top of page

Halk Edebiyatı Kuramları

Halk edebiyatı kuramları, halk kültürü ürünlerinin ortaya çıkışını, aktarımını, işlevlerini ve toplum içindeki yerini açıklamaya yönelik bilimsel yaklaşımları kapsamaktadır. Bu kuramlar; halk edebiyatı ürünlerinin kökenini açıklayan tarihî ve mitolojik yaklaşımlardan, ürünlerin toplumdaki işlevlerini, yapısal özelliklerini ve kültürel bağlamını inceleyen modern yaklaşımlara kadar geniş bir perspektif sunmaktadır. Halk anlatıları, türküler, destanlar ve diğer sözlü kültür ürünleri bu kuramlar aracılığıyla yalnızca estetik yönleriyle değil, aynı zamanda toplumsal değerleri yansıtma, kültürel belleği koruma ve kuşaklar arası aktarımı sağlama işlevleri bakımından da değerlendirilmektedir. Bu yönüyle halk edebiyatı kuramları, halk kültürünün dinamik yapısını anlamaya ve sözlü gelenek ürünlerini bilimsel yöntemlerle incelemeye imkân tanıyan temel kuramsal çerçeveleri oluşturmaktadır.

KURAMLAR

Metin Merkezli Halk Bilimi Kuramları

Bu kuram Finlandiya, İsveç, Norveç, Danimarka ve İzlanda bölgesindeki siyasi hareketlerin ve halk bilimi çalışmalarının bir sonucudur. "Fin Folklor Kuramı" adıyla da anılır. Bu kuramın kurucusu Finlandiyalı halk bilimci Julius Krohn (1835-1885) olarak kabul edilir. Ona gelmeden önce kuramın genel tarihî gelişiminden söz edecek olursak: İskandinavya'da halk bilimi çalışmaları 1632 yılına dayanır. İsveç kralının emriyle din adamları folklor malzemelerini derlemeye başlar. 1830'lardan sonra Herder'in ve Grimm Kardeşlerin etkisi İsveç'te de görülür ve Hyltén Cavallius (1818-1889), C. W. von Sydow (1878-1952) gibi iki önemli halk bilimci yetişir.

Norveç'te ise yine Herder'in etkisiyle Jörgen Moltke ve P. Asbjörgen gibi halk bilimciler yetişmiş ve 1840'tan itibaren çalışmalarını yayımlamıştır. Finlandiya, tarihi boyunca önce İsveç'in, 1809'dan 1918'e kadar da Rusya'nın egemenliğinde kalmıştır. Tüm bu uzun işgal dönemi boyunca Finli din adamları Fincenin unutulmaması için yoğun faaliyetler yürütmüştür. 1800'lü yılların başında Herder'in felsefesi Finlandiya'da da etkili olmaya başlamıştır. 1814'te iki tıp öğrencisi (A. Poppius, A. Syorgen) Fin halk verimlerini daha sistemli şekilde derlemeye başlamıştır. Finlandiya'daki halk bilimi çalışmalarının en önemli temsilcisi olan Elias Lönnrot, Kalevala destanının parçalarını derlemiş ve bir bütün hâlinde yayımlamıştır (1835). Bu destan hem Fin miliyetçiliği ve bağımsızlık hareketleri için hem de Finlandiya'daki halk bilimi çalışmaları için dönüm nok-tası olmuştur. Kalevala destanından hareketle Fin halk verimlerinin araştırılması, incelemesi alanında bir sistem oluşturma çalışmalarına ilk olarak Julius Krohn başlamıştır (Bu yüzden kuramın kurucusu o kabul edilir). Onun erken yaşta ölümü sonrası çalışmalarına oğlu Kaarle Krohn devam etmiştir. XX. yüzyılın başlarında da K. Krohn, Axel Olrik, Antti Aarne ve Stith Thompson bu kuramı geliştirip sistematize edecek çeşitli yöntemler geliştirmiştir.  

 

Axel Olrik'in Epik Yasaları


A. Olrik'in 1909'da yayımladığı Halk Anlatılarının Epik Yasaları adlı çalışmasında belirlediği ilkelerdir. A. Olrik'e göre halk anlatıları kültürün ayrılmaz bir parçasıdır ve halk ozanı, bir kez anlatmaya başladığında farkında olmadan bu yasaları takip eder. Bir liste hâlinde sıraladığı yasalar ise şunlardır.

