top of page

Dil Bilim 

Türkçe ÖABT

Genel tanımıyla dilbilim, dil yetisinin ve doğal dillerin bilimsel incelenmesidir. Burada Öncelikle iki terimi açıklamak gerekir. Çok gerekli olmasına karşın, “dil yetisi” ile “dil” arasındaki ayrım hep unutulmuştur. Dilbilim, 1950'den sonra bir pilot-bilim rolü üstlenerek, insan bilimleri arasında ayrıcalıklı bir yer kazanmıştır. Bugün, budunbilim, toplumbilim, ruhbilim, ruh çözümlemesi dilbilimin yöntem ve terimcesinden büyük ölçüde yararlanmaktadır. Çağdaş dilbilimin bir bilim dalı olduğunu söylemek, beraberinde bir takım içermeleri de getirmektedir. Dilbilimin temel görevi, dilin

betimlemesini yapmaktır. Bu betimleme, her türlü kuralcılıktan uzak, olguların salt gözlemine dayanır. Bu anlamda, dilbilim kesin(matematiksel) bir bilimdir: Bir nesnesi, bir alanı ve bir yöntemi vardır. A. Martinet'nin deyimiyle ''bir incelemeye, olguların gözlemine dayanıp bir takım estetik ve ahlak ilkeleri adına, bu olgular arasından bir seçme yapılmasını önermekten kaçındığı zaman bilimsel denir. Bu durumda, “bilimsellik” “kuralcılığın” karşıtıdır (A. Martinet, s. 6).

DİL BİLİM

"İnsan dilinin bilimsel incelenmesi" olarak tanımlanan dil bilimi oluşmadan evvel her dönem ya da her uygarlık kendi ideolojisine, inançlarına ve bilgisine göre dile farklı biçimlerde odaklanmıştır.

• XX. yüzyılın başında, Saussuré ile başlayan bugünkü anlamdaki dil bilim, "Ne dil felsefesiyle ne de dilsel biçimlerin zaman içindeki evrimini izlemekle uğraşır.", onun amacı "dilin iç yapısını tanımak, biçimsel kesin ve dizgesel bir bilim dalı olmaktır." Böylece, Saussuré sayesinde, "dil bilimin tek gerçek konusu, kendi içinde ve kendisi için ele alınan dili incelemek" olmuştur. Dili, bağıntıların yönettiği bir sistem olarak ele alan ve gerçeği tözde (substance) değil, biçimde (forme) arayan Saussuré, dil bilime XX. yüzyılda izleyeceği doğrultuyu göstermiştir.

• A. Martinet'in deyimiyle: "Çağdaş dil bilmin vardığı en önemli sonuç belki de kendine özgü yöntemleri, amaçları ve kendi nesnesiyle, kendini tamamen bağımsız bir bilim dalı olarak ortaya koymasını başarmasıdır." Filoloji, kendini eski metinlere ve klasik kültüre bağlayan ilişkileri hiçbir zaman koparamamasına karşın, dil bilim öteki bilimler karşısında her türlü yükümlülük ve bağımlılıktan kendini uzaklaştırmıştır.

• Dil bilim, bir diller dil biliminden dil yetisi dil bilimine (yani) evrensel dil bilgisine doğru gelişim göstermektedir. Bu çerçeve içinde, dil bilimin amacı bütün dillerin betimlemesine yarayan bir genel dil bilgisi kuramı oluşturmak; dil ve düşünce arasındaki ilişkiler sorununa değinmeden önce, kapalı bir sistem olarak düşünülen dilin ögelerini betimlemek ve çözümlemek; her konuşucunun neden ve nasıl kendi anadilinde hiç duymadığı sonsuz sayıdaki cümleyi anlayıp onları üretebildiğini açıklamaktır.

• "Dil nedir? Dil nasıl işler? İnsan dilini hayvan dilinden ayıran özellik nedir? Bir çocuk konuşmayı nasıl öğrenir? Dil neden değişir?" vb. soruları ve dil ile ilgili daha fazlasını cevaplamaya çalışır.

• Dil bilim çocukluktan başlayarak pratik bir biçimde öğrendiğimiz ve genellikle düşünmeden bildiğimiz dilin bilimsel incelemesidir. 

• Dil bilim, Saussuré sonrası dil incelemelerindeki tarihsel yaklaşımların terk edilerek eş zamanlı bakışla dil olgularının ele alınmasını öneren bir alandır. Tarihsel metinlerin incelenmesi ve yayımlanmasıyla ilgilenen filolojiden ayrılır. 16. yüzyıldan kalma bir divanın yayımlanması filolojinin konusudur. Dil bilim metin incelemeleri yapsa da kendine özgü yöntemlerle metinlere yaklaşır. 

• Dil bilimin en önemli özelliklerinden biri de evrensel olmasıdır. İnsanın dil kullanımının bütün boyutlarını araştırır. Bunu bütün dünya dillerine odaklanarak inceler. Bunun anlamı "Türkçenin dil bilgisi" olabilecekken "Türkçenin dil bilimi" kavramının olamayacağı ilkesidir. 

• Dil bilimci kural koymayı değil, dilin doğasını ve işleyişini doğru betimlemeyi hedefler. 

• Dil bilim, dil olgusunu her yönüyle anlama çalışır.

• Dil biliminin dil bilgisi anlayışı, "betimleyici" dil bilgisi anlayışıdır. Çünkü kuralcı dil bilgisinde belirli kalıplar ve kurallar vardır. Ama betimleyici dil bilgisinde böyle bir kural söz konusu değildir. Dili her yönüyle değerlendirir, daha nesnel olmasından dil biliminin evrensel ilkesine uygundur. Bu iki dil bilgisi anlayışının yanı sıra bir de öğretim dil bilgisi vardır ki bu da zaten okullarda, öğretim programlarında yer alması dolayısıyla kuralcı dil bilgisi kapsamındadır.

• Yunan Geleneği- Roma (Latin) Geleneği- Hint Geleneği- Arap Geleneği- Türk Geleneği- Avrupa- Amerika.

• Esasında dil bilgisinin doğuşu edebî ve dinî metinlerin yorumlanması sonucu oluşmuştur. Bunlar tabii birtakım genel görüşlerdir ancak dil bilgisinin daha ciddi bir hal alması Eski Yunan'a kadar gider ve dil bilgisi de aslında bu dönemin bir ürünüdür. İkinci dönüm noktası ise Avrupalıların diğer kıtalardaki keşiflerinin arttığı ve matbaanın bulunduğu 15. yüzyıldır.

​​

Yunan Geleneği

• Eski Yunan'ın dile dair iki büyük tartışması var. Bunlardan ilki "Dilin doğal mı yoksa uzlaşımsal mı olduğu", ikincisi ise dilin düzenliliğiyle ilgili olan "örnekseme ve aykırılık" tartışmasıdır.

Doğal-uzlaşım tartışması, Platon'un Kratilos (Heraklitos) ve Hermogenes'in (Demokritos) karşılıklı konuşmalarına dayanan ünlü eseri "Kralitos Diyalogu"nda özetlenir. Doğacılar, varlıklar ile adları arasında doğal bir uyuşma olduğu düşüncesindeydiler. Bugünkü yansıma sözcüklerde görülen bu uyuşma (miyavla- fiili kedi gerçek hayatta ona benzer bir ses çıkardığı için bu biçimdedir.) onlara göre tüm dil için geçerlidir. 

Uzlaşımcılar (Hermogenes) ise sözcükler ve anlamları arasında bağ olmadığını, insanlar arasındaki uzlaşım sonucu sözcüklerin kullanıldığını savunuyordu. 

Örnekseme (analogia)- aykırılık (anomalia) tartışması ise dilin düzenli olup olmadığı tartışmasıydı. Örneksemeciler, dilin düzenli olduğunu, belli kuralları olduğunu ve buna göre örneksemeli akıl yürütmeyle olası biçim ve kuralların belirlenebileceğini (kitap+lar örneğinde +lar çokluk görevinde kullanılıyorsa diğer sözcüklerde de bu görevi üstlenir: kalem+ler vb.) savunuyordu. Aykırılıkçılar ise dilde pek çok düzensizlik olduğunu, örneksemeyle ancak belli yapıların belirlenebileceğini ifade ediyordu. İskenderiye Okulu (MÖ II. yy.)  örneksemeciyken; Bergama Okulu, aykırılıkçıydı. İskenderiye Okulu kuralcılığa o kadar kapılmıştı ki Homer metinlerindeki dil gelişmesiyle doğal olarak ortaya çıkan bazı ifadeleri, kurallara uymadığı gerekçesiyle atmaya çalışmıştı. Zeno tarafından MÖ 300 yılında civarında kurulan Stoa Okulu, bu tartışmada genellikle aykırılıkçılardan yana bir tavır takınır. Aykırılıkçı olarak değerlendirilseler de köken (etymon) ile ilgili çalışmalarıyla bugünkü köken bilgisinin (etymology) temelini atarak gramerin yani dilin kurallarının belirlenmesinin öncüsü olmuşlardır. Ayrıca Stoa Okulu dilde "anlam ve biçim" karşıtlığını koymuş, modern dil biliminin kurucusu Saussuré'nin "gösteren ve gösterilen" arasında kurduğu karşıtlığı andıran bir bakış açısıyla dile bakmıştır. Doğal-uzlaşım tartışmasında ise iki görüşün de bazı yönlerini kabullenmemişlerdir. Bu okulun mensupları sözcükler ve anlamları arasında doğrudan bir ilişki olduğunu düşünmeseler de sözcüklerin kökenleri araştırıldığında böyle bir ilişkinin bulunabileceğini savunmuşlardır. 

Düzenlilik-aykırılık tartışması -Philadelphos (MÖ 284-257) ile başladığı kabul edilirse- dil incelemelerinde tarihi en eski tartışmalardan biridir ve bugün hâlâ geçerliliğini çeşitli biçimlerde korumaktadır. Düzenciler kurallara odaklandıkları için yapı ve sistemi merkeze alan bugünkü yapısalcılığa yakın görünürler ancak düzen dışı gördükleri her türlü doğal değişmeyi yadsırlar. Bu değişimlere de odaklanılması gerektiğini savunun aykırılıkçılar modern dil bilime daha yakındır.

Bugünkü dil bilgisi ve dil bilim çalışmalarının önemli bir alanı olan sözcük türleri ve kategorileriyle ilgili tartışmalar da Eski Yunan geleneğinde de işlenmiştir.

Gerçek anlamda gramer incelemelerinin retorik temelinde Sofistlerle başladığı bilinmektedir. Sofitlerden Protogoras cinsiyet ayrımını yapan ilk kişidir. Ayrıca cümleleri emir, dilek, soru, cevap olarak yapısal özelliklerine göre sınıflandırmıştır. Kesin olmamakla birlikte fiillerin zamanlarıyla ilgili sınıflamayı da onun yaptığı çeşitli kaynaklarda belirtilir.

Platon ise isim ve fiil olarak iki sözcük türü belirlemiştir. Dünya dil bilgisi tarihinde bu ayrımı yapan ilk kişi olarak lanse edilir. Yalnız Platon'un isim ve fiil ile kastettiği bugünkü gramerin isim ve fiil dediklerinden farklıdır ve felsefi çıkarımlara dayalıdır. ​

Uzlaşımcıların güçlü temsilcilerinden olan Aristo, Platon'un isim ve fiil sınıflamasına girmeyen sözcükler için terimler önemiştir. Aristo'nun sekizli ayrımı şu şekildedir: (1) harf, (2) hece, (3) bağlaç, (4) tanımlık, (5) isim, (6) fiil, (7) durum, (8) söz. Buna göre Aristo'nun "isim, fiil ve diğer görevli ögeler" biçiminde özetleyebileceğimiz bir ayrımı söz konusudur. Aristo'nun bir diğer katkısı "zaman" kategorisinin fiillerin biçimleriyle belirlenebileceği görüşüydü. Bu konu ilk olması dolayısıyla değerlidir. Sözcüklerin çekimle kazanarak saf biçimlerini kaybettiği yan biçimlere Aristo, "düşme" demiştir, ki bu da bugün Batı dillerinde kullanılan durum (case) teriminin de atasıdır.

Stoa Okulu, Sofistler-Platon-Aristo çizgisinin birikimlerini de kullanarak gramer yazımı için önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Hatta bazı araştırmacılar bugünkü anlamda modern gramerin onlarla başladığını savunurlar. Bu okul sözcük türlerinin sayısını arttırmıştır. Tanımlık ve zamirler için ayrı bir sözcük türü belirlemiş, isimleri de özel isim cins ismi olarak ikiye ayırmıştır. Bu şekilde beş sözcük türü üzerine çalışmalarını yürütmüştür. Stoa Okulu bugünkü gramerin durum, çatı (etken, edilgen vb.) gibi temel kategorilerini de ilk belirleyen okuldur. 

​​​​

Roma (Latin) Geleneği

• Eski Yunan'daki birikimlerden istifade etmişlerdir ama onlar kadar büyük bir iz bırakamamışlardır. 

• Roma geleneğinin en büyük temsilcisi Varro'dur. Varro, örnekseme (düzenlilik)- aykırılık (düzensizlik) tartışmasında, sözcüklerin türemesinde ve çekimde düzen vardır ancak kullanılışta bu sözcükler değişir, düzenden uzaklaşır görüşünü savunur. 

• Varro, dilin kurallılığa eğilimli olduğunu, düzensizlikler olsa da insanların sözcüklerdeki kurallılığa uyması gerektiğini ifade eder. 

• Aristonun durum için kullandığı "ptosis" terimini "casus" olarak Latinceye çeviren ve terimin bugün ki Batı dillerindeki biçimlerini bu şekilde belirlemiş olan Varro, yapım ve çekim olarak adlandırılan ayrımın ilk belirleyicilerindendir: Yaratma (impositio) ve çekim (declinato). 

• Eski Yunan'da yapılmayan bu ayrımı yapan Varro, Latince ve Grekçe arasında bir ilişki olabileceğini fark eden de ilk dilci olmuştur. Varro'nun eski Yunan gramerciliğinin fiille ilgili yaptığı kategori sınıflamalarına bugünkü görünüş kategorisini de eklediği görülür. Fiilin bitmişlik ve bitmemişlik özelliklerine dayanan bu ayrım Varro'nun önemli katkılarından biridir.

• Remmius Paleamon, tanımlığı zarflardan ayırıp farklı bir sözcük türü olarak değerlendiren ilk Roma dilcilerindendir. 

• Dilde örneksemenin de aykırılığın da bulunduğunu örneklerle listeleyen Quintilian, dil eğitimiine özel önem vermesiyle de tanınır. 

