasına rağmen sesleri oluşum sırasında doğru seslendiremediğinden dinleyici tarafından algılanmakta sorun yaşamaktadır.
Dinleyici tam olarak çıkmayan ve birbirine karışan sesleri algılamaya çalışırken bir kat daha çaba harcayarak yorulmaktadır. Bu karışıklık ancak ayrıntılı boğumlama çalışmalarıyla ortadan kalkabilir. Söz söylerken sözlerin iyi anlaşılmasında boğumlama önemlidir. En kötü koşullar içinde bulunan bir ses bile, boğumlamanın etkisiyle anlaşılma özelliği kazanabilir.
Konuşmanın içeriğinin dinleyiciye iletilmesinde son derece etkili olan boğumlama eğitiminde seslerin oluşum yerleri dikkate alınarak bazı ses tekrarları ve tekerleme çalışmaları yaptırılmalıdır. Boğumlama alıştırmaları, geliştirilmesi istenen seslerin çoğunlukta olduğu birtakım anlamsız cümleleri, tekerlemeleri belirli kurallar içinde tekrarlatmaktır. Değişik ton ve ritimle tekrarlanan cümleler, tekerlemeler boğumlanmasında güçlük yaşanan seslerin seslendirilmesini kolaylaştıracaktır.
Tonlama
Tonlama, “Konuşmada sesinin duyguları biçimde çıkarılması”, “Ses titreşimlerinin yükseliş alçalması sonucunda ortaya çıkan sözel eylem” olarak tanımlanabilir. Başka bir tanımda ton, konuşurken ya da okurken kelime ve cümleleri değişik ses perdelerinden geçirip onlara duygu katacak biçimde seslendirme şeklinde açıklanmaktadır.
Tanımlardan da görüleceği gibi tonlama; kelime ve cümlelerin taşıdıkları anlamla belirli bir düzen içerisinde vurgulayan bir ses olayıdır. Konuşma esnasında ses perdeleri arasında değişmeler meydana gelir. Oluşan perde değişiklikleri konuşma sırasında seslerin farklı ton özellikleri kazanmalarını sağlar. Düşüncelerin ve duyguların konuşmada ihtiyaç duyulan şekilde sesleri yükseltip alçaltması tonlamayı oluşturur. Tonlama, konuşmaya duyguyu yansıtırken konuşmanın monotonlaşmasını önler, söyleyişe ahenk katar.
Konuşmada sesin sürekli aynı seviyede olması, o konuşmayı sıkıcı ve dinlenmesi zor bir hâle getirir. Sözcüklerin anlama göre ses sürekliliği değişim içindedir. Bu değişimler dinleyicinin konuşmacı hakkında fikir oluşturmasına sebep olur. Duyulan sesin tanıdık, yabancı; yaşlı, genç ya da bayan, erkek olup olmadığı anlaşılabilir ya da konuşmacının ruhsal durumu da sesinin tonundan algılanmak mümkündür. Görüldüğü gibi tonlama konuşmacının bazı özelliklerini bir ayna gibi yansıtmaktadır.
Tonlamanın tüm diller arasında ortak birçok özelliği vardır. Ancak her dil kendi sözcüklerini ve cümlelerini kendi tarzıyla tonlandırır. Bundan dolayı dillerin kendilerine has müzikal etkileri vardır. Bu nedenlerle iki kişi ana dili dışındaki dilleri hakkında sadece birkaç cümle bile fikir sahibi olarak akıcı, şiirsel, ritimli, melodik şekilde yorumlarda bulunabilir. Konuşma sırasında dinleyicinin hissettirilmek istenen kızgınlık, öfke, şefkat, sevinç, mutluluk, endişe gibi ruh durumları tonlama ile yapılır. Öfkeyi ifade eden bir sözcük titrek bir sesle söylenirse dinleyici öfke yerine korku ya da endişe anlamlarını çıkaracak ve sözcüğün anlamıyla karşılaştırıldığında ortaya çıkan tezatlık anlamda soruna neden olacaktır.
Tonlama, anlatıma semantik farklar katabilir. Yazıda tonlamadan bahsedilemez. Örneğin “Bugün erkensin.” cümlesi içindeki kelimelerin alçalan, yükselen ya da düz tonla söylenmesi cümleye; sitem, memnuniyet, tehdit gibi çeşitli anlamlar kazandırabilir. Cümlede anlam ayırıcı özelliğe sahip olan diğer önemli unsur tondur. Hece ve kelimelerdeki vurgular toplamı yani vurguların bir araya gelerek art arda birleşmeleri “ton”u, cümledeki tonların toplamı ise ezgiyi meydana getirir.
Vurgu, ton, ezgi temel tonla ilgilidir. Temel ton, temel frekans olarak da adlandırılır. Temel ton değişiklikleri, ses tellerinin frekanslarına bağlıdır. Ses tellerinin birim zamanda titreşim sayısı arttıkça yükselen ton; azaldıkça alçalan ton oluşmaya başlar. Temel tonlar insanın duygu dünyasına bağlı olarak farklılık oluşturur. Ana ton türleri; yükselen ton, alçalan ton, düz tondur.
Alçalan Ton: Bir hece içerisindeki tonlu seslerin veya sesin, titreşim sıklığı sayısının, hecenin son kısmına göre ilk kısmında fazla olmasıyla oluşur.
Yükselen Ton: Bir hece içerisindeki tonlu seslerin veya sesin titreşim sıklığı sayısının hecenin son kısmına göre ilk kısmında daha az olmasıyla oluşur.