Stith Thompson'un Halk Edebiyatı Motif İndeksi


S. Thompson'un, 23 ana başlık altında topladığı motifleri kendi aralarında da alt başlıklar hâlinde sınıflandırmıştır. Bu motif kataloğu daha sonraki çalışmalarda iyice zenginleştirilmiştir. Bu kataloğa, W. Eberhard ve P. N. Boratav hazırladıkları Typen Türkischer Volkmarchen adlı katalogla katkı sağlamıştır.

​​​

Tarihi Coğrafi Fin Kuramı - 2025

Halk biliminin ilk kuram ve yöntemlerindendir. Masalların incelenmesi amacıyla geliştirilmiş, daha sonra diğer halk edebiyatı türlerinin incelenmesinde de kullanılmıştır. Temel amacı; metinlerdeki motifleri esas kabul ederek herhangi bir metnin ne zaman, nerede ortaya çıktığını ve ilk şeklinin (kökeninin) nasıl olduğunu belirlemeye çalışmaktır. Motif Index of Folk Literature bu kuramın en önemli eserlerindendir. Tarihî-Coğrafi yöntemin kurucusu Julius Krohn'dur. Krohn, Kalevela Destanı'nın kaynaklarını tespit etmiş ve varyantların yayılma yollarını ve bunların nasıl birleştiğini açıklamıştır. Bu yöntem sözlü halk anlatılarının nerede ve ne zaman yaratıldığını ve onun muhtemel ilk şeklinin ne olduğunu belirlemeyi amaçlar. Halk bilimi araştırmacısının yapacağı iş, bulabildiği bütün eş metinleri toplamak ve bunlardan birini asıl metin olarak kabul edip daha bütün metinler arasında yapacağı karşılaştırma sonucunda bu anlatmanın ilk şeklini kurmak olacaktır. Bütün bu çalışma anlatının yayılma yollarını, ilk defa nerede yaratıldığını belirleyebilecektir.

Yayılma Kuramı


Bu kuram, XIX. yüzyıldaki antropoloji ve arkeoloji çalışmalarının bir yansıması olarak ortaya çıkmıştır. Bu kuramda, farklı toplumlarda benzer kültür unsurlarının bulunmasının nedenlerini araştırılmıştır. Bir "ilk kültür merkezi" bulunup bulunmadığı sorgulanmıştır.
Bu kuramın takipçileri iki gruba ayrılır:
İngiliz Yayılmacıları: Elliot Smith gibi İngiliz araştırmacılar dünya üzerinde ilk kültür ve medeniyetin Mısır olduğunu kabul etmiştir.
Viyana Yayılmacıları: Alman araştırmacılar Friedrich Ratzel ve Leo Frobenius'un görüşleri etrafında şekillenmiştir. Bunlardan F. Ratzel, farklı kültürlerdeki benzerliklerin, göçler ve bunun sonucunda oluşan etkileşimden doğduğunu savunmuştur. L. Frobenius ise bir değil, birden çok kültür yaratma çevresi olduğunu ve göç, savaş, ticaret gibi pek çok farklı nedenden kaynaklanan etkileşimin benzerlikler doğurduğunu savunmuştur.

Dipnot: Ratzel, ilk kültür çevresini 12 olarak belirlemiştir. Bunlardan biri de "Bozkır Kültür Çevresidir", bu durum Türk kültürü açısından da önemlidir.

Biyolojik Halk Bilimi Kuramı


Fransız halk bilimci Arnold van Gennep (1873-1957) tarafından tüm diğer halk bilimi teorilerine tepki olarak ortaya atılmıştır. A. van Gennep'in teorisi dışındaki halk bilimi teorileri genel olarak halk bilimini tarihin bir parçası olarak görmüştür. Yapılan araştırmalar da bu eksende olmuştur. Gennep'e göre ise, "Halk bilimci yaşamakta olan bir olguyu incelemektedir bu yüzden, çalıştıkları ölü malzemeden ibaret olan tarihçilerin yöntemlerini halk bilimciler benimseyemez. Halk bilimci, ağırlıklı olarak, gözlem yöntemini kullanmalıdır." Gennep biyoloji, sosyoloji, tarih gibi bilimlerden de yararlanmıştır.