Hint Geleneği

• Dil incelemelerinde en eski geleneğe Hindistan sahiptir. Yunan geleneği felsefeye dayanırken Hint geleneği doğrudan dil üzerine kurulmuştur. Bunda dil metinlerinin (Vedalar) doğru okunup anlaşılması düşüncesi de etkili olmuştur. 

• Bu gelenekte en önemli isim Yaska'dır. Hatta Panini öncesi dönemin en önemli ismidir demek daha doğru olur. Özellikle sözcük türlerini "Nirukta" adlı eserinde dört grupta incelemesi dikkate değerdir: İsim, fiil, önek ve edat. 

​• Geleneksel dil bilgisi yazımı tarihinde Panini'nin Sanskrit Grameri önemli bir yere sahiptir. Onun da yaşamı kesin olarak bilinmemektedir. MÖ yaşadığı ve "Öğretiler" adlı eserin müellifi olduğu tahmin edilmektedir. Panini'nin 8 ana bölümden oluşan gramerin yazarı mı yoksa bu bölümleri bir araya getiren kişi mi olduğu bilinmemektedir. Panini'nin grameri özellikle ses bilgisi bakımından büyük bir başarı gösterir. Neredeyse modern dil bilimin ortaya çıkışına kadar el değmemiş olan ses bilgisinin teknik ayrıntılarına odaklanmıştır. 

• Hint dilciliğinin özellikle kökleri listelemeye dayanan yaklaşımı Avrupa dil biliminin biçimbirim (morpheme) kavramını oluşturmasında etkili olmuştur. 12 değişik dil bilgisi okuluna sahip bu geleneğin, 1000 civarında dil bilgisi eseri verdiği bilinmektedir. 

Arap Geleneği

• Aristo geleneğindeki Basra Okulu, dili düzenlikler ve kurallar üzerinden açıklamaya çalışırken; aykırılıkçılara daha yakın Kûfe Okulu, dil kullanımlarındaki lehçe farklılıklarını olduğu gibi inceleme yanlısıdır. Arap geleneği isim, fiil ve edat olarak sözcükleri üç başlıkta inceler. ​

• El Halil, bu geleneğin kurucusu sayılır. Özellikle de ünsüzleri ünsüzleri çıkış yerlerine göre yorumlaması onu önemli kılan özelliklerdendir. El Halil, Arapça'nın ilk sözlüğü olan eseri "Kitabü'l-Ayn"da seslere dair hiyerarşik bir sınıflama yapar. Çıkış yerine göre ayın (') boğazın en derininden çıktığı için en başta gelir ve eser de bu nedenle ayın ile başlar. El Halil, Arap dil bilgisi yazıcılığının başlangıcı kabul edilen Sibeveyhi'nin de hocasıdır.

• Alexander de Villa Dei "Latince Gramer" 

• Dante "Ana Dilin Belagatı"

Port Royal Okulu (1960)

Harris-Chomsky çizgisinin geliştirdiği ve bugünkü dil bilimin en yaygın kuramı olan Üretken Dil Bilgisi'nin kökleri ekseriyetle Port Royal Manastırı'ndan doğan bu okulda aranır. Tıpkı Üretken Dil Bilgisi gibi, Port Royal da Descartes (1596-150) çizgisindedir (Dekartçı, Kartezyen). Descarets'in öğrencisi olan A. Arnauld'un C. Lancelot ile birlikte yazdığı "Genel ve Akılcı Dil Bilgisi" adlı eser bu okulun manifestosu kabul edilir. Bu manastırda verilen eğitim yenilikçi özellikler taşıyordu. Öncelikle eğitimin yerel dilleri dışlayarak yapılmasına karşıydılar. Latince kuralları öğretirken bile bunu Latince yapmaya kalkmanın hem işi zorlaştırdığını hem de ezberci bir yaklaşım olduğunu düşünüyorlardı. Bu yüzden eserleri yerel dillerde de (özellikle Fransızca) yazmışlardır. Onlara göre dil öğretilirken kuralların nedeni mutlaka açıklanmalı, öğrencinin konuyu kavraması ve mantığını anlaması sağlanmalıdır. 

• Kuralları belirlemek ve kuralların nedenlerini, dayanaklarını açıklamak biçiminde özetlenebilecek bir yaklaşıma sahiptirler. Gramer anlayışları zihne, akılcılığa dayanmaktadır. 

• Sözlü ifadenin yapısını belirleyenin, düşüncenin yapısı olduğunu savunmaları Avrupa dil bilimini derinden etkilemiştir. Dil bilgisi esas olarak konuşma sanatına odaklanır, onlara göre dil bilgisi bir sistem, kurallıklar bütünü değil bir etkinliktir. İnsan hangi dili konuşursa konuşsun ilkeler aynıdır. Asıl olan zihindir, düşüncedir. Bu bakımdan dil bilgisi evrenseldir. 

• İki tür sözcüğün varlığına inanmışlardır: Fikirlerin yerine geçenler (düşüncenin hedefleri olan isim, tanımlık, zamir, ortaç, edat, zarf) ve işlemlerin yerine geçenler (düşüncelerin biçimi ya da tarzı olan fiil ve sıfatlar.)

• Port Royal Okulu'nun modern dil bilimin dönüşüm kavramına yakın görüşleri de vardır. Yapıların akılcı bir biçimde yorumunu da yaparlar. Ünlü "Görünmeyen Tanrı görünen dünyayı yarattı." cümlesinin içeriğinde "Tanrı görünmez, dünyayı Tanrı yarattı, dünya görünür." biçiminde üç yargı bulunduğunu ileri sürerler. 

• Dilin evrenselliğini kanıtlamak için farklı dillerden örnekler sunmaları da bugünkü evrensellik çalışmalarında sık rastladığımız bir eğilimin ilk görünümü olarak değerlendirilebilir. 

​​

Tarihsel ve Karşılaştırmalı Dil İncelemeleri

•  Franz Bopp, Farsça ve Hintçe ile Avrupa dillerini karşılaştırarak Hint-Avrupa dilleri için tam bir tarihsel-karşılaştırmalı dil bilgisi yayımlamıştır (1816). Bu yayınında adı geçen dillerdeki ​çeşitli sözcükler ve çekimleri karşılaştırarak bunların köken biçimlerini belirlemeye, modern dil bilimdeki adıyla yeniden kurmaya çalıştı. Ona göre diller arasındaki benzerliğin iki nedeni olabilirdi. Ya bu iki dilden biri diğerinden doğmuştu ya da başka bir dilden doğmuştu. 

• İlk kez "ses yasası" terimini kullanan da yine Franz Bopp'tur. 

Dil Bilimin Doğuşu​

• İlk çalışmaları tarihsel karşılaştırmalı dil bilgisine ilişkin olan F. de Saussuré tarafından biçimlendirilen bir çalışma alanıdır.

• Bunun anlamı o güne kadar dil incelemelerinde kullanılan yöntemler dil bilimin doğuşuyla değişmeye başladı. Dil incelemelerine yeni boyutlar eklendi ve epey zaman sorgulanmadan kabul edilen bazı yaklaşım biçimleri tartışılır hâle geldi. (Bir tür aydınlanma da demek yanlış olmaz.)

• Dil bilim, dilin her kullanımını önemsedi. Her toplumu, her dili araştırmaya çalıştı.

• Dil bilimin görevleri Saussuré tarafından şöyle belirtilmiştir: 

• Bütün dilleri betimlemek, bu dillerin tarihini incelemek, dil ailelerinin evrimini göstermek, her ailedeki ana dillerin ilk biçimlerini olanaklar çerçevesinde ortaya koymak.

• Bütün dillerde sürekli ve evrensel olarak kendini gösteren güçleri araştırmak, tarihin bütün özel olaylarını açıklayabilecek yasaları bulmak ile kendi sınırlarını çizip kendi kendisini tanımlamaktır.

Dil Bilim Kuramları

Kuramlara ana hatlarıyla bakıldığında üç büyük akım olduğu görülür. Bunlardan ilki Yapısalcılıktır. Yapısalcılık içinden çıkarak gelişen diğer akımlar ise İşlevselcilik ve Üretken Dil bilgisidir. Bu üç ana akımın içinde de pek çok yönelim vardır. Bu bölümde Yapısalcılıktan başlayarak dil bilimin gelişiminde pay sahibi olan önemli kuram ve kuramcıları tanıyacağız.

I. Yapısalcılık

• Yapısalcılığın kuramcısı Saussuré'dur.

• Yapısalcılığın Temel Kavramları: "Gösterge", "Dizgi", "Dil-Söz", "Art Zamanlılık Eş Zamanlılık", "Konuşma Dili - Ölçünlü Yazı Dili", "Töz- Biçim", "Dizim- Çağrışım", "Karşıtlık, Değer ve Anlam"

• Cenevre Dil Bilim Okulu

• Antoine Millet (1866- 1936)

Gösterge (Signe): Bu kavram daha sonra dil bilimden ayrılarak başlı başına bir araştırma alanı olan "Göstergebilim" kavramına dönüştü. Kurucusu Saussuré olarak gösterilir.

•  Kavram (gösterilen-zihindeki görüntü-anlam), işitim imgesi (gösteren-ses) 

• Kavramla işitim imgesinin birleşimine Saussuré, "Gösterge" adını vermiştir.

• Bir gösteren bir de gösterilen vardır. Bunların dışında kalan bir de ağacın kendisi vardır. Buna da Ogden-Richards 1923'te bu boyutu da "Gönderge" adıyla kendi gösterge şemasına eklemişlerdir. Bunun anlamı ise Sausseré'un yalnızca dil içi ögeleri merkeze almış olmasıdır.

•  Göstergebilimin yerini ruh bilimcilerin belirleyeceğini savunan kişi yine Saussuré'dir. Yine Saussuré, göstergebilimi dil bilimi de kapsayan bir bilim dalı olarak görmüştür. Elbette göstergebilim, ondan sonra büyük ses getirmiştir.

 

Göstergenin Özellikleri

• Nedensizdir.

• Çizgisellik.

• Değiştirilebilir / Değiştirilemez.

Dizge (Sistem):

Dizge kavramı, "Dil bilimin tek gerçek konusu, kendi içinde ve kendisi için ele alınan dildir." sözünü söyleyen Saussuré'nin dili diğer dünya olay ve durumlarından bağımsız bir yapı olarak görmesinin bir diğer boyutudur. Dil pek çok ögeden oluşan ve bu ögelerin birbirleriyle etkileşimi sonucunda işlev görev bağımsız bir yapıdır. Saussuré dili etkileyen coğrafi, tarihî, siyasî, sosyolojik vb. olguları dil dışı kabul eder ve dil bilim incelemesinin dışında tutar. Ona göre dil dizgesinin incelenmesi ancak dilin kendisinden geçer.

• Dil, bir dizge oluşturur, der Saussuré.

• Saussuré, dil dizgesi ile satranç arasında bir benzerlik kurmuştur. 

• Dizge anlıktır. Her dil ögesi başka bir ögeye göre dizgede konumlanır.

• Dizge anlık olduğu için eş zamanlı olarak odaklanılmalıdır.

• Wilhelm Leibniz, Alman matematikçi ve filozoftur. Matematik tarihi ve felsefe tarihinde önemli bir yer tutar. Ünlü felsefecinin dil bilimi alanına kazandırdığı en önemli şey düşüncenin dilden ayrılamayacağı görüşüdür. “Dil, düşüncenin aynasıdır.” görüşü dil bilimine kazandırdığı önemli bir ifadedir. Bu ifadeden ve verilen bilgilerden de anlaşıldığı gibi dil ile düşünce birbirinin kopyasıdır. Düşüncemizi oluştururken dili kullanırız bu düşünceyi de ifade edebilmek için dili kullanırız. Biri olmadan diğeri olmaz.

.

Dil bilimci Chomsky’nin etkisi altında psikologlar, dil öğrenme ile ilgili psikolinguistik kuramı geliştirmişlerdir. Bu kuram, insanların doğuştan dil öğrenme yeteneği ile doğduğunu “insanın dili konuşmak üzere doğumdan önce programlandığını” kabul eder. Böylece hangi çevrede, hangi koşullar altında olursa olsun, çevresinde konuşan olduğu sürece insan yavrusu konuşmayı öğrenir. Psikolinguistik kuram, çocuğun biyolojik yapısına birinci derecede önem verir ve insanoğlunun “biyolojik dil programı” ile doğduğunu kabul eder. Çevre koşulları, çocuğun hangi dili, hangi sözcükleri kullanacağını belirler. Ancak dilin öğrenme sürecini bu koşullarla açıklama olanağı yoktur.

.

Durumsal bağlamda bulunan varlıklar nedeniyle bilinen bilgi değerine, durumsal eski bilgi denir. Konuşucu ve dinleyici olarak ben, sen zamirlerinin kullanılması buna örnek olarak verilebilir.

.

Art zamanlı ses olayları tarihsel olarak sınıflandırılan dil olayları kapsamında yer alır. Bunlar, metatez (göçüşme, yer değiştirme), aykırılaşma, benzeşme, hoploloji, düşme, türeme, akıcılaşma, sızıcılaşma diye sınıflandırılır. A seçeneğinde metatez (göçüşme, yer değiştirme), B seçeneğinde aykırılaşma, C seçeneğinde düşme (ısıtma), E seçeneğinde ise türeme (kılıç > kılınç) ses olayları vardır. Bunlar art zamanlıdır. D seçeneğinde ise ünsüz düşmesi (küçük+cük > küçücük) vardır. Bu dil bilgiseldir. Yani eş zamanlıdır.

.

+lAr Eki: Çoğulluk sadece belirtilen ekle yapılmaz. Sıfat biçiminde ve ikileme biçiminde de çoğulluk anlamı kazandırır. Akrabalık anlamı katar (Amcalar geldi), Civar ve abartma (Saat bir sularında- senin için dünyaları veririm), ikileme görevi (neler neler) vb.

.

Edinç; bir dil sisteminin insanın beyninde veya zihninde nasıl işlediğini, nasıl çalıştığını kavramaya, anlamaya çalışan mekanizmadır.

.

Moskova Okulu'nun Kurucusu Roman Jakobson’dur. En önemli temsilcisi ise Vladimir Propp’tur. Propp dil bilimine yapısalcı olarak yaklaşmış ve eserlerini Rus biçimciliği döneminde vermiş ve yapısalcılığın da temellerini atacak bir anlayışla yazmıştır. Bu yüzden yöntem bakımından Fransız yapısalcılarının da etkileyicilerinden biri olmuştur. Bu okul metinler üzerinde çok durmuş, metinlerin yapıları ile ilgilenmişlerdi.

.

Dilin anlam taşıyan en küçük yapı birimi olan biçim bilimi, bir kelimenin henüz sınıflandırılmamış ögesidir. Morflara kelimeleri parçalara ayırarak ulaşılır.

.