Düz Ton: Bir hece içerisindeki tonlu seslerin veya sesin titreşim sayısının hece boyunca aşağı yukarı aynı kalmasıyla oluşur.
Ton bir bakıma ses dalgalarının temel frekans eğrilerini oluşturmaktadır. Temel frekans eğrilerinin farklı olması aynı kelimeye veya aynı cümleye farklı anlamlar kazandırabileceği gibi bireyin içinde bulunduğu duygu durumunu konuşmaya yansıtmasına yardımcı olur. Ton, yalnızca konuşma dilinde üzerinde durulabilecek bir kavramdır; insanlar sadece işiterek tonlamalarla cümleye veya kelimeye kattığı anlam farklılıklarını anlayabilirler. Ayrıca yukarıda ton türleri ile ilgili anlatımlarda da anlaşılacağı üzere vurgusu olmayan bir sesin tonu olmaz. Tonlama çalışmalarında anlamlı cümleler farklı anlamlarda yorumlanarak ya da anlamsız cümleler farklı duygu durumlarıyla yorumlanarak kullanılabilir. Bir konuşmaya hâkim olan ton değişikliklerinin tümüne “ezgi” denir. Bu nedenle ezgi ile tonlama kavramı arasındaki ilişki unutulmamalıdır.
Duraklama: Duraklama temel ihtiyaçlarımızdan nefes almayı konuşmada karşılayan kavramdır. Konuşma sırasında sesleri doğru ve etkili çıkarabilmek ve tonlamayı yapabilmek için nefes alma ihtiyacını gideremeyiz şarttır. Ayrıca nefes almadan, bir çırpıda yapılmaya çalışılan bir konuşma dinleyicinin etkilenmesi ve algılanmasında eksiklikler oluşturacaktır. Aslında konuşurken veya okurken her kelimeden sonra çok kısa da olsa dururuz. Mesela “kara deniz hava yolları” söz grubunu duraklarla iki farklı anlama gelecek şekilde söyleyebiliriz. Kara (durak) deniz (durak) hava (durak) yolları dediğimizde üç ayrı yoldan bahsederiz. Oysa Karadeniz (durak) Havayolları (durak) dediğimizde anlam farklılaşır.
Vurgulama: Her dilde farklı bir düzeni olan sözlerin etkililiğini ve anlamını destekleyen unsur vurgulamadır. Vurgulama konuşmanın monotonluktan uzaklaşarak renklenmesini sağlar. Konuşma veya okuma sırasında bir hece veya kelimenin diğerlerinden daha baskılı söylenmesine “vurgu” denir. Başka bir ifadeyle söz içinde bir heceyi, diğerlerine göre daha yüksek ses tonuyla söyleyiş süresini uzatarak öteki hecelerden daha baskılı ve belirgin biçimde söylemektir. Bir kelimede, bir kelime grubunda veya bir cümlede bir hecenin veya kelimenin diğerlerine oranla daha kuvvetli, daha baskılı, daha belirgin söylenmesi vurguyu ortaya çıkarır.
Konuşmayı meydana getiren ses dalgalarının her biri, ayrı birer frekansa, aynı zamanda ayrı birer vurguya sahiptir. Frekansın alçak ya da yüksek olması, vurgunun derecesini belirlemektedir. En yüksek (baskın) frekanslı ses, ana (birincil) vurguyu üzerinde taşımakta ve “vurgulu ses” olarak adlandırılmaktadır. Fonetikte bir kelimede birim zamanda en çok titreşimle oluşan sese vurgulu ses denir. Bu tür sesler, kelimenin ana vurgusunu oluşturur. Yani bir kelimede onlarca vurgu olmasına karşın sadece bir ana vurgu vardır ve bu ana vurgu, genellikle eşit dereceli birkaç vurgunun art arda dizilmesinden oluşur.
Vurgu: Ana vurguyla birlikte yan vurgu ve zayıf vurgu olmak üzere üç vurgu vardır. Kelimedeki art arda gelmiş vurguların toplamı tonu; cümledeki tonların toplamı ise ezgiyi meydana getirir.
Vurgu, bir hecenin diğer hecelere, bir kelimenin diğer kelimelere göre daha etkin söylenmesiyle ortaya çıkar. Genel olarak kelimeler telaffuz edilirken kelimeyi oluşturan ses birlikteliklerinin vurguları birbirinden farklı şekilde oluşur. Dilin sözlü anlatım boyutunda ele alınan vurgu; kelime vurgusu ve cümle vurgusu olarak ikiye ayrılmaktadır. Vurgulu söylenen kelimenin veya hecenin üzerine özel bir şekilde basılır. Bu baskı, diğer hecelerden veya kelimelerden vurgulanan ögenin ayırt edilmesini sağlar. Vurgu; sesin şiddetiyle, tonuyla, süresiyle yakından ilgilidir.