Biyolojik Halk Bilimi Kuramı


Fransız halk bilimci Arnold van Gennep (1873-1957) tarafından tüm diğer halk bilimi teorilerine tepki olarak ortaya atılmıştır.
A. van Gennep'in teorisi dışındaki halk bilimi teorileri genel olarak halk bilimini tarihin bir parçası olarak görmüştür. Yapılan araştırmalar da bu eksende olmuştur. Gennep'e göre ise, "Halk bilimci yaşamakta olan bir olguyu incelemektedir bu yüzden, çalıştıkları ölü malzemeden ibaret olan tarihçilerin yöntemlerini halk bilimciler benimseyemez. Halk bilimci, ağırlıklı olarak, gözlem yöntemini kullanmalıdır." Gennep biyoloji, sosyoloji, tarih gibi bilimlerden de yararlanmıştır.

Seçkin Kültürün Dibe Batması Kuramı


XX. yüzyılda, Alman halk bilimciler tarafından ortaya atılan bir kuramdır. Bu kuramda, Herder ve Grimm Kardeşlerle ortaya çıkan tezlere karşı çıkış vardır. Herder ve Grimm Kardeşlere göre kültür anonimdir ve kolektif yaratmanın ürünüdür. Fakat bu kuramın savunucuları "alt sınıfın kültürünün, "üst sınıfların kültürünün ilkel bir taklidi olduğunu ileri sürdüler. Bu kuramda amaç, folklor ögelerinin kaynağını seçkin, yaratıcı kişilere veya elitist kültüre bağlamaktı. Kuram, kültür tarihçisi Peter Burke'nin görüşlerine da yandırılarak Alman halk bilimci N. Naumann tarafından Dibe Çökmüş Kültür Varlığı Teorisi adlı eserle şekillenmiştir. 

Kültürlerarası Çaprazlama Yöntemi


Bu kuram dünyanın çeşitli yerlerinden derlenen ve ait olduğu kültüre has ögelerin aralarındaki evrensel düzeni bulup ortaya koymak için benzer kültür materyallerinin sayılarına, denkliklerine dayanılarak yapılan çalışmaları kapsar. Daha önceki yıllarda İngiliz halk bilimcilerin (E. Tylor, A. Lang, J. Frazer) kullandığı bu yöntem 1960'larda Amerikalı halk bilimci Alan Lomax'ın çalışmalarıyla yeniden gündeme gelmiştir.

Yapısalcı Kuram ve Yöntem


Dilbilim çalışmalarından esinlenilerek ortaya çıkmıştır. Bu kuramda bir çeşit "halk edebiyatı yaratmaları grameri" oluşturulmasına çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı ise halk edebiyatı verimlerinin nasıl bir gelişme gösterdiğini açıklamaktır. Kahraman Biyografisinin Yapısal Çözümleme Modelleri Halk anlatılarındaki kahramanların hayat hikâyelerinde çeşitli benzerlikler olduğu görülünce bunların belli şe killerde formüle edilebileceğine yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan ilki Alman halk bilimci J. Georg von Hahn tarafından yapılıp 1864'te yayımlanmıştır.

​​

Kahraman Biyografisinin Yapısal Çözümleme Modelleri


Halk anlatılarındaki kahramanların hayat hikâyelerinde çeşitli benzerlikler olduğu görülünce bunların belli şekillerde formüle edilebileceğine yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan ilki Alman halk bilimci J. Georg von Hahn tarafından yapılıp 1864'te yayımlanmıştır.

Lord Raglan'ın Geleneksel Kahraman Kalıbı
Raglan, Mit-Ritüel Teori adlı kuram doğrultusunda geliştirdiği bu kalıpta, halk anlatılarındaki kahramanların tarihî bir gerçek kişi olmadığını, tamamının kurmaca olduğunu doğrulamaya çalışmıştır.