Akıcı ünsüzler sürekli ünsüzler kapsamında yer alır. Sürekli ünsüzler ikiye ayrılır: Akıcılar ve sızıcılar. Akıcı ünsüzler “y, m, n, l, r” dır. Sızıcılar ise akıcı ünsüzler dışında kalanlardır. “Yamanlar” sözcüğünün tüm ünsüzleri akıcı ünsüzlerden oluşmaktadır.

.

Soru kökünde verilen bilgilerde de belirtildiği gibi Türkçede eklerin dizilişi yapım eki + çekim eki şeklindedir. Fakat dilde birçok istisnai durum vardır. Bu istisnalardan biri de bu ek dizilişinde karşımıza çıkmaktadır. İstisnası çekim eki + yapım eki şeklinde oluşur.

.

İnsan dilinin dört temel özelliği vardır. Bunlar: Nedensizlik, soyutluk, çizgisellik, çift eklemliliktir. Bunun yanında çeşitli özellikleri de vardır. Canlı olması ve zamanla ölmesi bunlardan birkaçına örnektir. Dil soyuttur. Zihnimizde canlananları da bu özelliğinden dolayı adlandırırız.

.

Modern anlamda ilk Türkçe dil bilimi kitabı Şemseddin Sami’nin 1887 yılında yayımladığı Lisan adlı eserdir. Bu eserde dilin nitelikleri, dünya dillerinin tipleri, dil akrabalığı, ses yansımaları gibi dille ilgili çeşitli konuları üzerinde durulur.

.

Z. S. Harris, Dağılımsal dil bilgisi üzerinde çalışmış ve Chomsky üzerinde büyük etkiler bırakarak Chomsky’nin Evrensel Dil Bilgisi kuramını ortaya atmasını sağlamıştır.

.

Gönderge kavramı bu üçgene (Ogden- Richards) daha sonradan ekleniştir. Gönderge nesnenin kendisidir. Örneğin ‘kalem’ sözcüğü gösterendir. ‘kalem’ sözcüğünü duyunca zihinde uyanan gösterilendir. ‘Kalem’ nesnesi ise göndergedir.

.

Modern dil bilimi Saussure ile başlar. 1916’da yayımlanan Genel Dil Bilimi Dersleri adlı eseri bu alanın kuruluş kitabıdır.

.

Harris ve Chomsky’nin geliştirdiği kuram Üretken Dil Bilgisi’dir. Bağımlılık Dil Bilgisi, işlevselcilerden L. Tesniere’nin ortaya attığı bir görüştür.​

.

Chomsky’nin, Üretken Dönüşümlü Dil Bilgisi yaygınlaşıncaya kadar yapısalcılık dil biliminin en etkin kuramı durumundaydı; ancak yaygınlaştıktan sonra yapısalcılık eski etkililiğini kaybetmiştir.

.

Saussure önceki araştırmacılara göndermede bulunur ve art zamanlılığın dil olgularının anlaşılırlığını güçlendirdiğini savunur. Bu yüzden eş zamanlılığı savunur.

.

Dildeki işlevli seslere sesbirim denir. D şıkkındaki “l” ve “n” harfleri sesbirimdir. Bu sesler anlam ayırt etmektedir.

.

Psikomekanik görüşünü ortaya atan dil bilimci G. Guillaume’dir.

.

Glosematik kuramının ortaya atıldığı okul Kopenhang Dil Bilimi Okulu’dur. L. Hjelmslev, V. Bröndal, H. Uldall en önemli temsilcileridir.

.

Üretken Dönüşümsel Dil Bilgisi’nin ana yayını “Syntactic Structures” Söz Dizimsel Yapıları’dır. 1957’de yayımlanmıştır. Chomsky’nin doktora tezidir.

.

İlk cümledeki nesne, ikinci cümlede yazılmayarak boş kategori oluşturulmuştur. Bu da Chomsky’e göre taşıma kavramı ile açıklanabilir.

.

Nitel göstergenin yorumlanmış hâline tikel gösterge denir.

.

Jacobsan’a göre gösterge işlevi, dilin işlevi değildir. Gönderge işlevi, dilin işlevlerindendir.

.

Diyalojizm (metinlerarasılık incelemelerin temeli) kavramının sahibi M. Bahtin’dir.

.

E. Benveniste’nin Sözcelem Kuramı’nda iki önemli öge, konuşucu ve bağlamdır.

.

Dil bilimciler dillerin kendi alfabelerini değil, evrensel olan IPA’yı kullanmaktadırlar.

.

Dokunmatik ödünçleme değil, yanlış örnekseme örneğidir. PC (birleştirme), Bilo (kısaltma), Masmavi (tekrar), YDS (kısaltma)

.

Chomsky’nin eleştiri yazdığı Verbal Behaviour adlı eser Skinner’e aittir.

.

Metnin bağlam ile uyumuna durumsallık denir. Bağdaşıklık ise metnin yüzey yapısındaki ögelerin birbirleriyle olan ilişkileridir.

.

Durumsallık, dilin bir özelliği değildir.

.

İsim - eylem ayrımını yapan ilk filozof Platon’dur.

.

Varro, Donatus, Quintilian ve Remmius Paleamon Roma geleneği gramercileri arasında; Apollonius Dyscolus ise Yunan geleneği gramercileri arasında yer alır.

.

Hint dilciliğinin özellikle kökleri listelemeye dayanan yaklaşımı Avrupa dil biliminin morpheme (biçimbirim) kavramını oluşturmasında etkili olmuştur.

.

Arap geleneği sözcükleri isim, fiil ve edat olmak üzere üç başlıkta ele almıştır.

.

Bu ayrımı (Biçim bilgisinde isimleri 'hafif', fiilleri ise 'ağır' ögeler olarak ayırmıştır.) yapan Arap dil bilimcisi El Halil'in öğrencisi Sibeveyhi’dir.

.

Divanü Lügati’t Türk (Hakâniye/Karahanlı Türkçesi ile 11. yüzyılda kaleme alındı.) XI. yüzyılda Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla Arap alfabesiyle kaleme alınmıştır.

.

Adıl çekimiyle birlikte ortaya çıkan 'n' seslerinin adıl yapısının bir parçası olduğu ve çekime girdiğinde yeniden belirdiği görüşünü "Müyessiretü'l- Ulum" adlı eserinde belirten Osmanlı alimi Bergamalı Kadri'dir.​

.

Modern dil biliminin kurucusu, fikirleriyle dil biliminin ilerlemesini sağlayan Ferdinand de Saussure olarak kabul edilir.

.

Metindeki sözler, ses kavramı ile ilgilenen ve iletişim şemasının sahibi, işlevselcilerden R. Jakobson’a aittir. R. J. her zaman eş zamanlılıktan yana olmuştur.

.

Z. S. Harris dönüşüm kavramının ilk kullanan kişidir. Daha sonra öğrencisi N. Chomsky bu kavramı başka bir bağlam için yeniden kullanır.

.

Prag Okulu özellikle Trubetskoy ve Karcevski’nin katkılarıyla sesbirim kavramını ortaya atarak dil bilimi tarihinde önemli bir dönüşüme imza atmışlardır. Saussure’de gönderge kavramı yoktur. Dönüşüm kavramını S. Harris ortaya atmıştır. Bloomfield, davranışçılığı eleştirmemiş, tam tersine bu akımdan etkilenmiştir. Saussure’nin ilk çalışmaları karşılaştırmalı ve tarihsel Hint-Avrupa dilleriyle ilgilidir.

.

Örnekler, bölümlenebilen biçim biriminin örnekleridir. Buradaki çekimlerde çekimi oluşturan ögeler, ön ek (unexpected), iç ek (f-um-ikas) ve son ek (kuş-çu) biçiminde bölünebilir.

.

U. Eco’nun gösterge bilimine katkısı olan üçlüsü metinokur-yorumdur.

.

Chomsky, sözü edilen durumu ilkeler ve değiştirgenler olarak Yönetme ve Bağlama Kuramı’nda açıklamaktadır. Buna göre her öbekte bir yönetici vardır gibi bir ifade ilke örneğidir. Ancak bu ilkenin her dildeki karşılığı farklı olabilir. Bunu da değiştirgenler kavramıyla açıklar. (Yönetici sözcük Türkçede öbeğin başındayken İngilizcede öbeğin sonundadır.)

.

Richards-Ogden üçgeninde gösteren (sembol) ve gönderge (referent) arasının kesik çizgiyle gösterilmesinin nedeni bunların nedensiz ve saymaca olmasıdır.

.

Chomsky’e göre bu örnekler dil bilgisellik için kullanılır. Chomsky ilk yayınında kabul edilebilirlik ve dil bilgisellik için böyle bir ayrım yapar. Anlam ile dil bilgiselliğin farklı olduğunu belirtir. (İlki anlamsız fakat dil bilgisel. İkincisi hem anlamsız hem dil bilgisel.)

.

Matematiksel bir yaklaşımla dile yaklaşan kuram Glosematik Kuramı’dır ve bu da Kopenhang Okulunda geliştirilmiştir.

.

Anlam bilimi [(semantik) yalnızca dil bilimsel bilgiye dayanan anlama odaklanır.] ve edim bilimi [(pragmatik) fiziksel ve sosyal dünyaya odaklanır] arasındaki fark bağlamın edim biliminde daha önemli olmasıdır. 

.

Edinç, bütün insanlarda ortak olan dil kullanma yetisidir. Bu kavrama benzer bir kavramı söz adıyla ilk kez Saussure ileri sürer. Söz (lingua) kavramı ise dilin birey tarafından kullanılmasıdır. Konuşma, yazma gibi dil kullanımları sözdür. Chomsky buna edim (performance) adını verir.

.

Verilen açıklamalar sesbilgisi (fonetik): daha deneysel bir niteliğe sahiptir. Laboratuvar ortamında seslerin çıkış yeri, çıkış biçimi, enerjileri, hızları vb. konuları merkeze alır. ve ses bilimine (fonoloji): Seslerin iletişimdeki işlevine dayanır. Bir sesin diğer seslerle olan etkileşimini, yapıya kattığı değerleri ortaya koymayı amaçlar. aittir. 

.

“Gelmelisin” kelimesinde 3 biçim birimi vardır: gel-melisin.

.

Sözcüklerin çekimli biçimlerine sözcük birimi veya sözcük biçimi adı verilir.

.

Fransız olan Paul Broca (1824-1880), aslen bir doktordur. Fakat beyin üzerine yaptığı çalışmalarla konuşmabeyin ilişkisinde önemli ilerlemeler kaydetmiştir.

.

Parçada sözü edilen olaya afazi (dil yitimi) adı verilir: Beyin hasarı sonucu oluşur. Fransız Pierre Paul Broca, bu alandaki öncü çalışmalara sahiptir.

.

Amerikan yapısalcılığıından özellikle Bloomfield, biçimi anlamla eş görür.

.

Kreol, özellikle ada ülkelerinde ticaret ilişkileri sonucunda gelişen dillerin bir halkın ana diline dönüşmesi için kullanılır. Sadece kendi dilini bilen iki topluluk iletişim kurmaya çalıştığında bu iki dilin birleşimi olan melez diller doğabilmektedir. Özellikle dil ilişkileri alanının popüler konularından olan melez diller, picin (pidgin) ve kreol (creol) biçiminde sınıflandırılır. Picin henüz ana dile dönüşmemiş melez dildir.

.

Stoa Okulu bu tartışmada (gösteren- gösterilen) genellikle ayrılıkçılardan yana görülür. Aykırılıkçı olarak değerlendirilseler de köken (etymon) ile ilgili çalışmalarıyla bugünkü köken bilgisinin (etymology) temelini atarak gramerin yani dilin kurallarının belirlenmesinin öncüsü olmuşlardır. Ayrıca bu okul dilde “anlam ve biçim” karşıtlığını koymuş, modern dil biliminin kurucusu Saussure’nin “gösteren ve gösterilen” arasında kurduğu karşıtlığı andıran bir bakış açısıyla dile bakmıştır.

.

Port Royal Okulu XVI. yy.da Fransa’da ortaya çıkan okuldur. Fransa’daki rahipler tarafından geliştirilmiştir.

.

1929 yılında Dünyanın Bilimsel Kavranışı: Viyana Çevresi adlı bildiri ile kuruluşları ilan edilmiştir. Viyana Okulu.

.

Bazı sözcükler daha küçük parçalara ayrılamayacak kadar atomiktir ve sözcük ile biçim birimi birbiriyle birebir örtüşür. Örneğin kapı, kırmızı vb.

.

Kesin ve açık biçimde tanımlanan kavramlar yaratılması isteği, dilin incelenmesinde bilimsel yöntemlerin kullanılması isteği ve güzel duyu; ahlak, tahmin ile izlenime dayanan değerlendirme yapmaktan, her türlü ölçüt düşünce oluşturmaktan uzak durmak dil bilimi okullarında ve alanlarında değişmeyen özelliklerdendir.

.

Piercee’nin üçlüsü: gösterge, nesne ve yorumlayan.

.

Tam karşıtlıklarda “ya ya” ilişkisi vardır. Örneğin bir insan ya ölüdür ya diri, arası yoktur oysa sıcak-soğuk karşıtlığı dereceli karşıtlıktır. Soğuk değilse sıcaktır demek doğru olmaz ılık olabilir.

.

Sezdirim eşittir ima

.

Anlam birim, Amerikan yapısalcılığının biçim birimi kavramına A. Martinet tarafından getirilen başka bir yorumu gibi değerlendirilebilir. Anlamlı ögeler ve ekler bu kavram altında ele alınır.

.

Sözcüklerin birbirleriyle nasıl ilişki kurduklarını, nasıl sıralandıklarını inceleyen bilim dalı (sentaks) söz dizimidir.

.

Broca afazisi kişiler kısa ve güçlükle çıkan konuşmalar yaparlar.
.

Bu iki antropolog yayımladıkları eserlerle ve araştırmalarıyla erken dönem Amerikan dil bilimi için önemli isimlerdir: F. Boas, E. Sapir.

.

Ses kavramının ele alındığı okul olan Prag Dil Bilimi Okulu.

.

Kendi başlarına kullanılamayan ögeler bağımlı biçim birimleridir. Örneğin çekim ekleri. Kendi başlarına kullanılabilen ögeler de bağımsız biçim birimleridir. Örneğin göz.

.

Chomsky, 1981 Yönetme ve Bağlama kuramıyla önceki çalışmalarını/söylediklerini terk etmiştir.

.

Biçim biliminin bağımsız bir disiplin olarak ortaya çıkmasına ilk önemli katkıyı yapan okul Amerikan Yapısalcılığı’dır. En önemli teorisyenleri Bloomfield’dir.

.

Biçim analizi, L. Bloomfield’in kullandığı bir kavramdır.