Dilimizde üç çeşit vurgu vardır:
-
Kelime vurgusu
-
Kelime grubu vurgusu
-
Cümle vurgusu
Türkçede, vurgu için kelimede bir heceyi belirginleştirip söylemek, cümlede ise bir kelimeyi belirginleştirip baskın söylemek söz konusudur. Vurgunun insanlar arasındaki sözlü iletişimde önemli bir yeri vardır. Vurgu, kelimelerin anlamlarına farklılık yaratmasının yanında, konuşanın önem verdiği ve dinleyenlerin özellikle önem vermesini istediği kelime ya da kelime grubunu belirgin hâle getirir; bu, bir yandan konuşanın iletmek istediği mesajın doğru olmasını sağlarken diğer yandan iletilen mesajın dinleyen tarafından doğru anlaşılmasına yardımcı olur. Vurgu kavramını ifade ederken pek çok araştırmacı baskın söylemeye dikkat çekmekle beraber bir “söyleme” hadisesinden bahseder. Dolayısıyla vurgu konuşma sırasında ses dalgalarında aranır. Sözcüklerin cümle içerisindeki vurgulanışı ya da cümlelerin konuşma içerisinde vurgulanışı ve vurguların belirginliği diller arasında farklılık göstermektedir. Türkçede vurgu her zaman çok net olarak tespit edilemez. Türkçede vurgu genelde sonda olmasına rağmen diğer dillere göre çok belirgin olmadığından bazen ayırt edilemez. Türkçeyi sonradan öğrenen birinin konuşmasında doğru vurgulama yapılmasından dolayı dinleyiciyi rahatsız eden bir durum oluşur. Bu durumda vurgunun anlamı etkilediği ve konuşmaya renk kattığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
Türkçedeki Kelimelerde Vurgu
Türkçede kelime ne olursa olsun, bütün kitaplarda vurgu daima ilk hecede bulunur. Atatürk gibi seslenmelerde vurgu daima ilk hecede bulunur ve kuvvetlidir. Kelimenin asıl normal vurgusu sonda da olsa hitapta mutlaka başa alınır.
• Türkçede orta hece ve heceler vurgusuzdur.
• Türkçede vurgu esas itibarıyla son hecede ya da ilk hecede bulunur. Vurgu son hecede ise başta, ilk hecede ise sondan ikinci derecede bir vurgu bulunur.
• Türkçede genel olarak vurgu son hecededir. (Yatırım, açık, çekingen.)
• Yer adlarında, bütün coğrafi isimlerde vurgu ilk hecede olur. (Ankara, Kurtuluş, İsveç, Avrupa.)
• Yalnız -istan eki ile biten coğrafi isimlerde vurgu yine sona alınır. (Özbekistan, Türkmenistan.)
• Sonu -ya ile biten yer adlarında vurgu sondan bir evvelki hecede bulunur. (Sakarya, Almanya.) Sonu a ve e ile biten yer adlarında da böyle istisnalar görülür. (İngiltere, Ukrayna gibi kelimelerde vurgu, sondan bir önceki hecededir.)
• Türkçede bazı ekler vurgusuzdur ve vurguyu önlerindeki heceye atar. Mesela uyuma, insanca, kalkmadan kelimelerinde vurgu ma, ca, madan eklerinden önceki hecededir.
Türkçede cümle vurgusu ise yükleme en yakın ögenin üzerindedir. Örneğin “Ahmet bugün eve geldi.” cümlesinde yükleme en yakın öge dolaylı tümleç olduğu için vurgulanan öge dolaylı tümleçtir. “Ahmet eve bugün geldi.” cümlesinde ise vurgulanan öge zarf tümlecidir.
Ritim: Konuşmada yeri geldiğince kısa veya uzun araların bulunması ve konuşmanın anlamlı hâle getirilmesi durumuna ritim denir. Ritim, ses özelliklerinin, durakların, vurgu ve tonlamaların düzenli bir biçimde tekrarlanmasından doğan ve konuşmaya hâkim olan ahenktir.
Yukarıda sesle ilişkili kavramlar açıklanmıştır. Bunun yanı sıra konuşma esnasında sesin taşıması gereken birtakım nitelikler vardır. Bunlar, iyi bir konuşmanın ses özellikleri olarak verilebilir.
İşitilebilirlik: Konuşmanın en önemli özelliklerinden biri de konuşmacının söylediklerinin tüm dinleyiciler tarafından rahat ve anlaşılır bir şekilde işitilebilmesidir. Dinleyicilerin her sözcüğü anlaşılabilir bir şiddette duymadığı durumda iletişimin varlığından söz edilemez. Aynı şekilde sesin şiddetinin gereğinden fazla olduğu, konuşmacının sesinin yüksekliğinin dinleyiciyi rahatsız ettiği durumda da gerçek bir iletişim oluşamaz. Bu nedenle konuşmacı bulunduğu ortamın şartlarını göz önünde bulundurarak, en arkadaki dinleyicinin bile rahatlıkla duyabileceği bir ses şiddeti kullanmalıdır.
Konuşmacı, sesinin şiddetini, düşüncelerinin ve konuşma ortamının durumunu dikkate alarak ayarlamalı, aynı zamanda dinleyici grubunun özelliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Yetişkinlerden oluşan bir dinleyici topluluğuna karşı, gençlere yönelik bir dil kullanmak, anlatılmak istenenleri dinleyiciler gözünde anlamsız hâle getirecektir. Bu nedenle dinleyicilerin özellikleri, konuşmacı için dikkate alınması gereken bir husustur.
Akıcılık: Akıcılık, sözcüklerin belli bir düzen içerisinde birbirleriyle uyumlu hâlde söyleniş durumudur. Akıcılığı engelleyen durumlar; sözcükleri tam ya da beklenildiği gibi söyleyememe, yanlış sözcük kullanma, vurgulamayı yerinde yapamama, sözcükleri ve cümleleri üst üste yığma, konuşma hızını iyi düzenleyememe şeklindedir. Bu durumların kontrolü sağlandığında konuşmada akıcılıktan söz edilebilir.