Raglan'ın geleneksel kahraman kalıbı şu biçimdedir:
1. Kahramanın annesi soylu bir bakiredir.
2. Kahramanın babası bir kraldır.
3. Baba, çoğunlukla kahramanın annesinin yakın bir akrabasıdır.
4. Kahramanın ana rahmine düşüşü olağan dışıdır.
5. Kahraman aynı zamanda, tanrının oğlu olarak kabul edilir.
6. Kahramanın doğumu anında genellikle- dedesi onu öldürme girişiminde bulunur.
7. Kahraman gizlice bir yere gönderilir.
8. Kahraman uzak bir ülkede, kendisini evlat edinen bir aile tarafından büyütülür.
9. Kahramanın çocukluğu hakkında hiçbir şey anlatılmaz.
10. Kahraman yetişkin olduğunda gelecekte kral olacağı yere gider.
11. Kahraman kral, dev veya yırtıcı bir hayvana karşı zafer kazanır.
12. Kahraman kralın kızıyla evlenir.
13. Kahraman kral olur.
14. Bir süre herhangi bir şey olmaksızın hüküm sürer.
15. Yeni kanunlar çıkarır.
16. Kahraman, tanrıların veya halkın sevgisini kaybeder.
17. Tahttan ve şehirden uzaklaştırılır.
18. Esrarengiz bir şekilde ölümle karşılaşır.

19. Çoğunlukla bir tepenin üzerinde ölür.
20. varsa Çocuklarından hiçbiri onun yerine tahta geçemez.
21. Kahramanın cesedi gömülmez..
22. Gömülmemesine rağmen gömülü olduğu kabul edilen bir ya da daha fazla mezarı vardır.

Dipnot: Bu yöntem, Özkul Çobanoğlu tarafından. Oğuz Kağan Destanı'na uygulanmıştır.

​​

Vladimir Propp'un Yapısal Anlatı Çözümleme Yöntemi


Rus halk bilimci Propp masallar üzerinde çalışmalar yapmıştır. Propp, çalışmalarında masalların sabit ve değişken olmak üzere iki unsurdan oluştuğunu ileri sürmüştür. Ona göre masallarda 31 sabit unsur vardır. Onun yaptığı yapısal çözümleme yöntemi aşağıdaki maddelerden oluşur.

1. Aileden biri evden uzaklaşır.
2. Kahraman bir yasakla karşılaşır.
3. Yasak çiğnenir.
4. Saldırgan bilgi edinmeye çalışır.
5. Saldırgan, kurbanıyla ilgili bilgi toplar.
6. Saldırgan, kurbanını ya da servetini ele geçirmek için onu aldatmayı dener.
7. Kurban aldanır ve böylelikle istemeden de olsa düşmanına yardım etmiş olur.
B. Saldırgan aileden birine zarar verir. Aile üyelerinden biri bir şey kaybeder veya bir şeye sahip olmak ister.
9. Kötülüğün ya da eksikliğin haberi yayılır. Bir dilek ya da emirle kahramana başvurulur. Kahraman gönderilir ya da gider.
10. Kahraman eyleme geçmeyi kabul eder ya da eyleme geçmeye karar verir.
11. Kahraman evinden ayrılır.
12. Kahraman büyülü bir nesneyi ya da yardımcısını edinmesini sağlayan bir sınama/sorgulama/saldırı ile karşılaşır..
13. Kahraman ileride kendisine bağışta bulunacak kişinin eylemlerine tepki gösterir.
14. Büyülü nesne kahramana verilir.
15. Kahraman aradığı nesnenin bulunduğu yere götürülür.
16. Kahraman ve saldırgan bir çatışmada karşı karşıya gelir.
17. Kahraman özel bir işaret edinir.
18. Saldırgan yenik düşer.
19. Başlangıçtaki kötülük yok edilir.
20. Kahraman geri döner.
21. Kahraman izlenir.
22. Kahramanın yardımına koşulur.
23. Kahraman, kimliğini gizleyerek kendi ülkesine ya da başka bir ülkeye varır.

24. Sahte bir kahraman asılsız iddialar ileri sürer.
25. Kahramana zor bir iş önerilir.
26. Zor iş yerine getirilir.
27. Kahraman tanınır.
28. Sahte kahramanın gerçek kimliği ortaya çıkar.
29. Kahraman yeni bir görünüm kazanır.
30. Sahte kahraman cezalandırılır.
31. Kahraman evlenir, tahta çıkar.