Dil Bilim Okulları:

Londra Okulu:

Yapısalcılık içinde değerlendirilen okullardan biri de Londra Okulu'dur. Saussuré ile yaygınlaşan eş zamanlı, betimsel dil anlayışını sürdüren bu okulun önemli temsilcileri J. R. Firth (1890-1960), W. Sidney Allen (1918-2004), R. H. Robins (1921-2000), F. R. Palmer ve M. A. K. Halliday (1925-)'dır. Londra Üniversitesi'ne bağlı bir enstitüde (SOAS The School of Oriental and African Studies) çalışmalarını sürdüren isimler Londra Okulu'nun omurgasını oluşturmuştur ve ilk çalışmalar İngiltere İmparatorluğu'nun egemenliği altındaki ülkelerin dilleriyle ilgilidir. Genel dil bilim sorunlarından çok farklı dilleri tanımak ve tanıtmak yönünde incelemeler yapmışlardır.

John Rupert Firth bu okulun kurucusu olarak öne çıkar. Saussuré'nin bazı kavramlarını (dil-söz ayrımı gibi) reddetse de pek çok açıdan yapısalcı kabul edilir. 1944 yılın-da Büyük Britanya'nın ilk genel dil bilim profesörü olan J. R. Firth daha çok sesbilim (özellikle prosodi, ritim, tonlama vb.) ve anlambilim üzerine yayınlarıyla tanınmıştır. İlk önemli katkısı sesbilimle ilgili analizleridir. En özgün görüşlerinden biri dilin ses bakımından tek sistemli bir yapı olduğu görüşünü reddetmesidir. Firth'e göre dilde sesbilgisel olarak çok sistemlilik (polisystemicity) bulunur. Bir dil kendi fonetik sistemi yanında diğer dillerden ödünçlediği sözcüklerin getirdiği başka fonetik sistemleri de içerir. Örneğin Arapça ve Farsça sözcüklerdeki uzunluklar Türkiye Türkçesindeki ses dizgesinin dışında farklı bir dizge içinde ele alınabilir. 

J. R. Firth, antropolog Bronislaw Malinowski'den (1884-1942) etkilenerek toplum ve bağlama dayanan bir dil kuramı geliştirdi. Buna göre dil bağımsız bir dizge olarak ele alınmamalıdır. Belirli durumlar bağlamında incelenmelidir. Bağlam (context) onun dil anlayışının en önemli kavramlarındandır. Dil toplumun, kültürün, bilimin, edebiyatın vb. gelişimiyle birlikte değerlendirilmelidir. Firth'in dil bilim tarihindeki ikinci önemli katkısı bu toplum dil bilimsel (sociolinguistic) bakıştır. Firth, günümüz anlambiliminde anlamla ilgili bir alan olan ve bir dil metnindeki anlam ögelerini yorumlarken toplumsal boyutu da işe katan edimbilimin (pragmatics) ilk temsilcilerinden biri olarak değerlendirilebilir. O dil incelemelerin-de belli bir bağlam içerisinde katılımcıları, katılımcıların fiillerini, ilgili nesneleri, fiilsel ve kişisel olmayan olayları, fiilin etkilerini göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünür. Yani anlamın bağlamcıl (context dependent) bir kavram olduğunu, bağlamdan bağımsız sağlıklı değerlendirilemeyeceğini savunur.

Londra Okulu'nun sözdizimiyle ilgili çalışmaları daha çok dizgeci dil bilgisi (systemic grammar) olarak bilinir. M. A. Halliday'ın öncülüğünde daha çok işlev odaklı bir sözdizimi anlayışı gelişmiştir.

Bir metindeki anlam ögelerinin yorumlanmasın-da toplumsal boyutu da işe katan edimbilimin ilk temsilcilerinden biri kabul edilen, anlamın bağlamcıl bir kavram olduğunu savunan Londra Okulu'nun kurucusu olarak bilinir. John Rupert Firth.

Gustave Guillaume (1883-1960) ve Psikomekanik
Fransız olan G. Guillaume, Saussuré'nin yapısal dil bilim anlayışından yola çıkmış ancak eleştirel yaklaşımlarıyla dikkat çekmiştir. Bir banka görevlisi olan G. Guillaume, A. Meillet'in derslerini dinledikten sonra dil sorunlarına ilgi duymaya başlamıştır. Yapısalcılığın temel karşıtlıklarını (dil-söz, gösteren-gösterilen vb.) kullanır fakat dili yalnızca biçim odaklı olarak ve anlamdan soyutlayarak bağıntılar üzerinden incelemeye çalışmanın doğru olmadığını ileri sürerek yapısalcılığın bazı yönlerini eleştirir. Biçim ve anlam arasındaki ilişkileri önemseyen G. Guillaume gösterenler arasındaki ilişkileri yeterli görmez. Ona göre dil gözlemlenebilecek bir veri değil, soyut bir dizgedir. Bu şekilde dilin anlaşılmasında deney ve gözlem yeterli değildir. Mantıksal incelemeleri önemser ve anlam, Saussuré'ye göre söylersek, gösterilen boyutuna odaklanır. Gösterilenleri oluşturan düşünce işlemlerini araştıran dil bilim kuramına da psikomekanik (ruhsal mekanik, psychomécanique) adını verir.

G. Guillaume dili durağan bir olgu olarak görmez. Ona göre dil bir aktivitedir. Söylemin ölçüsüdür. Hareket ve zaman kavramları dil anlayışında merkezi yeri tutar. Bunda dönemin felsefecisi H. Bergson'un zaman anlayışının etkileri olduğu bilinmektedir. Ona göre bilişsel yapı olan dil (langue), içeriği oluşturur ve birincildir; biçimbilgisel sözdizimi (morphosyntax) ise sadece içeriğin algılanabilir olmasını sağlar, bu nedenle de ikincildir. Ona göre içerik dizgesi düzenliliği belirler. Biçime bakılarak düzensiz denilen yapılar (Örneğin İngilizcedeki şu çoğul biçimleri düzensiz (irregular) sayılır: man "adam" > men "adamlar", child "çocuk" > children "çocuklar" vb.) da aslında içeriğe göre düzenlidir.

Chomsky'nin üretken-dönüşümsel dil bilgisi kuramının ilkelerinin bazıları G. Guillaume'nin çalışmalarında da görülebilir. Her şeyden önce dış yapıda görülen dil olgularıyla yetinmemesi ve dilin iç yapısını, Chomsky'ye göre söylersek derin yapıyı merkeze alması öncü görüşlerindendir. Söylem (Saussuré'deki söz) yani sonsuz olan dili kullanma biçimlerinden yola çıkarak sonlu olan derin yapıdaki dil kavramını ortaya çıkarmaya çalışması yine Chomsky'nin kuramının da dayandığı ilkelerdir. G. Guillaume soyut bir dil ve karışık terimler dizgesi kullandığı için zamanında çok etki uyandırmasa da ölümünden sonra Roch Valin'in tanıtmalarıyla 1970 sonrasında ünlenmiş, Chomsky'nin kuramındaki bazı temel ilkeleri daha önce ortaya atmış olduğunun görülmesi kendisini günümüz üretici dil bilim geleneğinin önemli bir durağı hâline getirmiştir.

----, dilin soyut bir dizge olduğunu, dilin anlaşılmasında deney ve gözlemin yeterli olmadığını düşünür. O, mantıksal incelemeleri önemser ve anlam boyutuna odaklanır. Gösterilenleri oluşturan düşünce işlemlerini araştıran dil bilim kuramına da ---- adını verir. Gustave Guilaume - Psikomekanik.

Kopengah Okulu (1931) ve Glosematik 

Danimarkalı dil bilimciler Louis Hjelmslev (1899-1965), Viggo Brøndal (1887-1942) ve Hans Uldall (1907-1957)'ın 1931 yılında kurdukları bu okul Saussuré'nin görüşlerinden etkilenmiştir. Ancak yapısalcılığın bazı kavramlarına yeni boyutlar kazandırmıştır. Mantık ve matematik sembollerini kullanan Kopenhag Okulu temsilcileri kapalı bir dil ve terminoloji kullanmalarıyla da tanınırlar. Yukarıda anılan üç isim görüşlerini bugün de yayımlanan Acta Linguistica Hafniensia adlı dergide yayımlarlar. Saussuré'nin "Dil töz değil, biçimdir." yaklaşımı temelinde bir kuram geliştirirler.

Kopenhag Okulu, Prag Okulu'nun sesbilimle ilgili yaptıklarının başka bir biçimini mantıktan yola çıkarak yapmıştır. Danimarka dil bilim okulu başlangıçta yapısal bir anlayışa sahip olmuştur. Ancak daha sonra işlevselciliğe kaymış, XXI. yüzyıl başlarından itibaren "Danimarka İşlevsel Dil bilgisi" olarak anılan bir kuram geliştirmiştir (Bu kuramla ilgili daha geniş bilgi için bk. Dil bilimden Gelişen Dil bilgisi Kuramları" bölümü).

Okulun en önemli ismi Louis Hjelmslev'dir. Geliştirilen kuramın adını Yunanca glossa "dil" sözcüğü ile mate-matik sözcüğündeki "matik" ekinden türeten L. Hjelmslev bu şekilde kendi kuramlarının daha önceki kuramlardan tamamen farklı, yeni bir anlayışa sahip olduğunu vurgulamak istemiştir. Glosematik kuramı mantıksal-matematiksel bir dil kuramıdır. İlk kez 1935'te H. Uldall ile L. Hjelmslev birlikte yayımladıkları bir metinle kuramı tanıttılar. Daha sonraki çalışmalarıyla kuramını daha da ayrıntılandıran Hjelmslev, yalnızca dil bilim değil, göstergebilim için de önemli dönüm noktalarından biridir. R. Barthes, A. Greimas gibi göstergebilimcileri etkilemiş, her türlü gösterge için uygulanabilecek bir kuram geliştirmiştir. Varsayımsal-tümdengelimli bir kuram olmakla birlikte deneysel (ampirik) bir niteliği de vardır. Ancak deneyselliği, verilerden yola çıkmaktan kaynaklanmaz. Verilerden bağımsız ön kabullerle kuram oluşturulmuştur ancak bu ön kabullerin bazıları denenebilecek niteliktedir. Bu yönüyle klasik bir deneysel kuram değildir. 

Glosematik kuramı Saussuré'nin biçim (form)-töz (subs-tance) karşıtlığına anlatım (expression)-içerik (content) karşıtlığını ekler. Buna göre anlatımın hem biçimi hem tözü, aynı şekilde içeriğin hem biçimi hem tözü vardır. Hjelmslev -Saussuré gibi- töz değil, biçimlerin dil bilim kuramının konusu olması gerektiği görüşündedir. Biçimi de hem anlatım hem de içerik düzlemindeki ilişkiler ağında arar.

Anlatım- Biçim (kitap); Töz (k, i, t, p, a) (Anlatımın Biçim ve Tözü)

İçerik- Biçim (kitap); Töz (kitap, silgi, kalem) (Biçimin İçerik ve Tözü)

Bu tabloyu örnek üzerinde yorumlayalım. Herhangi bir gösterge anlatım ve içerik düzlemlerinin biçim ve tözlerinden oluşur. Anlatım düzlemi Saussuré'nin gösteren kavramına yakınken, içerik düzlemi gösterilen kavramına yakındır. Kitap sözcüğü üzerinden örnekleyelim:

a. Anlatımın tözü: İçeriğin biçiminde belli bir yapıya
düşünce boyutunda kavuşmuş olan kavramın ifade-sinde kullanılacak ögelerin düzenlenmemiş, yapıya kavuşmamış biçimidir. Göstereni oluşturacak ögelerin düzenlenmemiş durumudur. Kitap sözcüğündeki sesbirimlerin dağınık olduğu durumu düşünelim: /p/, /i/, /t/, /a/, /k/.

b. Anlatımın biçimi: Saussuré'nin gösteren kavramıdır.
Sözcüğümüzdeki sesbirimlerin belli bir yapıya kavuşması anlatımın biçimini oluşturur: kitap.

c. İçeriğin tözü: Düşüncede dağınık hâlde bulunan
ögelerdir. Bir biçimi yoktur. Düzenlenmemiş, dağınık durumda bulunan kavramlar dizinidir. Kitap, kalem, defter, silgi vb. pek çok öge bu düzlemde dağınık durumda yer alır.

c. İçeriğin tözü: Düşüncede dağınık hâlde bulunan
ögelerdir. Bir biçimi yoktur. Düzenlenmemiş, dağınık durumda bulunan kavramlar dizinidir. Kitap, kalem, defter, silgi vb. pek çok öge bu düzlemde dağınık durumda yer alır.

​d. İçeriğin biçimi: Pek çok ögeden sıyrılan tek öge
düşüncede oluşur. İçeriğin biçimlenerek düzene kavuşmasıyla düşüncede kitap kavramı belirginleşir. Yani "anlam", "gösterilen" olarak da dil bilim tarihinde adlandırılan ögelerdir.

Bu dörtlü ayrımda asıl incelenmesi gereken anlatımın ve içeriğin biçimidir. Glosematiğe göre anlatımın ve içeriğin tözü dil dışıdır. Dilsel gösterge iki düzleme ait biçim ögeleri arasındaki ilişkide aranmalıdır.

Bu ilişkilere odaklanması gereken dilci, dil dışı (extra linguistic) olguları (toplumsal, fiziksel vb.) göz önünde bulundurmamalı, dili mantıksal matematiksel bir bakışla incelemelidir. Dil cebiri de denen bu yöntemde dil kendi kendine yeterli bir yapı olarak değerlendirilir. Bu yönüyle Saussuré'nin dizge ve yapı kavramlarına yaklaş-tığı söylenebilir. Prag Okulu'nun ses ögeleri arasındaki ilişkilerden yola çıkarak işlevsel bir kuram kurması gibi, "düşüncenin biçimini" anlatım ve içerikteki biçim ögeleri arasındaki ilişkilerde araması nedeniyle bazı eserlerde Hjelmslev'in kuramı ilişki dil bilgisi (relational grammar) adıyla anılır. Amaç tüm dünya dillerini, bütün gösterge sistemlerini kapsayan bir açıklama yapmaktır. Glosematik dil içi, değişmez ögeleri araştırır.

Viggo Brondal özellikle dil ulamları (kategorileri) üzeri-ne görüşleriyle tanınır. Dillerin ses düzeyiyle değil, anlam boyutuyla ilgilenir. Ona göre bütün dünya dillerinde değişmeyen ulamlar vardır. Amaç da bu ulamların sayısını belirlemek olmalıdır. Bu şekilde glosematik kuramında sözcük türleri, çekim ulamları gibi geleneksel dil bilgisinde de yer verilen kavramların dillerdeki temellerini araştırmış; bunu yaparken de yapısalcılığın eş zamanlılık, yapı, biçim gibi kavramlarını kullanarak tarihsel ilişkilere, dildeki hareket olgusuna önem vermiştir.