Açıklık: Açıklık, sözcüklerin veya düşüncelerin net olarak ifade edilmesidir. Açıklık, söylediklerimizin sisli, bulanık bir nitelik taşımaması, düşüncelerimizin dinleyicilerimize tam olarak, kolayca kavranması durumudur. Bu nedenle de konuşmacı konuya hâkim olmalı ve dinleyicilere aktarabilmelidir. Bazı seslerin söylenirken yutulması veya net olarak söylenmemesi dinleyicilerin söylenenleri anlamasını engelleyerek iletişimde problem oluşturur. Ayrıca konuşmada yöresel ağızların kullanılması da anlaşılırlığı engelleyen bir unsurdur. Bu doğrultuda açıklığın konuşmanın anlam boyutunun temelini oluşturduğu söylenebilir.
Hoşa Giderlik: Konuşmanın dikkatli olarak dinlenebilmesi ve söylenenlerin doğru olarak algılanabilmesi için konuşma sesinin hoşa gider olması gerekmektedir. Kalın, kulak tırmalayan, hırıltılı, maddesel, tiz, burunsal, hışırtılı, buğulu, çok yumuşak, biçimden yoksun sesler hoşa gitmeyen seslerdir. Hoşa gider bir ses kolay işitilebilir, takibi kolay bir hızda ve anlamlı olmalıdır. Bu yönleriyle bir sesin hoşa gider özellikler taşıması, konuşmanın değerini artıracak ve dinleyiciler üzerinde olumlu bir izlenim bırakacaktır.
Bükümlülük: Sesin monoton olmadığı durumlarda sesin bükümlülüğünden bahsedilebilir. Ses yüksek–alçak tonda, hızlı–yavaş, duraklamalı–duraklamasız, vurgulu–vurgusuz arasında değişerek çıkmalıdır. Sesin musikisi olarak tanımlanan bükümlülüğün, musiki kavramında yola çıkılarak belli kurallar çerçevesinde ve belli bir düzen içerisinde olması gerektiği açıktır. Taşer (2009), bükümlülüğün karşıtını tekdüzelik ve değişmezlik (monotonluk) olduğunu vurgulayarak bükümlülüğü açıklamıştır. Sesin bükümlülük özelliği ses perdesinde oluşturulacak değişimle bağlantılıdır. Pes, orta ve tiz olan ses perdelerinde konuşmanın konusuna, dinleyicinin özelliklerine göre oluşturulan değişimler bükümlülüğü ortaya çıkaracaktır.
İyi bir konuşmanın ses özelliklerini bilmek hem bir konuşmacı olarak karşımızdaki kitleyi etkilemek hem de bir dinleyici olarak karşımızdaki kişinin konuşmasını değerlendirmek için önemlidir. Bütün bunların yanı sıra konuşmayı etkileyen bir diğer husus da beden dilidir.
İletişim, sözlü ve sözsüz olmak üzere ikiye ayrılır. Sözlü iletişim, dinleme ve konuşma becerilerinin karşılıklı etkileşimi sonucu oluşur. İletişim, sadece sözlü mesajları içermez. Bir milyondan fazla sözel olmayan hareket işaretlerinin olduğu ifade edilmektedir.
Sözsüz iletişim kaynakları; sözsüz mesajlar, jestler, göz ve baş hareketleri, beden duruşu, yüz ifadeleri, mesafe, temas gibi beden dili ögelerini ifade eder. Bu mesajlar düşmanlık, sıkıntı, güven, saldırganlık, hoşlanma ve benzeri gerçek duygu ve tavırları yansıtmak için sözlenen kelimelerden çok daha önemli rol oynar. Söz ile ifade edilmeyen bu mesajlar, özellikle diğer insanlar üzerinde oluşturulan ilk izlenim sırasında son derece önemlidir.
Sözsüz iletişimin iki temel işlevinden söz edilebilir:
• Birinci işlevi, birtakım anlamların sözsüz de iletilebiliyor olmasıdır. Yakamıza taktığımız bir rozette mesleğimizi, başımızı sallayarak bir görüşü onayladığımızı vb. gösterebiliriz.
• Sözsüz iletişimin ikinci işlevi ise sözel iletişim ile oluşturduğu bütünlüktür. Konuşan kişi yüzünü ve bedenini kullanarak sözlü anlatımı destekler. Dinleyen de sergilediği yüz ve beden ifadeleri ile konuşana geri bildirim vererek sözsüz iletişim unsurlarıyla iletişime katkıda bulunur.
Sözsüz iletişim büyük bölümü beden dili oluşturur. Sözsüz iletişim, iletişim içerisindeki yerini düşündüğümüzde beden dilinin iletişimin gerçekleşmesine önemli katkıları olduğu söylenebilir. Beden dili; jestler, mimikler, duruş gibi çeşitli tavırlarla kendini ortaya koyan bir işaretler bütünüdür. Beden dilinin bugünkü işaret sistemi iki farklı kaynaktan gelmektedir.
Konuşma Bozuklukları
Konuşma bozukluğu; konuşmanın akıcılığında, ritminde, vurgularında, zihinsel organizasyonunda sorunlar olmasıdır. Konuşmayı sağlayan pek çok etkenin varlığından dolayı, bu etkenlerden birinin veya birkaçının sorunlu olmasından konuşma bozukluğu meydana gelir.