Dipnot: Bu yöntem, Türkiye'de ilk kez Umay Günay tarafından kullanılmıştır.

Bağlam veya İcra Merkezli Halk Bilimi Kuram ve Yöntemleri


İşlevsel Halk Bilimi Yöntemi

​Antropolojideki gelişmelerin halk bilimi çalışmalarına yansımasıdır. Bu yüzden "Antropolojik Yöntem" olarak da adlandırılır.
Bu yöntemde, halk edebiyatı yaratmalarının metinleri değil, bu metinlerin oluşturuldukları ve yeniden yaratılıp aktarıldıkları bağlam, araştırmaların temel noktasını oluşturur. Bu yöntemde, halk edebiyatı ürünlerinin kim tarafından, niçin, nasıl, nerede oluşturulduğu, aktarıldığı ve kim tarafından, niçin, nasıl, nerede dinlendiği incelenmiştir. Bir halk veriminin, sosyal ilişkilerin ürünü olduğu ortaya konmuştur.

Yapılan araştırmaların sonucu olarak W. Bascom halk edebiyatı verimlerinin işlevini maddeler hâlinde sıralamıştır. Bunlar:
1. Eğlenme, Eğlendirme, Hoş Vakit Geçirme İşlevi
2. Toplumsal Kurumlara ve Törenlere Destek Verme İşlevi
3. Eğitim ve Kültürün Genç Kuşaklara Aktarılma İşlevi
4. Toplumsal ve Kişisel Baskılardan Kurtulma İşlevi

Sözlü Formül Kuramı ve Yöntemi

Milman Parry ve Albert Bates Lord tarafından ortaya atılmıştır. "Homer Sorunu" olarak da adlandırılır çünkü Homer'in İlyada, Odysseia adlı eserleri nasıl meydana getirdiği sorgulanmıştır.
Bu kuram ve yöntem bir halk yaratmasının yapısal incelenmesine dayanır. Fakat inceleme sonucu elde edilenlerin değerlendirilmesi ve nedenlerin açıklanması bağlamla ilgili kabul edilir.
Bu kuramın uygulayıcıları, destan anlatıcılarını gözlemlemiş, bir destan anlatıcısının çıraklık döneminin nasıl olduğunu, geleneğin nasıl öğrenilip aktarıldığını, anlatıcının repertuvarının nasıl olduğunu araştırmıştır.

​Bağlamsal Kuram


1910'lu yıllardan itibaren dil bilimde ortaya çıkan yeni kuramların ve gelişen halk bilimi yaklaşımlarının 1950'lerden yeniden yorumlanması ve geliştirilmesiyle oluşmuş bir kuramdır. Performans veya İcra Yöntemi olarak da adlandırılır.
İşlevsel Kuram'ın kurucularından Malinowski'nin "Şüphesiz metin çok önemlidir ama bağlamsız metin ölüdür." şeklinde ifade ettiği bağlam, bu teorinin başlangıç noktalarındandır.
Bağlamsal Kuram'ın temel paradigmaları ise Roman Jacopson tarafından 1958'den sonra oluşturulmuştur. Daha sonraki dönemlerde ise Richard M. Dorson, Roger Abrahams, Alan Dundes, Robert Georges, Kenneth Goldstein gibi araştırmacılar bu kuramı geliştirecek çalışmalar yapmıştır.
Bu kuramın araştırma yönteminde ve halk yaratmaları üzerinde uygulanmasında Alan Dundes tarafından üç ana kavram geliştirilmiştir: Sözeldoku, metin ve bağlam. 
Bunlardan "sözeldoku" metnin oluşturulduğu dilin özellikleri, "metin" halk yaratmasının kendisi, "bağlam" da metnin yaratıldığı sosyal ortam demektir. A Dundes, metnin nakledilebilir ya da bir toplumdan başka bir topluma aktarılabilir olduğunu, sözeldokunun aktarılmasının imkânsız olduğunu (mesela bir atasözündeki ya da tekerlemedeki ses oyunları sadece bunların yaratıldığı dille ilgilidir, başka bir dile aktarıldığında bunların hiçbir özelliği kalmaz), bağlamın ise her yaratmada değişeceğini söyler (Bağlam, aynı yaratmada dahi metnin icrasını değiştirebilir. Mesela, cinsel içerikli bir fıkra, tamamı erkeklerden oluşan bir gruba farklı icra edilir, içinde kadınların bulunduğu bir gruba farklı icra edilebilir).
A. Dundes, bu teori ve çalışmalarıyla, daha önceki halk bilimi teorilerine getirilen eleştirileri ortadan kaldırmıştır. Çünkü daha önceki teori ve yöntemler sadece metne yoğunlaşırken bu metinlerin oluştuğu "halk"ı göz ardı etmiştir fakat A. Dundes halk ve halk bilimi arasındaki ilişkiye dikkat çekerek sözeldoku, metin ve bunların yer aldığı şartlar bütünü demek olan bağlama dayalı çalışmalar yürütmüştür.
Yine bu yöntemle çalışan Dan Ben Amos bir halk yaratması çalışılırken birlikte ele alınması gereken hususları şu şekilde belirlemiştir:
1. Bireysel boyut: anlatıcı/icracı-oyuncu
2. Sosyal boyut: dinleyici-izleyici
3. Sözel boyut: anlatılan (şey)
​​