---- kuramına göre bir dilci, dil dışı olguları göz önünde bulundurmadan dili mantıksal bir bakışla incelemelidir. Saussuré'nin biçim- töz karşıtlığına anlatım- içerik karşıtlığını ekleyen bu kurama göre anlatım ve içeriğin hem biçimi hem tözü vardır ama anlatımın ve içeriğin tözü, dil dışı olduğu için asıl incelenmesi gereken anlatımın ve içeriğin biçimidir. Glosematik.

Amerikan Yapısalcılığı 

I. Franz Boas (1858-1942)
II. Edward Sapir (1884-1939)
III. Leonard Bloomfield (1887-1949)
IV. Zelliq Sabbetai Harris (1909-1992) ve Dağılımcılık

Amerika'da dil bilim çalışmalarının hızlanmasında 1924'te kurulan Amerikan Dil bilim Topluluğu'nun (The Linguistic Society of America) ve bu topluluğun yayın organı Dil (Language) dergisinin büyük payı vardır. Amerikan dil biliminin temellerini atan isim olarak genellikle Franz Boas gösterilir. Edward Sapir ve Leonard Bloomfield de Amerikan Okulu'nun öncüleri arasında sayılır. Bu okulun geliştirdiği dil bilim anlayışına eş zamanlı, betimlemeli ve yapı odaklı çalışmaları nedeniyle "Amerikan Yapısalcılığı, Betimlemeci Dil bilim (Descriptivist Linguistics)" gibi adlar verilmiştir.

Tek tek temsilcilere geçmeden önce bu okulun ayırıcı birkaç özelliğinden bahsedelim. Amerikan Okulu'nun ortaya çıkışında antropolojik çalışmalar etkili olmuştur. F. Boas, E. Sapir, D. Whorf gibi okulun antropoloji kökenli araştırmacıları Von Humbolt'un dilin yapısının [iç yapı (inner form)] sosyal ve kültürel etkilerle ilişkisi olduğu görüşüne yakındırlar.
Amerikan yapısalcılığı, Avrupa dil bilim geleneğinden farklı olarak daha çok konuşma dilinden yola çıkmış-tır. Amerika'daki yerli dillere yoğunlaşan Amerikan yapısalcıları yazı dili bulunmayan bu dilleri incelerken zorunlu olarak eş zamanlılığı yöntem olarak kullanmışlardır. Yazı dili olmadığından konuşma dilini esas almak zorunda kalmışlar, karşılaştıkları dilleri o anki durumlarından yola çıkarak anlamaya ve anlatmaya girişmişlerdir. Bir benzetmeyle açıklayacak olursak hiç bilmedikleri bir yere giren bir turist gibi gördükleri yeni yapıların fotoğraflarını çekmeye çalışmışlardır. Bu resim çekme yaklaşımı nedeniyle betimlemeci (tasviri, descriptive) bir yöntem kullandıkları kabul edilir.

Amerikan Okulu'nun asıl büyük kuramcısı olarak L. Bloomfield gösterilir. Bloomfield, Saussuré'den bahsetmese de kullandığı yöntem, dili diğer ögelerden bağımsız olarak yalnızca kendisiyle açıklamaya çalışması Saussuré gibi "yapı ve dizge" kavramlarına önem verdiğini göstermektedir. Bloomfield'in öğrencisi Z. Harris ise yapısalcı bir gelenek içinden gelmesine rağmen farklı kabulleriyle Saussuré'den sonra ortaya çıkan en önemli dil bilim kuramı olan ve kendi öğrencisi N. Chomsky'nin öncülük ettiği Üretken Dil bilim anlayışının oluşmasında büyük rol oynamıştır.

Franz Boas (1858-1942)​

Alman kökenli olan Franz Boas, Amerika'ya sonradan yerleşmiş (1886), çalışmalarını da Amerika yerli dilleri üzerine yapmıştır. 1911 ile 1939 arasında yerli dilleriyle ilgili çalışmalarını 4 cilt olarak Amerika Yerli Dillerinin El Kitabı adıyla yayımlar. Bu dillerin betimlenmesi ve sınıflandırılması, çalışmalarının dil yönünü oluşturur. Yerliler arasında uzun süre yaşayan Boas, araştırdığı toplulukların yalnızca dilleriyle ilgilenmemiş; kültürlerini de çok yönlü olarak incelemiştir. Dil sorunlarıyla ilgilense de aslen bir antropologtur. Dil anlayışı, Von Humbolt'un dil-toplum ilişkisinin yakınlığı [iç biçim (inner form)] yaklaşımına dayanır.

F. Boas yerli dillerinin kökenleri ve sınıflandırılması çalışmalarını yürütmüş, tipolojik inceleme yöntemini kullanmıştır. Tsimhian, Chinook, Tlingit, Dakota, Kwakiutl gibi yerli dillerin gramerlerini, metinlerini yayımlamıştır. Gramer anlayışında XIX. yüzyıl Alman akustikçi ve psikologlarının etkisi vardır. Boas ayrıca kültür, dil ve ırk arasında karşılıklı ilişki olması gerektiğine inanmamıştır. Üçünün birbirinden bağımsız olduğunu savunmuştur. Kuzey Amerika siyahlarının çoğu Afrika'dan gelmişlerse de kültür ve dillerinin Avrupalı olması, Boas'a göre bunu kanıtlıyordu. Dil ve kültürdeki değişikliklerin kanla ilgisi yoktu.
Boas'ın dil değişimlerini kültür ve ırktan bağımsız görmesi, Saussuré'nin "dili kendi içinde kendisi için inceleme" ilkesine yakındır. Yani dil incelemelerinde mutlaka toplum, kültür gibi ögelere bakılmasını zorunlu gören bir anlayışa değil, her alanın inceleme-sinin bağımsız yapılabileceği yönündeki bir anlayışa sahiptir.

Amerikan yerli dillerinin altında yatan psikolojik ilkeleri sergileyen, iç yapıların tipolojisini oluşturmayı hedefle-yen bir dil bilgisi anlayışını öne çıkarır. Dilleri sınıflandırırken de diller arasındaki benzerliklere önem vermiş, ses-bilgisi, sözcükbilgisi ve çekimsel benzerliklere eşit vurgu yapmıştır. Ona göre dil bilimsel bölümlemeler (categori-zation), genellikle deneyimlerin benzerliklerine göre aynı sınıfta toplanmasına dayanıyordu.

F. Boas, dillerin genetik akrabalığı konusunda da tartışmalara katkılarda bulunmuştur. Tek kökenlilik yaklaşımına da alternatif bir yaklaşım sergilemiş. Bazı diller için ödünçlemeler sonucunda ortaya çıktığını düşündüğü çok kökenlilik (multiple origin) teorisini ileri sürmüştür. Buna göre bazı diller birden fazla dilin özelliklerinin birleşiminden de ortaya çıkmış olabilir.

Öğrencisi olan Sapir ve arkadaşı Bloomfield'i etkileyen bir isim olarak öne çıkmıştır fakat Amerikan yapısal dil bilim okulunun dili merkeze alan bir kuramcısı değildir. Zamanında yaygın olan tarihsel bakış açısına kapılma-dan eş zamanlı incelemelerin ilkelerinin geliştirilmesinde etkili olmuştur.

etkili olmuştur.
• Alan araştırmalarının nasıl yapılması gerektiği, yabancı bir dilin seslerinin nasıl sınıflanacağı, dil kategorilerinin nasıl belirleneceği, dillerin kökenleri belirlenirken hangi yöntemlerin kullanılacağı gibi konularda katkıları olmuştur. Yerli dillerinin incelemelerinin de genel dil bilime katkıları olabileceğine inanan Boas, özellikle farklı tipteki dillerle ilgili bazı psikolojik sorunların ve dillerin dil bilimsel gelişim süreçlerinin aydınlatılmasında yerli dilleri araştırmalarının değerli veriler sunabileceğini ileri sürer.

Edward Sapir (1884-1939)

Hocası F. Boas gibi Alman kökenli olan Edward Sapir özellikle Hint-Avrupa dilleriyle ilgili karşılaştırmalı tarihsel dil bilgisi çalışmaları yaptıktan sonra Amerikan yerli dillerine yönelmiştir. Çalışmalarının çoğu antropoloji incelemeleridir ancak dil incelemeleri için sonraki kuramlara kaynaklık eden görüşlere sahip bir kişidir.

Yüksek lisansını Cermence üzerine (1904), doktorasını antropoloji (1909) üzerine yapmıştır. Amerikan yerli dillerini incelemeye başladıktan sonra tarihsel inceleme yöntemini bırakarak hocası Boas gibi eş zamanlı, betimlemeli ve konuşma diline dayanan bir yöntemle çalışmaya başlar. 1921 yılında yayımladığı ders kitabı niteliğindeki Language. An Introduction to the Study of Speech (Dil. Konuşma İncelemesine Giriş) adlı eserde ve 1949 tarihli makalelerinin toplandığı Selected Writings of Edward Sapir in Language, Culture and Personality (Edward Sapir'in Dil, Kültür ve Kişilik Hakkındaki Seçilmiş Yazıları) adlı kitapta yazarın dille ilgili kuramsal görüşleri yer alır.

Disiplinler arası çalışmalarıyla tanınan Sapir ant-ropoloji, dil, kültür, kişilik, psikoloji ve siyaset bili-mi alanlarında çalışmalar yapmıştır. Kendi öğrencisi Benjamin Lee Whorf (1897-1941) ile birlikte Sapir-Whorf hipotezi olarak anılan bir yaklaşım geliştirmişlerdir. Bu yaklaşıma göre "bir dilin dil bilgisel yapısı o dilin kullanıcılarının dünyayı algılamalarını etkiler." Yani dil ve kullanıcıların algısı, anlayışı arasında doğrudan bir ilişki vardır ve dilden yola çıkarak o dilin kullanıcılarının düşünce yapıları anlaşılabilir.

Bu görüşün temelleri XVII. yüzyıl Alman dil anlayışına (Leibniz) ve XIX. yüzyılda von Humbolt'un "dilin iç biçimi olduğu ve o dili konuşan milletin dünya görüşünü yansıttığı yönündeki teorisine kadar götürülür. Her ne kadar Sapir-Whorf hipotezi olarak bilinse de yaklaşımın asıl sahibi Whorf'tur ve Sapir'in ölümünden (1939) sonra tamamlanmıştır. Ayrıca bu yaklaşım modern dil bilimde fazla spekülatif bulunmuş ve çok yaygınlaşmamıştır.

Sapir'in dil incelemelerindeki önemli katkılarından biri dil akrabalıklarıyla ilgilidir. Amerikan yerli dilleri ondan önce 55 dil ailesine ayrılıyordu. Sapir bu sayıyı 6'ya indirmiştir. Hint-Avrupayla ilgili karşılaştırmalı tarihsel dil incelemelerindeki çalışmalarını Amerika yerli dillerine uygulamış ve yerli dillerinin 6 dil ailesinden (Eskimo-Aleut, Algonquian-Ritwan, Na-Dene, Penutian, Hokan-Siouan, Aztec-Tanoan) geliştiklerini ileri sürmüştür.

Sapir'in dil incelemelerindeki önemli katkılarından biri dil akrabalıklarıyla ilgilidir. Amerikan yerli dilleri ondan önce 55 dil ailesine ayrılıyordu. Sapir bu sayıyı 6'ya in-dirmiştir. Hint-Avrupayla ilgili karşılaştırmalı tarihsel dil incelemelerindeki çalışmalarını Amerika yerli dillerine uygulamış ve yerli dillerinin 6 dil ailesinden (Eskimo-Aleut, Algonquian-Ritwan, Na-Dene, Penutian, Hokan-Siouan, Aztec-Tanoan) geliştiklerini ileri sürmüştür.

Sapir dilde biçim (form) kavramına önem verir. Ancak "Dil bilimcinin görevi dili bir biçim olarak anlamasıdır." derken "işlev ve tarihsel süreci göz ardı etmenin de doğru olmadığını belirtir. Ona göre dillerin biçimsel bütünlüğünün incelenmesi işi hem ilkel diller hem de yazı dili olan kültür dilleri için tam olarak yapılmış değildir.

Sapir kavramlara (concepts) büyük önem verir. The farmer kills the duckling, "Çiftçi, ördek yavrusunu öldürüyor." cümlesinden hareketle dil bilgisinde şöyle bir kavram sınıflaması yapar:

Sapir dil bilgisi kategorilerini kavram başlığı altında "somut kavramlar ve ilişkisel kavramlar" olarak iki alt başlıkla inceler. Geleneksel dil bilgisinin kategori anlayışına farklı bir açıdan kavramı merkeze alarak yaklaşır. Bunda dil-zihin ilişkisine verdiği önemin payı büyüktür. Sapir zihin ve dil ilişkisini kavramlar, kategoriler içerisinde arar. Dil kullanımında zihni, mantığı önemsediği için de farklı araştırmacılarca akılcı, anlıkçı (mentalist) bir isim olarak öne çıkarılır.

Leonard Bloomfield (1887-1949)

Amerikan Okulu'nun ilk önemli dil bilim kuramcısı olarak Leonard Bloomfield öne çıkar. Hint-Avrupa dil incelemeleri ve Amerikan yerli dilleriyle uğraştıktan sonra pozitivist ve davranışçı bir genel dil bilim kuramı geliştirmiştir. Bloomfield'in dille ilgili kuramsal görüşleri 1933'te yayımlanan ünlü eseri Language (Dil)'de yer alır. Dili; psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi diğer sosyal bilimlerden ayırarak yalnızca kendi içinde inceler, bu bakımdan Saussuré'nin yapı anlayışının Amerika'daki ilk önemli temsilcilerinden biridir. Ancak Bloomfield'in Saussuré'nin görüşlerinden haberdar olup olmadığı tartışmalıdır. (Language'de F. de Saussuré ile ilgili yalnızca bir cümle geçmektedir ve tarihsel karşılaştırmalı dil incelemeleri bahsinde geçen o cümle de "derslerinin ölümünden sonra yayınlandığı" bilgisini içerir. Kitabın Saussuré'nin dil bilim yaklaşımlarını önemsemez bir havası olduğu görülür. Ancak esere Saussuré'nin "dilin yapı olduğu" anlayışına benzer bir anlayış hâkimdir.