Konuşma fiziksel ve zihinsel bir süreç olduğundan pek çok etken konuşma bozukluklarına sebep olabilir. Konuşma bozukluğu, dil kazanımıyla ilgili olabileceği gibi tıbbi ve psikolojik pek çok etkenden de kaynaklanabilir. Bundan dolayı konuşma bozukluğunun giderilmesi, disiplinler arası çalışmalar veya farklı disiplinlerin yaptığı araştırmalardan hareketle mümkündür.
Çocuğun dil ve konuşmayı öğrenmesi karmaşık ve psikolojik mekanizmalar aracılığıyla gelişir. Özellikle biyolojik mekanizmaların genetik ya da sonradan çeşitli nedenlerle bozulması dil ve konuşma alanlarında çeşitli sorunlara yol açar (Korkmaz, 2008). Göz ve kulağa ait muhtelif sakatlıklar değişik konuşma sakatlıkları doğurur. En başta sağlık neticesi olarak doğan dilsizlik gelmektedir. Sonra muhtelif derecelerdeki işitme kifayetsizlikleri de muhtelif pelteklikleri doğurabilir.
Konuşma; fiziksel, zihinsel ve konuşulan dillerin özelliklerinden oluşmaktadır. Bu açıdan bakınca konuşma; KBB, nöroloji, psikoloji, hatta nefesten dolayı göğüs hastalıkları, dahiliye (reflü rahatsızlığında da konuşmayı olumsuz etkiler) gibi pek çok tıp disipliniyle ilişkilendirilebilir. Konuşma bozukluğu tek bir nedene bağlı olabileceği gibi pek çok etkenin birlikte bir araya gelmesinden de kaynaklanabilir.
Çocukların konuşmaya başlamasından sonra geçici konuşma bozuklukları olabilir. Daha sonra büyük bir ihtimalle bunlar geçebilir. Çocuk, konuşmaya başlayıncaya kadar dil bilgisi bozuksa, telaffuz bozukluğu sabit ediyorsa, çocuğun konuşmayı yaptığı yer ve kişi uygunsuzsa, konuşması iletişim yönüyle değilse ve anlamdan yoksunsa daha sonraki gelişimleri açısından endişelenmek gerekir.
Konuşmanın fiziki unsurlarının eğitilmesi diksiyonu ilgilendirir. Küçükken geçirilen birtakım ateşli hastalıklar, heyecan ve korku, vücuttaki konuşmayı oluşturan kasların çalışma temposunu bozmaktadır. Bu sebeple ortaya çıkan kekemelik, pelteklik ve benzeri bozukluklar da eğitim yoluyla tedavi edilebilmektedir.
Konuşma bozukluklarının tedavisinde ve diksiyon eğitiminde birbirine benzer metotlar kullanılmaktadır. Ancak bu metotların türü, süresi ve uygulayış biçimleri birbirinden farklıdır. Konuşma bozuklukları eğitimleri her aşamasında giderilebilmektedir. Ancak erken yaşlarda yapılan tedaviler, ileri yaşlarda yapılan tedavilere nazaran daha verimli olmaktadır.
Konuşma, sadece tıbbî organlarla gerçekleşen bir beceri değil, dil gelişimiyle de doğrudan ilgilidir. Bu açıdan dil eğitimlerinin konuşma bozukluklarının giderilmesinde önemli katkıları olacaktır. Konuşma hafızadaki bilgilerin organize edilerek, dilin imkânları kullanılarak oluşturulduğundan konuşmayı kompoze becerisinin kazandırılması öncelikle dil eğitimcilerinin işidir. Bunun dışında genel anlamda dil gelişimi eksik olanların aynı zamanda konuşma becerileri de eksik kalır. Kelime hazinesinden gramer bilgisine kadar pek çok alanda konuşma becerisi arasında ilgi vardır.
Konuşma, pek çok organın bir orkestra gibi birlikte çalışmasıyla gerçekleşen ve zihinsel boyutu da olan çok kompleks bir beceri olduğundan konuşma bozukluğu olduğunda da bu engellerden hangisi veya hangilerinin konuşmayı engellediği tespit edilmelidir. Reflü, diyafram rahatsızlığı, ses organlarındaki eksiklik veya rahatsızlıklar konuşma bozukluklarına sebep olabileceği gibi sadece zihinden kaynaklanan sorunlar da konuşma bozukluğuna sebep olabilir.
Bazı çocukların anlaşılmaz bir konuşma sergilemesinin temelinde dil, dudak, çene, damak ve çevresel sinirlerin zayıf ya da fonksiyonlarını yerine getirememesi rol oynayabilir. Sonuçta böylesi çocuğun sesi doğru çıkarması ve anlamlı iletişim kurması olanaksız olmaktadır.
Telaffuz (Boğumlama, Artikülasyon) Bozuklukları
Artikülasyon bozuklukları, solunum yollarında gelen havanın ağız bölgesi organlarından kaynaklanan sorunlarla ortaya çıkar. Artikülasyon seslerin telaffuzu demektir. Türkçede sesler boğumlanmaya bağlı vücut bulur. Ünlülerin söylenişinde boğumlama alanı, ünsüzlerin söylenişinde boğumlanma noktaları vardır. Boğumlamadaki kusurların temelinde özellikle boğumlama temas noktalarındaki hatalar vardır.