Dipnot: Halk Edebiyatı Motif İndeksi

Geçmişten günümüze bir gelenek içerisinde varlığını sürdüren anlatılar, insanlık bilincinin ortak mirası olarak kabul edilirler ve insanoğlunun iç dünyasından izler taşır. Bu izler anlatılarda birer motif olarak kendilerini belli eder. Motifler, yapıları gereği bir anlatının çatısını oluşturur. Onlar sayesinde anlatılar bir organizma gibi varlıklarını devam ettirir, yeni anlatıların yaratılmasında birinci dereceden etkin rol oynar. İnsanoğlunun yeryüzüne egemen olma sürecine paralel olarak anlatılar gitgide birbirine benzememeye başlamıştır. Her ne kadar bu anlatıların temaları farklı ve kahramanları çeşitli olsa bile motifler, anlatıcının anlatıyı oluşturmasında birer yapı taşı görevi üstlendiğinden her zaman aynı kalmayı başarır. İşte bu gibi nedenlerden dolayı bir anlatının iyi bir şekilde çözümlenebilmesi için en başta motiflerinin tespit edilmesi gerekir. Bir anlatının motiflerini tespit etmek bir halkbilimci için oldukça kolay bir iş sayılabilir. Ancak anlatılardaki motiflerin belirli bir kurama göre tespit edilmemesi daha sonraki çalışmalar için birtakım zorlukları beraberinde getirmektedir. Bu problemin farkına varan halkbilimci Stith Thompson, Motif-Index Of Folk-Literature (MIFL) isimli eserinde sistematik bir şekilde motifleri tasniflemek için oldukça kullanışlı bir metot geliştirmiştir. Bu eserde kullanılan metot birçok motif araştırıcısı tarafından kabul edilmiş ve daha sonrasında yapılan benzer çalışmalarda kullanılmıştır. Ancak bu metodu uygulama aşamasında araştırıcılar “motifleri metin içerisinde en uygun yerde pratik bir şekilde gösterme, bulunan yeni bir motifi MIFL’daki tematik sıraya göre yerleştirerek bu devasa motif atlasına katkıda bulunma, inceleme sonucunda tespit edilen motifleri kullanışlı bir şekilde anlatı sonunda verme ve çalışma sonunda dizinleme” gibi sorunlarla karşılaşabilmektedir. (Dr. Erkan Karagöz, Millî Folklor, 2019, Sayı 124)

Halk Bilimi Alanında Çalışmış Araştırmacılar

Mehmet Fuat Köprülü

• 1908'de Türk Derneğinde, 1911'de Türk Ocağında görev yapmıştır.
1924'te Atatürk'ün talimatıyla kurulan Türkiyat Enstitüsüne müdür olarak atanmıştır. Onun, müdürlüğünü yaptığı dönemde bu enstitü, Türk halk edebiyatı ve etnografyasına dair pek çok önemli çalışma yapmıştır.
1919'da, Ahmet Yesevi ve Yunus Emre'yle ilgili araştırmalarını ve fikirlerini de içeren Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserini yayımlamıştır.
Aşık tarzı halk edebiyatı ve âşıklar hakkında araştırmalar da yapmıştır.