Boas'ın toplumu önemseyen dil anlayışıyla, Sapir'in mantığı öne çıkaran görüşlerini reddeder ve daha biçimci diyebileceğimiz mekanik bir dil anlayışını savunur. Dili daha bilimsel bir yöntemle ve biçime dayalı olarak incelemeye çalışır. Anlamı dışlayan ve biçim analizini önemseyen Bloomfield, Amerikan dil biliminin 1950'lere kadar en önemli ismi olmuştur. Dil bilimin bağımsız bir bilim olarak Amerikan üniversitelerinde kabul edilmesi ve bölümler açılmasından sonra Bloomfield'in görüşleri daha da yayılmış ve dil bilim çalışmalarındaki etkisi Chomsky'e kadar sürmüştür.

Bloomfield, davranış psikolojisinin yalnızca dışa yansı-yan davranışları ele almasından esinlenerek dilde de yalnızca dışa yansımış ögelerle ilgilendi. Davranışçı olması, dili psikolojik bir yöntemle ele almak isteme-sinden değil, dilin "söz, gösteren" boyutuyla daha çok ilgilenmesindendir. Bloomfield biçimin anlamı yansıttığını düşünür: "Her dil bilimsel biçim değişmez ve özel bir anlama sahiptir. Eğer biçimler sesbirimsel olarak farklı ise onların anlamının da farklı olduğunu varsayıyoruz." Buna göre biçim incelendiğinde anlam da incelenmiş olur. Biçimdeki farklılıklar anlamın da farklı olmasından kaynaklanır. Bu görüş daha sonra yine Amerikan Okulu içinden ortaya çıkacak olan; iç yapı ve dış yapının farklı boyutlar olduğu, dönüşümlerle iç yapının dış yapıya farklı biçimlerle yansıyabileceğine dayanan üretken dil bilim anlayışının çok katı bulduğu bir görüştür.

Bloomfield dış yapıdan bağımsız bir iç yapı düşüncesini kabul etmez. Yani biçim tek ve esastır. Anlam da onla belirlenir:
a. Cam Ali tarafından kırıldı.
b. Ali camı kırdı.
c. Camı kıran Ali'ydi.
Bu üç cümle iç yapıyı yani anlamı önceleyen kuramlarda (Port Royal, Üretken Dönüşümlü Dil bilgisi vb.) aynı iç yapının dış yapıya farklı yansımış biçimleri olarak değerlendirilir. Bloomfield ise üç cümlenin biçimi farklı olduğu için anlamlarının da farklı olduğunu savunur.

Amerikan yapısalcılığının Bloomfield'den sonra anlamı dışta bırakan bu tutumu özellikle Avrupalıların eleştirilerine maruz kalır. Dil ögelerinin bölümlenmesinde de yalnızca biçimin esas alınması bugün Türkçe dil bilgisi geleneğinde de çeşitli farklı görüşlerin doğmasına yol açar. "Ali'nin tepesi attı." gibi bir deyimden oluşan yükleme sahip bazı cümlelerde ögelerin ayrılması (yüklem attı mı, tepesi attı mı?) söz konusu anlam-biçim ölçülerinin çarpışmasına güzel bir örnektir.

Bloomfield'in eş zamanlı yapısal analiz yöntemi çok katı, mekanik bir bölümleme önerir. Bloomfield an-lamı "kaypak, değişken bir ölçü olarak gördüğü için yeterince bilimsel bulmaz. "Bilim gözlenebilen ögeler ışığında ilerlemelidir." görüşünü savunur. Dilin fen bilimlerindeki yöntemlerle incelenebileceğine inanır. Bu bakımdan üzerinde çalışmalar da yaptığı, XIX. yüzyılda Almanya'da doğan Yeni Gramercilik Okulu'nun dil ile ilgili pozitivist görüşlerine yakındır.

Sesbirim kavramına Prag Okulu'nun ayırıcılık ölçüsünü kullanarak yaklaşır. Anlam ayırt eden seslere sesbirim (phonem) der.
Biçimbilgisinde ise sözcükleri şu şekilde iki temel gruba ayırır:

I. İkincil sözcükler: Bağımsız biçimleri (free forms) içerirler:
a. Birleşik sözcükler: Birden fazla bağımsız biçim içerirler: wild-animal-tamer
b. Türemiş ikincil sözcükler: Yalnızca bir bağımsız form içerirler. boyish "çocuksu"
II. Birincil sözcükler: Hiç bağımsız biçim içermezler:
a. Türemiş birincil sözcükler: receive "almak". Bu sözcüğü oluşturan iki öge de bağımlı biçimdir.

a. Türemiş birincil sözcükler: receive "almak". Bu sözcüğü oluşturan iki öge de bağımlı biçimdir.
b. Biçimbirim-sözcükler (Morpheme-words): Tek bağım-sız biçimden ibarettirler: man "adam", boy "oğlan" vb..
Bloomfield'in dikkat çeken diğer bir yönü, Harris'te-ki dağılım ve Chomsky'deki dönüşüm kavramlarına benzeyen değiştirme (substitution) kavramını kullanmasıdır. Buna göre bir dil ögesinin sınıfının belirlenmesi için o ögenin yerine geçebilecek ögelerin belirlenmesi gerekir. Ben yarın geliyorum cümlesinde ben sözcüğünün yerine ancak belirli ögeler geçebilir. Örneğin bir değiştirim uygulandığında bu ögenin yerine bir fiil geçemez. Ancak sen ögesiyle yer değiştirebilir. Bu da ben ve sen ögelerinin aynı sınıfta yer aldığını gösterir. Bu şekilde ögelerin yer değiştirmesine dayanan dil bilimsel yöntem, daha sonra Harris ve Chomsky tarafından farklı bakışlarla daha da zenginleştirilmiş, genel dil bilimin önemli yöntemlerinden biri hâline gelmiştir.

Sözdiziminde de değiştirme yöntemi temelinde bir analiz yöntemi önerir. Buna göre bir cümle temelde iki parça-dan oluşur:
d. Ali bize geldi.
e. Sizin kitabınız daha güzel.
f. Atlar iyi koşuyor.

Bu cümlelerde Ali, sizin kitabınız, atlar ögeleri cümlenin eyleyicisi (actor) ile ilgili ögelerdir, bu bakımdan aynı başlıkta [isim ifadeleri (nominative expressions)] ele alın-malıdırlar. Bize geldi, daha güzel, iyi koşuyorlar ögeleri ise fiil (action) ile ilgili bitimli fiil ifadeleridir (finite verb expressions).

Bloomfield'in ikili karşıtlığı hem biçimbilgisinde, hem de sözdiziminde uyguladığı görülür. Sesbilgisi ve anlam bakımından daha küçük parçalara ayrılamayan dil ögelerine basit biçimler veya biçimbirimler (morpheme), birden fazla biçimbirimden oluşan dil ögelerine de karışık biçimler (complex forms) adını verir. Cümleleri önce eyleyici (veya isim) ögeleri ve fiil (veya bitimli fiil) ögeleri olarak ikiye ayırır, daha sonra bu ögeleri de biçimbirimlerine kadar ayırır. Birincil kuruculara (immediate constituents) ayırma adını verdiği bu yöntemde cümle bir yapı olarak iki birincil kurucuya ayrılır, daha sonra cümle içindeki öbekler kendi birincil kurucularına ayrılır. Geleneksel dil bilgisindeki özne ve yüklem, tümleç gibi ayrımlar kullanılmaz. Cümle içindeki öbekler de sıfat tamlaması, edat öbeği vb. olarak adlandırılmaz. Öbek eğer yüklemi niteliyorsa fiil öbeği, özneyi niteliyorsa isim öbeği adını alır. Öğrencileri tarafından da zenginleştirilen bu ikili ayrım yöntemi yapı ağaçlarıyla şu şekilde uygulanır:​​

...

Zellig Sabbetai Harris ve Dağılımcılık (1909-1992)

M. Swadesh (1909-1967), B. Bloch (1907-1965) gibi dilcilerle birlikte Bloomfield'in öğrenciliğini yapan Ukray-na doğumlu Z. S. Harris, Amerikan yapısal dil biliminin yörüngesini değiştiren isimlerin başında gelmektedir. Çalışmalarını birkaç başlık altında toplamak mümkündür: Karşılaştırmalı dil incelemeleri (İbranice, Arapça vb.), yapısal analizler, dönüşümsel analizler, işlemci dil bilgisi ve politika.

En önemli eseri ilk olarak 1951'de Methods in Structural Linguistics (Yapısal Dil biliminde Yöntemler), 1963'te de Structural Linguistics (Yapısal Dil bilim) adıyla yayımla-nan kuramsal çalışmasıdır.

Harris betimlemeli dil bilimin ilk amacının dil ögeleri-nin dağılımını incelemek olduğu görüşünü savunur. Kendinden önceki yapısal dil bilim anlayışları sesbil-gisi ve biçimbilgisine odaklanırken Harris sözdizi-mini önemser. Dağılım kavramını merkeze alan ve Harris'in yukarıda anılan eserinden yolan çıkan B. Bloch, G. Trager gibi isimlerin de katkılarıyla dağılım-cılık (distrubutionalism) (veya dağılımsal dil bilgisi) akımı ortaya çıkmıştır. Dağılımcılığın bazı kavram-larına Sapir ve Bloomfield'de de rastlamak olasıdır. Ancak Harris ve öğrencileri asıl teorisyenleridir.

Dağılımcılığa göre her dilin yapısı deneysel yöntem-lerle ki bunlara keşif prosedürleri (discovery proce-dures) denir- açıklanabilir. Bunun için iki aşamalı bir uygulama yapılmalıdır: 1. Parçalama (segmentation), 2. Ögeler arasındakı ilişkileri belirleme.
Harris bu tür uygulamaların yapılabilmesi için sözce veya söylem (utterance or discourse), bütünce veya örnek (corpus or sample) ihtiyacının varlığını vurgular. Bir dilin yapı özelliklerinin belirlenmesinde parçalama, yer değiştirme, dağılım ve sınıflandırma uygulamaları-nın yapılabilmesini sağlayacak bir örnekler bütününün seçimi şarttır. Bunları klasik dil bilgisi çalışmalarında kuralları belirlemek için kullanılan metin örneklerine benzetebiliriz. Uygulamalar seçilen bu bütünce üze-rinde eş zamanlı yapısal dil bilim anlayışıyla yapılır.

Harris sesbilim (phonology) ve biçimbilgisi (morpho-logy) olarak iki başlık altında dil ögelerini inceler. O, her iki alanda da parçalama ve sesbilim ögeleri ara-sındaki ilişkileri belirleme uygulamalarını yapar.

Parçalama işlemi herhangi bir dil ögesini en küçük bileşenlerine kadar bölme uygulamasıdır. İkinci uy-gulama olan ögeler arası ilişkileri belirleme ise par-çalama uygulamasıyla belirlenen ögelerin dağılımları ve çevrelerine (environment) göre sınıflandırılması aşamasıdır. Bu aşamada ögelerin yer değiştirmesi (substitution) işlemi de uygulanarak sınırlılıklar (bo-undaries) ortaya çıkarılır. Yöntemi bir örnekle açıkla-maya çalışalım: 

Kitapçı, kitaplık, kitapsız.
Biçimbilgisel bir parçalama örneği olarak bu üç sözcüğü ele alalım. İlk olarak sözcükler parçalara (biçimbirimle-re, sesbilgisel parçalama olsaydı sesbirimlere) ayrılır. Burada üç sözcükte yer alan kitap ögesi belirlenir. Daha sonra diğer parçalar ortaya çıkar: +çı, +lık, sız. İkinci aşamada her bir ögenin çevresi ve dağılımı değiştirme-ler yoluyla belirlenerek sınıflandırma uygulaması yapılır. Önce +çı ekinin sınıflandırılmasını yapmaya çalışalım. Kitapçı örneğinde kitap sözcüğünü başka sözcüklerle değiştirelim: tabakçı, güzelci, gelci, içinci. Görüldü-ğü üzere bu ek tabak sözcüğüyle doğru bir dil bilgisel öge oluştururken sıfat, fiil ve edat olan ögelerle doğru olmayan ögeler oluşturur. Demek ki bu ek isimle sınırlı bir ektir. Yani bu ek ancak isimlere dağıtılabilir: sucu, ara-bacı vb. Bu ekin çevresinde bir isim bulunmalıdır. Ayrıca başka bir ögeyle değiştirme yerine, ögelerin kendi ara-larındaki yer değiştirme uygulaması ekin yerini de bize gösterir: "çıkitap. Bu da yanlış bir dizim doğurur. Demek ki ek ismin solunda değil, sağında bulunabilen bir ektir. Aynı durum yukarıdaki +lık ve sız ögeleri için de geçer-lidir. O hâlde bu ekler aynı sınıf altında (örneğin isimden isim yapan ekler) değerlendirilmelidir.

Harris bu yöntemi eserinde formülleştirerek kullanır, ör-neğimize uygulayalım: XY, XO, XT. Buna göre X kitap sözcüğü olurken, Y, O ve T bu sözcüğe gelen eklerdir. Y. O ve T aynı biçimbilgisel sınıfa (isim ekleri) aitken, X bir isimdir. PY, PO, PT gibi örneklerle karşılaşırsak P ögesinin de bir isim olduğunu Y, O ve T ögelerinin yuka-rıdaki dağılımlarına bakarak anlarız. XZ gibi bir örnekle karşılaşırsak X'in yukarıdaki dağılım özelliği doğrultusun-da Z ögesinin de isimlere gelen bir ek olduğunu ifade edebiliriz. Fiile gelen bir ek olduğunu ifade etmemiz için uygulama yaptığımız bütüncemizde bu ögenin fiile gelen bir kullanımını da bulmamız gerekir. Ancak bu ek adla sınırlı bir öge olduğu için bütüncemizde böyle bir öge olmayacaktır. Olduğu takdirde dağılım özellikleri yeniden belirlenir. Her ögenin sınırlarının doğru çizilmesi doğru sınıflamada önemlidir. Aynı uygulama cümleler için de yapılabilir:

Burada Ali yerine yer değiştirme uygulamasıyla Veli, Ayşe, Mehmet gelebilir. Ancak Ali yerine gibi gelemez. Yarın yerine de üç gün sonra, akşama doğru gibi öge-ler gelebilirken çiçek ögesi gelemez. Aynı şekilde -ecek ögesinin soluna git-, al- vb. fiiller gelebilir. Ancak kitap, kalem vb. isimler gelemez. Bu şekilde değiştirim uygula-masıyla cümleyi oluşturan ögelerin çevresinde (sağında ve solunda) nelerin bulunabileceği, sınıflarının (zarf, fiil vb.) ne olduğu belirlenir.