Türkçede konuşma seslerinin edinimi, 4-5 yaşına kadar sürse de yetişkinlerin çıkardığı seslere erişme 6 ya da 7 yaşlarına kadar devam edebilmektedir. Bu süreç devam ederken çocukların henüz telaffuz edemedikleri ya da kendileri zor gelen seslerin yerine çeşitli sesler getirerek oluşturdukları konuşma dilindeki çeşitli basitleştirmeler olağandır. Bu sesbilgisel işlemler 4-5 yaşlarında azalmakta, zamanla yerlerini uygun sesletimlere bırakmaya başlamaktadır. Bu durumdaki gecikmeler ya da yanlış sesletimler artikülasyon bozukluğu olarak değerlendirilmektedir.
Artikülasyon sorunları konuşmanın şekillendiği artikülatör bölgelerdeki anatomik-fizyolojik yetersizliklere bağlı olarak gelişebileceği gibi herhangi bir yetersizlik olmaksızın yanlış öğrenmelere bağlı olarak da görülebilir. Uygun dil eğitimiyle ikinci nedenden kaynaklanan artikülasyon sorunları giderilebilir.
Konuşma seslerine göre artikülasyon bozukluğuna özel terimler verilmiştir.
• "r" sesi bozukluğu için rotasizm
• "ş" ve "z" sesi bozukluğu için sigmatizm
• "g" sesi bozukluğu için gamatizm
• "k" sesi bozukluğu için kapasizm
Dil bağı, dil altı bağlantısının dilin ön bölgesine kadar uzamasıdır. Aşırı kısa olması dil hareketini kısıtlıyor ise emme işlevini ve ilerleyen yaşlarda telaffuzu bozabilir. Dil bağı seslerin doğru çıkarılmasını engeller. Özellikle dil ucunun hareketini gerektiren l, r, t, d, n, s, ş, z, j gibi seslerde sorun yaşanır.
Artikülasyon Bozukluğu Dört Değişik Türde Görülür, Bunlar;
Sesin Düşürülmesi veya Atlanması
Kelimelerde bazı seslerin hiç yokmuş gibi söylenmesidir. Bu kusur, bazı yöresel özelliklerden kaynaklanabilir.
Örnek:
• saat → sat
• yalan → alan
• yemek → emek
• hava → ava
Ses Eklenmesi
Kelime ya da ekte olmayan bazı seslerin kelime veya ekin o şekildeymiş gibi söylenmesidir. İki ünlü veya ünsüzün arasına ses eklemekle ortaya çıkar.
Örnek:
• saat → sahat
• lazım → ilazım
• yazarken → yazarkene
• hem Ali hem Veli → hemi Ali hemi Veli
Ses Değiştirilmesi
En sık görülen ses kusurlarıdır. Özellikle r ve s seslerinin sıklıkla yanlış telaffuz edildiği görülür. Çocukken hoşa giden bu kusurların yaş ilerledikçe dikkat çektiği görülür. Bu yüzden mümkünse küçükken bunları düzeltme yoluna gitmek gerekir. Yaş ilerlediğinde bu tür bozukluklar olan çocuklar, konuştuğunda kendilerine gülündüğü için zamanla konuşmaya karşı olumsuz bir tutum takınabilirler. Daha sonra bu tür çocukların toplumdan uzaklaşması iletişim sorunları yaşadığı görülür. Böyle durumlarda aile çok bilinçli olmalı, çocuğun çevreden uzaklaşmasını engellemeye yönelik tedbirler almalıdır.
"r" sesinin özellikle "y" bazen de "l" şeklinde telaffuz edildiği görülür. Bu bozukluğun çoğunu tedavi etmek mümkündür, bazen kalıcı da olabilir. Bazı çocukların ilk okuma yazmayı öğrendikten sonra sesin ve harfin farkına varmasıyla bu sorunu çözdükleri görülür. Fakat bu durumda "l" yerine "r" olarak seslendirdikleri görülür. Bunun için de çocuklara bol okuma çalışmaları yaptırılmalı ve çocukların kelimelerde sesin varlığını algılamaları sağlanmalıdır. Fonetik farkındalığın oluşturulmasıyla belli bir dönemden sonra sesler yerli yerince telaffuz edilecektir.
Kelimelerin yanlış öğrenilmesiyle de ses değiştirme yanlışlıkları olmaktadır. Metatez (göçüşme) denilen fonetik olay da bu kusura dâhil edilebilir.
Örnek:
• köprü → körpü
• herkes → herkez
• kamyon → kaynon
Çocuğa kelimelerin doğru kullanılışı verilince özellikle çok kelimeler görsel olarak algılanınca bu kusur giderilebilir.
Konuşma Bozuklukları
Konuşma bozukluğu; konuşmanın akışında, ritminde, tizlikinde, vurgularında, ses birimlerinin bireyin çocuğun konuşma özrülü olarak kabul edilmesi için aşağıdaki durumlardan birinde sorun yaşaması demektir. Bunlar:
• Konuşmanın anlaşılır şekilde olmaması,
• Konuşmanın duyulmasında yetersizlik olması,
• Sesin bozuk ve tırmalayıcı olması,
• Sesin çıkarılmasının, ritminin ve vurgularının bozuk olması,
• Dil yönünden kelime dağarcığı ve gramer yetersizliklerinin olması,
• Konuşmanın bireyin yaşına ve fiziksel yapısına uygunsuzluğu,
• Konuşma ile beden dilinin uyumsuzluğudur.