 

Eserleri
İnceleme-Araştırma: "Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar", "Nasrettin Hoca", "Türk Saz Şairleri Antolojisi", "Kayıkçı Kul Mustafa ve Genç Osman Hikâyesi"

Rıza Tevfik Bölükbaşı

Folklor konulu ilk ve öncü makaleleri yazmıştır. Bu makalelerinde folklor terimine karşılık olarak "hikmet-i avam" terimini kullanmıştır. Fakat bu terimin de folklor terimini tam karşılamadığını, daha çok atasözleri için kullanabileceğini savunmuştur.
Folklor çalışmaları dışında şiirleriyle de dikkati çeker, heceyle şiirler yazmıştır.

Pertev Naili Boratav

Fuat Köprülü'nün asistanlığını yapmış, 1939'da DTCF'nin halk edebiyatı kürsüsünü kurmuştur.
Bu kürsüyü kurduktan sonra Anadolu'nun pek çok yerinde saha çalışmalarında bulunmuş, derlemeler yapmıştır. Köroğlu Destanı'nı, hocası Köprülü'nün yönetimi altında derlemiştir.

Halk bilimini, milliyetçilik duygularını geliştirmek için değil, bilimsel bir çalışma alanı olduğu için çalışmak, onun bu bilime yaklaşımı olarak özetlenebilir.
Halk bilimi teorileri konusunda sadece tek bir teoriye bağlı kalmamış, kuramların zayıf ve güçlü noktalarını tespit ederek malzemeye uygun teorileri kullanmıştır.

Antti Aarne ile Stith Thompson'un The Types of the Folktale adlı eserlerindeki ilkelerden de yararlanarak Türk masallarıyla ilgili önemli çalışmalar yapmış ve 1953'te Almanya'da Typen Türkischer Volkmarchen adlı önemli eseri hazırlamıştır. Antti Aarne ile Stith Thompson'un The Types of the Folktale adlı eserlerindeki ilkelerden de yararlanarak Türk masallarıyla ilgili önemli çalışmalar yapan ve 1953'te Almanya'da Typen Türkischer Volkmarchen adlı önemli eseri hazırlayan halk bilimci Pertev Naili Boratav'dır. 

Türkiye'de halk bilimi alanındaki çalışmaların önemli isimlerinden biri olup Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde halk bilimi kürsüsünün kurulması ve ilk derslerin verilmesine öncülük etmiştir. Halk Ede-biyatı Dersleri, Köroğlu Destanı, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, Yüz Soruda Türk Folkloru vb. adlı eserleri, halk bilimi araştırmalarında sıklıkla başvurulan çalışmalardır.

 

Eserleri
Araştırma-Makale: "Köroğlu Destanı", "Bey Börek Hikâyesine Ait Metinler", "İzahlı Halk Şiirleri Antolojisi", "Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği", "Typen Türkischer Volksmarchen", "Zaman Zaman İçinde", "Türkische Volkmarchen", "Az Gittik Uz Gittik", "100 Soruda Türk Folkloru", "Nasrettin Hoca"...

Mehmet Kaplan 
Yeni Türk Edebiyatı profesörüdür fakat Yunus Emre ve Nasrettin Hoca'yla ilgili çalışmalar da yapmıştır.
Erzurum Atatürk Üniversitesine kurucu hoca olarak atandıktan sonra bu çevrenin folklor ögeleriyle ilgili çalışmalar yapmış ve Boratav'dan sonra Köroğlu destanıyla ilgili çalışmalar başlatmıştır.
"Bilge Seyidoğlu, Saim Sakaoğlu, Fikret Türkmen, Umay Günay" gibi pek çok halk bilimcinin yetişmesine katkı sağlamıştır.

Şükrü Elçin 
Halk biliminin Hacettepe Üniversitesinde kurumsallaşmasını sağlamış, pek çok öğretim üyesinin yetişmesine de katkısı olmuştur.
Elçin'in halk edebiyatı çalışmalarının ağırlık noktasını âşık edebiyatı oluşturur.
Kerem ile Aslı, Kitabi, Mensur, Realist Halk Hikâyeciliği ve Anadolu Köy Orta Oyunları gibi çalışmaları onun lisans, doktora, doçentlik tezlerini oluşturur.