Harris dağılım anlayışını 1950 sonrasında farklı bir yöne doğru geliştirir. 1952'de yayımlanan Discourse Analysis (Söylem Analizi) çalışmasında cebirden et-kilenerek dönüşüm (transformation) kavramını orta-ya atar. Bu çalışmasında sözdizimini de aşarak cüm-le üstu birimlere yönelir. Metinler içindeki cümle üstü birimlere yönelir. Metinler içindeki cümle üstü birimleri, aralarındaki ilişkileri önemser. Bu şekilde söylem de dil kuramlarının konusu olur. Farklı ifade biçimlerini incelemesi, dönüşüm kavramını geliştir-mesinde etkili olmuştur. Özellikle etken ve edilgen fiilli cümlelerin anlamı, iç yapının dönüşmesi düşün-cesinde önemlidir.
a. Ali camı kırdı.
b. Cam Ali tarafından kırıldı.
Harris'e göre, yukarıdaki cümleler zihinde aynı bilgiyi karşılamaktadır. Ancak dış yapıya farklı biçimlerle çık-mıştır. Bu görüş Bloomfield'in "Biçim farklıysa anlam da farklıdır." şeklinde özetleyeceğimiz biçimci anlayışına önemli bir itirazdır. Bloomfield'e göre yukarıdaki iki cüm-lenin anlamı da farklıdır. Harris ise iki farklı biçim olsa da tek bir anlam olduğunu, anlamın dönüşümlerle farklı biçimlere sahip olabileceğini savunur.
Dönüşüm kavramını 1968'de yayımladığı Mathematical Structures of Language (Dilin Matematik Yapıları) adlı eserinde geliştirir. Harris 1970'lerde işlemci dil bilgisi (operator grammar) çalışmalarına yönelmiştir. Burada da dönüşüm kavramını önceki çalışmalarından farklı da olsa kullanmaya devam etmiştir. Harris dille ilgili görüşlerini za-manla farklılaştırır ancak amacı hep aynı olmuştur. Sapir ve Bloomfield etkisiyle kariyerinin başında yaptığı yerli dil incelemeleri bir yana bırakılacak olursa genel dil bilimle ilgili görüşlerindeki amacı, dilin anlam veya birlgiyi karşılayan özelliklerinin biçimsel yönlerini bulmaktır. Görüşlerinin en önemli takipçisi öğrencisi N. Chomsky olmuştur. 

Üretken (generative) ve dönüşümsel (transformatio-nal) terimleri XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dil bilim tarihinin belki de en sık tekrarlanan terimleridir. Saussuré'den sonra dil bilimi en çok etkileyen kişilerden biri Noam Chomsky'dir. Chomsky yalnızca dil bilim için değil diğer bilim alanları için de çok önemli bir isimdir. 2005 yılında yaşayan en önemli entelektüel seçilen, Incil ve Karl Marks'ın da olduğu bir listede en çok atıf alan 8. kişi olan Chomsky'nin dünya bilimindeki yeri, bazı incelemelerde Aristo ile kıyaslanırken dil bilimde yaptık-ları bazı bilim adamlarınca "devrim" olarak nitelenir. An-cak Chomsky aynı zamanda çok da eleştirilen bir isimdir.
Chomsky'nin kendinden önceki Amerikan yapısalcıları-nın (özellikle Bloomfield ve Harris) görüşlerinden de fay-dalanarak ortaya attığı Üretken Dönüşümsel Dil Bilgi-si kuramı, zihin ve dil ilişkisine odaklanır. Dili, bir yerde insanın kaderi olarak görür. İnsan olan, dille doğandır. İnsan olan, dili olandır. İnsanın olduğu her yerde dil var-sa insan dil yeteneğiyle doğmuştur görüşünü savunan ve dil edininimde davranışçı yaklaşım yerine doğuştancı yaklaşımı öne çıkaran kurama Evrensel Dil bilgisi (Uni-versal Grammar) adı da verilir. N. Chomsky'nin kuramı Amerikan yapısalcılığı içinden çıkar ancak ona saldıra-rak bir varlık alanı yaratmış, bunun üzerine kendi anlayı-şını biçimlendirmiştir. Yapısalcılık sonrasında, en önemli kuram Üretken Dönüşümsel Dil bilgisi kuramıdır. Şimdi bu kuramın kurucusunu ve dayandığı ilkeleri tanıyalım.

Üretken Dönüşümsel Dil Bilgisi (Evrensel Dil Bilgisi)

Üretken (generative) ve dönüşümsel (transformatio-nal) terimleri XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dil bilim tarihinin belki de en sık tekrarlanan terimleridir. Saussuré'den sonra dil bilimi en çok etkileyen kişilerden biri Noam Chomsky'dir. Chomsky yalnızca dil bilim için değil diğer bilim alanları için de çok önemli bir isimdir. 2005 yılında yaşayan en önemli entelektüel seçilen, Incil ve Karl Marks'ın da olduğu bir listede en çok atıf alan 8. kişi olan Chomsky'nin dünya bilimindeki yeri, bazı incelemelerde Aristo ile kıyaslanırken dil bilimde yaptık-ları bazı bilim adamlarınca "devrim" olarak nitelenir. An-cak Chomsky aynı zamanda çok da eleştirilen bir isimdir.
Chomsky'nin kendinden önceki Amerikan yapısalcıları-nın (özellikle Bloomfield ve Harris) görüşlerinden de fay-dalanarak ortaya attığı Üretken Dönüşümsel Dil Bilgi-si kuramı, zihin ve dil ilişkisine odaklanır. Dili, bir yerde insanın kaderi olarak görür. İnsan olan, dille doğandır. İnsan olan, dili olandır. İnsanın olduğu her yerde dil var-sa insan dil yeteneğiyle doğmuştur görüşünü savunan ve dil edininimde davranışçı yaklaşım yerine doğuştancı yaklaşımı öne çıkaran kurama Evrensel Dil bilgisi (Uni-versal Grammar) adı da verilir. N. Chomsky'nin kuramı Amerikan yapısalcılığı içinden çıkar ancak ona saldıra-rak bir varlık alanı yaratmış, bunun üzerine kendi anlayı-şını biçimlendirmiştir. Yapısalcılık sonrasında, en önemli kuram Üretken Dönüşümsel Dil bilgisi kuramıdır. Şimdi bu kuramın kurucusunu ve dayandığı ilkeleri tanıyalım.

Noam Chomsky (1928-) ve Temel Kavramlar
Amerika (Philadelphia) doğumlu olan Avram Noam Chomsky Pensilvanya ve Harvard'da dil bilim, matematik ve felsefe okuduktan sonra Z. S. Harris ile çalışmaya baş-ladı. Harris'in ortaya attığı dağılım ve dönüşüm kavramları üzerine eğildi. Hatta hocası Harris'in Methods in Structural Linguistics adlı ünlü eserinin yazımında önemli katkılarda bulundu. Yüksek lisans tezi Morphophonemics of Modem Hebrew (Modern İbranicenin Biçim Bilgisel Sesbilimi-1951) adını taşıyordu. 1955'te Transformational Analysis (Dönü-şümsel Çözümleme) başlıklı doktora tezini Pensilvanya Üniversitesi'nde savundu. Aynı yıl Massachusetts Institute of Technology (MIT)'de çalışmaya başladı. Chomsky ku-ramını 1955 sonrasındaki yayınlarıyla geliştirdi. Kuramın gelen eleştiriler doğrultusunda yaklaşık on yılda bir yeni-lendiği görülür. Hemen her yenilenmede de yeni birtakım kavramlar ve kabuller ortaya atılmıştır. Biz temel kabullere geçmeden önce kuramın gelişimini şöyle tablolaştırıyoruz:

Tablodan da anlaşılacağı üzere kurama adını veren ve genel çerçeveyi çizen ilk yayın 1957'de Syntactic Struc-tures (Sözdizimsel Yapılar) adıyla yapılmıştır.
Üretken Dönüşümsel Dil bilgisi kuramı varsayım-sal ve tümdengelimli bir nitelik sergiler. Sözdizimini merkeze alarak insanın dili nasıl kullandığının ma-tematiksel temellerini bulmayı hedefler. Chomsky bu kuramı ortaya atarken "Nasıl oluyor da bir ana dili konuşuru kendi dilinde söylenen, daha önce hiç kendisinin kurmadığı ve duymadığı bir cümleyi anla-yabiliyor, duyduğu cümlenin dil bilgisel olarak doğru ve yanlış olduğunu belirleyebiliyor?" sorusuna cevap arar. Kendinden önceki dil bilim kuramlarının bu so-ruya cevap veremediğini düşünür.

Chomsky yapısalcıların ve geleneksel dil bilgisinin dili betimlemekle yetinmelerini doğru bulmaz. Ona göre dilin betimlenmesi ilk aşamadır, ikinci aşama dilin ögeler arasındaki ilişkileriyle ve beyindeki üre-tilme süreciyle birlikte anlaşılması, açıklanmasıdır. Dil bilimsel incelemenin temel amacı da insanın dil bilgisel olanla dil bilgisel olmayanı nasıl ayırdığının anlaşılması olmalıdır.
Dil incelemeleri tarihindeki biçim-anlam tartışmasına göre ele alırsak yapısalcıların biçimci tavrı ve anlamı ikin-ci plana atmaları Chomsky için dilin anlaşılamamasına neden olur. Bu tartışmada Chomsky anlamcılara yakın gözükse de bütüncül bir dil anlayışı vardır. Descartes'in fizik (madde-somut) ve metafiziği (ruh-soyut) ayırarak bunların kendi içlerinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri süren görüşünü paylaşır.
Dünya olgularını parça parça kendi içinde değer-lendiren ve dünyanın da bunların birleşiminden meydana geldiğine dayanan Kartezyen (Dekartçı) düşünce sistemini benimser. Port Royal Okulu'nun görüşleriyle G. Guillaume'nin Psikomekanik anlayışı gibi dilin zihinsel veya görünmeyen kısmıyla da ilgi-lenir. Anlamın da biçimini belirlemeye, ona mantıksal ve matematiksel açıklamalar yapmaya çalışır.
Chomsky dillerin evrensel özellikler taşıdığı düşüncesine dayanan geleneğin (von Humbolt, Port Royal okulu vb.) son ve en önemli temsilcilsidir. Kuramın başlangıçtaki kabulleri şunlardır:

İnsan dil yetisiyle (language faculty) doğar. Yer-yüzündeki tüm insan topluluklarında dil olduğuna göre, insan dil yeteneğini doğuştan getirmektedir. Her insan doğumuyla bir "dil bilgisi mekanizması"na sahip olur. Bu mekanizma tüm insanlarda aynıdır, evrenseldir. Ancak her insan çevresinde konuşulan, örneğine rastladığı dilin kullanımlarına göre beynin-de bir özel dil bilgisini yani tek tek dillerin (Türkçe, In-gilizce vb.) dil bilgisini oluşturur. Ünlü bir benzetmey-le açıklayacak olursak insan televizyon gibi bir "dil makinesi ile doğar. Televizyonun (evrensel dil bilgi-sinin) hangi kanalı (özel dil bilgisi; Türkçe, İngilizce vb.) göstereceğini belirleyen, çevredir. Yani bu dil makinesinin hangi dilin kurallarıyla programlanacağı çocuğun çevresine bağlıdır. Çevresinde hangi dil konuşuluyorsa o dili konuşacaktır ve her ana dili konuşuru kendi dilinin dil bilgisine sezgisel olarak sahiptir. Bu görüş dil ediniminde doğuştancılık yak-laşımıdır ve daha önceki bilişsel (Piaget) ve davra-nışsal (Skinner) görüşlerden oldukça farklıdır.
Tüm diller eşittir. Daha üstün dil yoktur. Her dil her düşünceyi karşılayabilir. Tüm dillerin tek tek özel dil bilgisi (Ingilizce dil bilgisi, Türkçe dil bilgisi vb.) vardır ancak tüm dillerin bağlı olduğu ve insan zihninde oluşan tek bir evrensel dil bilgisi (uni-versal grammar) vardır. Aslonan da bu dil bilgisidir. Evrensel dil bilgisi tüm dünya dillerindeki kuralları içerir ve dönüşümler yoluyla insanların yeni cümle-ler üretmesini olanaklı kılar.

Tüm dillerde ortak kategoriler (ulamlar), sınıflar vardır. Ünlü-ünsüz ayrımı vardır. İsimler, fiiller var-dır. İsimlerle ilgili durum, iyelik, sayı, cinsiyet gibi ka-tegoriler, fiillerle ilgili zaman, görünüş, kip, kişi gibi kategoriler vardır.
Dil cümlelerden oluşan bir yapıdır ve diller sı-nırlı sayıda öge kullanarak sınırsız sayıda cümle üretebilir. Her dilin sözlüğünde belirli sayıda sözcük vardır. Ancak bu sözcüklerden oluşturulacak cümle sayısı sonsuzdur.
Bu özellikler kuramın varsayımsal temelini oluşturur. Yani Chomsky kuramını oluştururken bu olguları doğru kabul etmiş, buna göre bir görüş geliştirmiştir.
Chomsky herhangi bir dil incelemesinin birbiriyle il-gili şu üç kuramı geliştirmesi gerektiğine inanıyordu:
1. Dilin yapısı kuramı
2. Dilin edinimi kuramı
3. Dilin kullanımı kuramı.
Dilin yapısı kuramı doğal dillerin yapısal özelliklerini or-taya koyarken dil edinimi kuramı çocukların ana dillerini nasıl edindiklerini araştırır. Dil kullanımı kuramı ise dil bilimsel ve dil bilim dışı bilgilerin dil kullanımında nasıl beraber çalıştığına odaklanır. Üretken dönüşümlü dil bil-gisi kuramı da bu üç alt kuramın sorularına cevap verme girişimi olarak da görülebilir.
Bu genel çerçeveden sonra Chomsky'nin ortaya koydu-ğu temel kavramlar üzerinden kuramı tanıyalım.