Konuşma bozuklukları içerisinde artikülasyon, akıcılık ve ses olmak üzere üç büyük grup bulunmaktadır. Artikülasyon, konuşma seslerinin üretimini gerçekleştirememe; akıcılık, dilin ritim ve akıcılık ögelerine karşılık gelirken; ses, perde ve rezonansı içeren konuşmanın niteliği ile ilgilidir.
Telaffuz (Boğumlama, Artikülasyon) Bozuklukları
Artikülasyon bozuklukları, solunum yollarında gelen havanın ağız bölgesi organlarından kaynaklanan sorunlarla ortaya çıkar. Artikülasyon seslerin telaffuzu demektir. Türkçede sesler boğumlanmayla vücut bulur. Ünlülerin söylenişinde boğumlanma alanı, ünsüzlerin söylenişinde boğumlanma noktaları vardır. Boğumlamadaki kusurların temelinde özellikle boğumlanma temas noktalarındaki hatalar vardır.
Türkçede konuşma seslerinin edinimi, 4–5 yaşına kadar sürse de yetişkinlerin çıkardığı seslere erişme 6 ya da 7 yaşına kadar devam edebilmektedir. Bu süreç devam ederken çocukların henüz telaffuz edemedikleri ya da kendileri için zor gelen seslerin yerine çeşitli sesler getirerek oluşturdukları konuşma dilindeki çeşitli basitleştirmeler olağandır. Bu sesbilgisel işlemler 4–5 yaşlarında azalarak baskınlamaya ve zamanla yerlerini uygun sesletimlere bırakmaya başlamaktadır; bu durumdaki gecikmeler ya da yanlış sesletimler artikülasyon bozukluğu olarak değerlendirilmektedir.
Artikülasyon sorunları konuşmanın şekillendiği artikülatör bölgelerdeki anatomik-fizyolojik yetersizliklere bağlı olarak gelişebileceği gibi herhangi bir yetersizlik olmaksızın öğrenmelere bağlı olarak da görülebilir. Uygun dil eğitimiyle ikinci nedenden kaynaklanan artikülasyon sorunları giderilebilir.
Konuşma seslerine göre artikülasyon bozukluğuna özel terimler verilmiştir. “r” sesi bozukluğu için rotasizm; “ş” ve “z” sesi bozukluğu için sigmatizm; “g” sesi bozukluğuna gamatizm ve “k” sesi bozukluğuna kapasizm terimleri verilmiştir.
Dil bağı, dil altı bağlantısının dilin ön bölgesine kadar uzanmasıdır. Aşırı kısa ve dil hareketini kısıtlıyor ise emme işlevini ve ilerleyen yaşlarda telaffuzu bozabilir. Dil bağı seslerin doğru çıkarılmasını engeller. Özellikle dil ucunun hareketini gerektiren l, r, t, d, n, s, ş, z, j gibi seslerde sorun yaşanır.
Artikülasyon bozukluğu dört değişik türde görülür:
Sesin Düşürülmesi veya Atlanması: Kelimelerde bazı seslerin hiç yokmuş gibi söylenmesidir. Bu kusur, bazı yöresel özelliklerden kaynaklanabilir.
Örnek: saat → sat, yalan → alan, yemek → emek, hava → ava.
Ses Eklenmesi: Kelimeye veya ekte olmayan bazı seslerin kelime veya ekin o şekildeymiş gibi söylenmesidir. İki ünlü veya ünsüzün arasında ses eklemekle ortaya çıkar.
Örnek: saat → sahat, lazım → ilazım, yazarken → yazarkene, hem Ali hem Veli → hemi Ali hemi Veli.
Ses Değiştirilmesi: En sık görülen ses kusurlarıdır. Özellikle r ve s seslerinin sıklıkla yanlış telaffuz edildiği görülür. Çocukken hoşa giden bu kusurların yaş ilerledikçe dikkat çektiği görülür. Bu yüzden mümkünse küçükken bunları düzeltme yoluna gitmek gerekir. Yaş ilerlediğinde bu tür bozukluklar çocukların konuştuğunda kendilerine gülündüğü için zamanla konuşmaya karşı olumsuz bir tutum takınabilirler. Daha sonra bu tür çocukların toplumdan uzaklaşması iletişim sorunları yaşadığı görülür. Böyle durumlarda aile çok bilinçli olmalı, çocuğun çevreden uzaklaşmasını engellemeye yönelik tedbirler almalıdır.
“r” seslerinin özellikle “y” bazen de “l” şeklinde telaffuz edildiği görülür. Bu bozukluğu çoğunu tedavi etmek mümkünken bazen kalıcı da olabiliyor. Bazı çocukların da ilk okuma yazmayı öğrendikten sonra sesin ve harfin farkına varmasıyla bu sorunu çözdükleri görülür. Fakat bu durumda l’lerin r olarak seslendirildiği görülür. Bunun için de çocuklara bol okuma çalışmaları yaptırılmalı ve çocukların kelimelerde sesin varlığını algılamaları sağlanmalıdır. Fonetik farkındalığın oluşturulmasıyla belli bir dönemden sonra sesler yerli yerince telaffuz edilecektir.
Kelimelerin yanlış öğrenilmesiyle de ses değiştirme yanlışlıkları olmaktadır. Metatez (göçüşme) dediğimiz fonetik olay da bu kusura dâhil edilebilir.
Örnek: köprü → körpü, herkes → herkez, kamyon → kaymon.
Çocuğa kelimelerin doğru kullanılışı verilince özellikle çocuk kelimeleri görsel olarak algılayınca bu kusur giderilebilir.
Sesin Bozulması: Mahallî söyleyişlerden kaynaklanan bir kusurdur. Bazen İstanbul Türkçesinde rastlanmayan sesler de ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle “k” ve “h” seslerinin boğazdan telaffuzu çoğu ağızlarda görülen bir durumdur. Bazen de çocuğun telaffuz yanlışlığı, aile bireylerinin hoşuna gider. Çocuk insanlardan ilgi görmek maksadıyla bu söyleyişe devam edince bozukluk alışkanlığa dönüşür. Ailelere düşen görev, çocukların dili yanlışlarının anında düzeltmektir.
“s” ve “z” seslerinin dudaklardan çıkarılmasıyla oluşan pelteklik, sesin değiştirilerek söylenmesidir. Çoğu zaman bu kusurun farkına varılmaz ve çocukken düzeltilmeyince alışkanlığa dönüşür.
Bunların dışında gevşeklik ve atlama diye adlandırdığımız konuşma kusurları da boğumlanma kusurlarında ele alınmalıdır.
Gevşeklik: Boğumlanma tembelliğinden ileri gelir. Boğumlanma aygıtının (gırtlak, boğaz, çene, dil, damak, dudaklar, dişler) gevşekliği tembelliği nedeniyle seslerin, hecelerin, sözcüklerin anlaşılmamasıdır.
Atlama: Ses organlarının genel tembelliğidir ve en çok karşılaşılan durumdur. Bu genel gevşeklik genel konuşma özürlülüğüne yol açar. Hızlı konuşan ve konuşmasına önem vermeyen kimselerde sık rastlanır. Birtakım sesler ya da heceler atlanır.
Örnek: Allahasmarladık – Alasmaldık, kendisi – kensi, bir dakika – bi dakika, karışma – kaşlaşma, hanımefendi – hamfendi, nasılsın – nassınız, kilitledim – kitledim, Galatasaray – Gassay.
Kekemelik: Kekemelik; bazı fiziksel, psikolojik ve nörolojik nedenlerle konuşmanın akıcılığını etkileyen bir konuşma kusurudur. Kekemelik; takılmalar, uzatmalar, duraklamalar, tekrarlar olmaktadır. Kekemeliğin sonucunda çeşitli toplumsal handikaplar olacağından diğer konuşma kusurlarına göre daha çok önemsenmesi gereken bir konuşma bozukluğudur.
Kekemeliğin temel özelliği bireyin konuşmasının gerek akıcılık gerekse zamanlama yönünden bozulmasıdır. Kekemelik; konuşma esnasında tekrarlar, uzatmalar, zorlanmalar, ünlemler, sözcüklerin parçalanması duyulabilir ya da sessiz bloklar (konuşma sırasında tamamlanamayan ya da tamamlanamayan ara vermeler), dolaylı yoldan konuşma (söylenmesi zorunlu sözcüklerden kaçınmak için başka sözcükler kullanma), sözcükleri fiziksel bir gerginlikle söyleme ve tek heceli sözcükleri ifade etmeyi engelleyen istemsiz bir bozulma olarak tanımlanabilir.
Bazı araştırmacılar, kekemeliği duygusal bir rahatsızlığın sonucunda bireysel bir davranış olduğunu ve belirtilerinin kekemenin kişiliği ile yakından ilintili olduğunu vurgulamışlardır. Karmaşık davranış örüntüleri içerdiğinden dolayı da kekemeliğin tanımlanmasında birçok farklılıklar görülmektedir. Kekemeliğin tek bir sendrom değil, çok nedenli bir durum olduğu söylenebilir.
Kekemelik;
• Yüz ifadesinde bozukluk, duraklama, uzatma, konuşmanın ritminde bozukluk ya da konuşmanın akıcılığının bozulmasıyla,
• Kekemelik oluştuğuna ilişkin olarak konuşmacı ve dinleyici arasında ortak anlayışın olması ve konuşmacının ritmi bozmadan konuşmayı denemesi ancak başaramamasıyla,
• Kaygı ve hissedilen güçsüzlük duygularının kekemeliği ortaya çıkarmasıyla,
• Kendisinden emin olmamasının sonucunda, konuşma yeteneğini bozmasıyla,
• Konuşmacının kendisini kekeme olarak algılaması, dinleyiciyi rahatsız ettiğine ve doğal konuşamadığına ilişkin yanlış inancıyla tanımlanabilir.
Kekemelik, yalnızca konuşmacıyı değil aynı zamanda onu dinleyen kişileri de kapsayan bir sorundur ve sadece konuşmacının akıcısızlıklarını değil, konuşmacının ve onu dinleyen kişilerin bu akıcısızlıklara karşı tepki bulunma biçimlerini de içermektedir. Onlara göre kekemelik probleminin değerlendirilmesinde;
• Dinleyicilerin konuşmacıya ve konuşmasına karşı tepki ve tutumları,
• Konuşmacının kendisini dinleyen kişilere, kendisine ve kendi konuşmasına karşı olan tepki ve tutumu,
• Konuşmacının konuşma davranışı hakkında bilgi toplanması gerektiğini belirtmişlerdir.
Kekemelik; fiziksel konuşma bozukluğunun ötesinde panik bozukluk, sosyal fobi, anksiyete bozukluğu, sosyal tutum dengesizliği, olumsuz benlik saygısı, akademik performans düşüklüğü, yaşam kalitesinin düşmesi, kronik iletişim bozukluğu gibi çok problemin de nedenidir.