Edinç ve Edim Kavramı

Saussure'deki dil ve söz ayrımına benzer bir ayrım da Chomsky'de vardır. Edinç (competence), bir konuşurun kendi dilinin bilgisi; edim (performance) ise dilin somut durumlardaki kullanımıdır. Bir dilin dil bilgisi de ideal bir konuşucu-dinleyicinin edincini betimlemelidir. Bunu açık seçik yapabilmişse ona üretken dil bilgisi (generative grammar) denir. Yani Chomsky üretken dil bilgisini, edincin bilgisini ortaya koyan bir araç olarak görür. Çünkü Chomsky'nin amacı, tümce üretim sürecini betimlemektir.
Bu kavramları biraz daha açalım. Edinç bir dil kullanıcısının o dildeki tüm cümleleri anlama ve yeni cümle üretebilme yetisidir. Her dil konuşuru kendi dilinin dil bilgisine sahiptir. Burada Chomsky konuşurun bu dil bilgisi kurallarından haberdar olduğunu, bilinçli bir şekil-de bu kuralların hepsini sıralayabileceğini ifade etmez. Buradaki dil bilgisi kuralları, beyne depolanmış ve konu-şurun sezgisel olarak bildiği kurallardır. Sezgisel olarak bildiği bu kurallar onun yeni cümleler "üretebilmesini" sağlar. Zihindeki bu dili kullanma becerisi edinçtir. Edim ise dil kullanıcısının o kuralları hayata geçirmesi, uy-gulamasıdır. Konuştuğumuzda, yazdığımızda bir edim gerçekleştirmiş oluyoruz.
Edinç Saussuré'deki dil (lingua) kavramına, edim söz (parole) kavramına benzediği düşünülsede Saussuré'e göre dil toplumsaldır ve bağımsızdır. Ancak Chomsky, dil yetisini dil kulanıcısından soyutlamaz. Konuşucu ya da dinleyici dil yetilerini kullanarak dil bilgisel açıdan doğru tümceler üretebilirler. Bu nedenle de bu dil bilgisi üretkendir. Üretim sürecinde dil, yaratıcı bileşenler içerdiği için Saussuré'deki dil anlayışına göre daha devingendir ve dil yetisi doğuştan gelen bir yeti olduğundan toplumsal değil, evrenseldir.
Geleneksel dil bilgisi ve yapısalcı dil bilgisi daha çok edim boyutundaki dil kullanımlarına odaklanmıştır. Yani bir cümle varsa o cümlenin ögelerini bölümlemeyle yetinmiştir. Bu şekilde bir konuşurun ürettiği, edimde bulunarak ortaya çıkardığı yapıyı sınıflandırmıştır. Ancak üretken dil bilgisi kuramı edimden yola çıkmıştır fakat hedefi edinçtir. Yani insan zihnindeki dili kullanma bece-risinin dil bilgisini belirlemeyi hedefler. Edinç evrensel ve özel olmak üzere iki boyutludur. Dil becerisinin tüm insanlarda olması evrensel boyutu oluşturur. İşte bu boyut tüm insanlarda bulunan evrensel edinçtir. Ancak insan evrensel bir edinçle doğsa da çevreden etkilenmesi sonucu ana dili olarak bir dilin (veya birkaç dilin) dil bilgisi kurallarını edinir. Bu, özel edinç boyutunu oluşturur. Madrid'de doğan çocukta da, İzmir'de doğan çocukta da dil yetisi vardır. Bu yetiyi doğuştan getirirler. Bu bakımdan her ikisi ortak bir dil yetisine (evrensel edinç) sahiptir. Ancak Madrid'deki çocuk çevresinden İspanyolcayı öğrenir ve İspanyolcanın dil bilgisi kuralları (özel edinç) zihninde biçimlenir. İzmir'deki çocuk da Türkçeyi öğrenir. Bu bakımdan özel edinç farklı dillerin kurallarını karşılar. Bu çocuklar dili kullanma aşamasına geldiklerinde öğren-dikleri ana dilleriyle (örneğimizde özel edinci oluşturan Türkçe, İspanyolca) konuşmaya başlarlar, yani edimde bulunurlar. Bireyin dille ilgili her türlü uygulaması (konuşma, yazma, dinleme vb.) edim boyutuyla ilgilidir. 

Ayşe ile Ali ikiz kardeş olmalarına karşın Türkçeyi eş beceri düzeyinde kullanmamaktadır. Örneğin, Ayşe kendini ifade ederken çok sayıda deyim kul-lanabilirken Ali'nin konuşmalarında kullandığı deyim sayısı oldukça azdır. (Edinç Edim.)

Prag- Vilém Mathesius: Vilém Mathesius”, “ses birim kavramını merkeze alma” ve “Trubetskoy” (Ses birimleri belirlerken karşıt çiftlerden yararlandı) anahtar kelimelerdir. Yazılı metinden çok sezgisel konuşuru merkeze alır. Dil ögelerinde temel olan işlevdir. Dil ögelerini betimler ve dildeki yerini sorgulanır. Ses birim kavramını merkeze alırlar ve ses birimlerin belirlenmesinde karşıtlıklardan yararlanılır. İşlevselci.

Kopenhag: Danimarkalı dil bilimciler Louis Hjelmslev, Viggo Brondal, Hans Uldall'ın kurdukları bir okul (1931). Sasurun görüşlerinden etkilendiler. Mantık ve matematik sembolleriyle kapalı bir dil ve terminoloji kullanmalarıyla meşhurlar. Sasurun "Dil töz değil, biçimdir." yaklaşımı temelinde bir kuram geliştirdiler. Kopengah Okulu, Prag Okulu'nun sesbilimle ilgili yaptıklarının başka bir biçimini mantıktan yola çıkarak yapmışlardır. Louis Hjelmslev glossa, dil; matik, birleştir: Glosematik. Glosematik, Hans Uldall ile Louis Hjelmslev'in birlikte yayımlaldıkları bir metinle kuramı yayımladılar. Louis Hjelmslev, kuramını daha da geliştirerek her türlü gösterge için uygulanabilecek bir kuram geliştirmiştir. Bu kuram Varsayımsal-Tümdengelimli bir kuram olmakla birlikte deneysel (ampirik) bir niteliğe de sahiptir. Klasik bir deneysel kuram değil verilerden bağımsız ön kabullere dayalı farklı bir kuramdır. 

Çok Önemli: Glosematik kuramı Sasurun biçim-töz karşıtlığına, anlatım-içerik karşıtlığını da eklemiştir. Buna göre anlatımın hem biçimi hem tözü aynı şekilde içeriğin hem biçimi hem de tözü vardır. Louis Hjelmslev, Sasur gibi töz değil, biçimlerin dil bilim kuramının konusu olması gerektiği görüşündedir. Biçimi de hem anlatım hem içerik düzlemindeki ilişkiler ağında arar. Glosematiğe göre töz, dil dışıdır. Asıl incelenmesi gereken biçimdir. Dilsel gösterge iki düzleme ait biçim ögeleri arasındaki ilişkide aranmalıdır. Dilci dil dışı ögelere (toplumsal, fiziksel vs.) odaklanmamalı, dili matematiksel - mantıksal bir bakışla incelemelidir. Dil cebiri de denen bu yöntemde, dil kendine yeterlidir. Bu yönüyle Sasurun yapı ve dizge kavramına yaklaştığını söylemek mümkündür. Louis Hjelmslev kuramı, "düşüncenin biçimini" anltaım ve içerikteki biçim ögeleri arasındaki ilişkilerde araması nedeniyle kimi eserlerde İlişki Dil Bilgisi olarak da geçer.Amaç tüm dünya dillerini, bütün gösterge sistemlerini kapsayan bir açıklama yapmaktır. Glosematik dil içi, değişmez ögeleri araştırır.

Viggo Brondal, dil ulamları (kategorileri) üzerine görüşleriyle tanınır. Dillerin anlam boyutuyla ilgilenir. Ona göre bütün dünya dillerinde değişmeyen ulamlar vardır. Amaç da bu ulamların sayısını belirlemek olmalıdır. Glosematik kuramında Brondal, sözcük türleri ve çekim ulamları gibi kavramların dillerdeki temellerini araştırmıştır.

Cenevre- Antoine Meillet: Sasusurun öğrencileri tarafından kuruldu. "Cenevre Okulu" ifadesi Michel Breal'in kullandığı bir ifadedir. Cenevre Okulu'nu bir araştırma kurumu olarak kurma fikri ilk kez Rus bilim adamı Sergey Karcevski tarafından ileri sürüldü (1940). Bu dilciler kendileri için okul terimini hiç kullanmamışlardır. Bu okul terimi Genel Dil Bilim Dersleri görüşleri benimsemiş kişiler için kullanılır. Slav dilleri ve Ermenice. Millet başlarda Sasurun dizge (sistem) kavramı çerçevesinde dilleri açıkladı ancak daha sonra dil dışı ögelere ağırlık verdi. 

Çok Önemli: Millet, dilin sosyal gelişmelerle beraber ele alınması gerektiğini savunarak Sasur'un dili yalnız dil içi ögelerle açıklama anlayışından ayrıldı. (Toplum ve dil ilişkisini merkeze almıştır)

Millet, anlam olarak ​hocası Breal'e yakın bir anlayışı benimser. Dil bilimsel etkenler (dil yapıları), tarihi etkenler, sosyal etkenler.

Dil​, canlı bir organizmadır, anlayışını aşmış bir bilim insanıdır. Bu dogmatik düşünceden özgürleşmiştir.

Millet, şu dilcileri etkilemiştir: Emile Benvenist, Marcel Cohen, Gustave Guillaume, Lois Hjelmslev, Andre Martinet, Leonard Bloomfield gibi isimleri etkiledi.

Millet için dil bilgiselleşme kavramı anahtardır. Anlam ögelerinin dil bilgisi ögelerine dönüşmesiyle ilgili bir kavram olan dil bilgiselleşme günümüz dil bilim çalışmalarının önemli parçalarından biridir.

Cenevre ile ilgili bir diğer önemli konu ​Sasurun Genel Dil Bilim Dersleri'ni yayımlayan Charles Bally ve Albert Sechehaye'dir. Bally daha sonra söylem odaklı çalışmalara çengel atmıştır. Şeşe ise yapılandırmacı bir yöntemle karmaşık sentaktik yapıların basit sentaktik yapılara indirgenebileceğiyle ilgili bir dil bilgisi kuramı önermiştir.

Bu okulun diğer temsilcileri ise Henry Frei (Asya dilleri), Robert Godel (Sasura ait arşiv ve belgeleri yayımlamıştır), Sergey Karcevsky'dir (Moskova ve Prag'a katkılarda bulunmuş). 

Amerikan Yapısalcılığı:

Viyana Okulu:

Sassur:

Gönderim Ögeleri:

Derin Yapı:

Yüzey Yapı:

Edinç:

Edim:

Dizi:

Dizim:

Uygulamalı Dil Bilim:

Karşılaştırmalı Dil Bilim:

Genel Dil Bilim:

Toplum Dil Bilim:

Kuramsal Dil Bilim:

Tarihsel Dil Bilim:

Nedensizlik İlkesi:

Değişebilirlik:

Çizgisellik:

Uzlaşımsallık:

Değişmezlik:

Roman Jakobson Dilsel İletişim Ögeleri ve Özellikleri:

Edim Dil Bilim:

Ruh Dil Bilim:

Durumsallık:

Amaçlılık:

Kabul Edilebilirlik:

Metinlerarasılık:

Turarlılık:

Uzlaşımsallık:

Ratlantısallık:

Kuralsızlık:

Bilişsel Dil Bilim:​

Edward Sapir:

Noam Chomsky:

Ferdinand de Saussure:

Genelleşme:

Anlam Daralması:

Anlam Kayması:

Anlam İyileşmesi:

Güzel Adlandırma:

Bağdaşıklık:

Bilgi Vericilik:

Yapısal Dil Bilim:

Üretici Dönüşümsel Dil Bilim:

Dilsel Görecelik Kuramı:

Zellig Sabatay Harris:

Lucien Tesniere:

Dilsel ve Dil Dışı Göstergeler:

Üst Dil:

Çağrı:

İlişki:

Yazınsallık:

Biçimbirim (Alt Biçimbirim):

Dil- Söz:

Gösterge- Gönderge:

Gösteren- Gösterilen:

Sözce- Tümce:

Söylem- Metin:

Nicelik İlkesi:

Nitelik İlkesi:

Bağıntı İlkesi:

Tarz İlkesi:

Sezdirim İlkesi:

Ön Varsayım Cümlesi:

Birinci Eklemlilik:

İç Merkezli ve Dış Merkezli Sözcükler:

Yepyeni Bilgi:

İliştirilmiş Yeni Bilgi:

Çıkarımsal Bilgi:

Söylemsel Eski Bilgi:

Durumsal Bilgi:

Dizge:

Söz:

Biçim:

Leonard Bloomfield:

Charles Sanders:

Peirce:

Charles J. Fillmore:

Jacob Grimm:​

Sözlük Birim:

Sözcük Birim:

Betimleyici Dil Bilgisi:

Üretici Dil Bilgisi:

Evrensel Dil Bilgisi:

Kuralcı Dil Bilgisi:

Yapılandırmacı Dil Bilgisi:

Andre Martinet:

Pierre Guiraud:

Emile Benveniste:

Eş Dizisel Anlam (Bağlam):

Biçimbirim:

Ses Birimcik:

Anlam Birimcik:

Sözcük Birim:

Dilin İlişki İşlevi:

İleti (Sözce):

Çift Eklemlilik:

Zamanla Değişebilirlik:

Metinsellik Ölçütleri:

Göderimler:

Art Gönderim:

Odak:

Edici:

Deneyimleyici:

Taşıma: Sözde öznedir. Ali camı kırdı (derin yapı). Burada özne bellidir. Cam kırıldı (yüzey yapı). Burada da Cam sözcüğü, Ali sözcüğünün yerine geçmiştir ve Ali sözcüğü olmadan da anlamlı bir bütün oluşturmuştur. Ali sözcüğü buna göre taşınmıştır. D-yapıdaki bilginin y-yapıya yansıma biçimi taşıma kurallarınca belirlenmiş olur.

Bağdaşıklık: Metindeki dilsel, dil bilgisel uyum, bütünlüktür. Sözcüklerin cümlelere, cümlelerin daha büyük bir birimi yani metni oluşturmak için birbirlerine hangi dil bilgisel kurallarla bağlandığını konu edinir.

 

Tutarlılık: Metindeki, anlamsal uyum yani bütünlüktür. Metin içinde kullanılan kelimelerin birbiriyle alakalı ve bütünlük içinde olması tutarlılığın temel hareket noktasıdır.

 

Amaçlılık: Metnin, iletişimsel amaçlarına uygun biçimde bağlaşık ve tutarlı kılınmasıdır. Her metin belli bir amaçla yazılır. Seçilen sözcükler, kullanılan üslup ve anlatım bu amaca hizmet eden unsurlardır.

 

Kabuledilebilirlik: Metnin durum bağlamı ile uyumlu olmasıdır. Metinde ifade edilen durum uygun ve tutarlı sözcüklerle verilmek zorundadır.

 

Durumsallık: Metnin iletişimsel amaçlarının durum bağlamı içinde belirginleşmesidir.

 

Bilgisellik: Metnin, alıcısı için yeni bir bilgi taşımasıdır. Yazılan her metin içinde yeni bilgiler taşımalı, zaten var olan bilgileri yinelemekten kaçınmalıdır.

 

Metinler arasılık: Bir metnin önceki metinlerle kurduğu ilişkidir. Her metin, önceki metinlerle ilişkilidir. Bu metnin anlamlandırılması sırasında alıcısının, o metni ilişkili olduğu diğer metinleri de düşünerek kavramasını sağlar.

bottom of page