Son dönemdeki çalışmalarını Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Başkanı olarak yürütmüş ve "cönkler, mecmualar"la ilgili kapsamlı çalışmalar yapmıştır.
Halk Edebiyatı Araştırmaları, Halk Edebiyatına Giriş onun en önemli eserleridir.

Umay Günay 
Özellikle âşıklık geleneği ve masallar konusunda çalışmalar yapmıştır.
Aşıklık geleneğindeki "rüya motifi" ile ilgili çalışmaları oldukça önemlidir.

 

Eserleri
Elazığ Masalları, Türkiye'de Aşıklık Geleneği ve Rüya Motifi, Risâletü'n-Nushiyye...

Saim Sakaoğlu

Halk hikâyeleri, efsaneler, âşıklık, âşıklık geleneği, Nasrettin Hoca, masallar gibi pek çok alanda çalışmıştır.
 

Eserleri
Dadaloğlu, Ercişli Emrah, Bayburtlu Zihni, Türk Fıkraları ve Nasrettin Hoca, Efsane Araştırmaları, Masal Araştırmaları...

Āşık Fasıllarında Düzen ve Fasıllarda Yer Alan
Nazım Türleri


Merhabalaşma (Hoşlama)
Bu bölümde fasla giriş yapılarak dinleyiciler selamlanır. "Hoş geldiniz", "safa geldiniz", "merhaba" gibi rediflere bağlı ayaklarla koşma dörtlükleri söylenir. Bu bölüm âşıklardan herhangi biri tarafından yapılabildiği gibi fasıla katılan âşıkların aynı ayakla birer dörtlük okuması şeklinde de yapılmaktadır. Merhabalaşma bölümündeki deyişlerde genellikle faslın önemli konuklarının adları ve faslın düzenlenmesine ön ayak olanların adları geçirilir. Faslın yapıldığı yer deyişlerde övülür.

 

Örnek:
Aşıkların yarasına dermanlar hoş geldiniz
Erkânlar sonra sizler lokmanlar hoş geldiniz
Āşığın gözyaşı derya ucudur deli gibi
Bizlere önder olanlar, kaptanlar hoş geldiniz


Hatırlatma (Canlandırma)
Aşık fasıllarının bu bölümünde, gelenekte iz bırakmış eski usta âşıklardan şiirler okunur.


Tekellüm
Aşık fasıllarında en geniş ve en çok beceri isteyen bölümüdür. İzleyicilerin isteği üzerine ya da âşıkların kendi aralarındaki rekabete göre belli bir konu üzerinde yapılır. Aşıklar, verilen ayağa göre belirli konularda şiirler söyler.

Örnek:


Âşık Abbas:
Gel sennen imtihan olak, gam donun giyin âşık
İndi sinene çekecem dağ ile düğüm âşık
Terlan gibi gözlerdim ben her gün evgâh yerini
Şikâr deyin elime de düşüpsen böğün âşık


Åşık Şenlik:
Arzuladık geldik biz böğün sizi deyin âşık
Sizde hiç hürmet yok mu kalbi kara hain âşık
Evvel çok havai gitme son pişman olursan
Ne zaman ki alt edersen o zaman öğün âşık


Ayak Açma
Aşıklardan biri tarafından ilk dörtlüğün ikinci mısrasında şiire ayak olabilecek kafiyeli söz söylenmesidir. Genellikle yarışmaya katılmayan usta âşıklardan biri ya da âşıklığa meraklı biri tarafından verilir.


Örnek:


Huzuri:
Hatırıma düştü eski bir sanat
Barda, berde, birde, borda mână var
İşitmeyenler der bu nasıl hikmet
Târda, terde, tīrde, torda mână var


Müdamî:
Eski tekellümü eylediniz yâd Çârda, çerde, çirde, çorda mână var Çer derttir, çir sudur, çur da sermaye Zârda, zerde, zîrde, zorda mânâ var


Öğütleme (Nasihat)
Nasihat içerikli şiirlerden oluşur.


Örnek:

Mecliste arif ol kelamı dinle

El iki söylerse sen birin söyle

Elinden geldikçe sen iylik eyle

Hatıra dokunup yıkıcı olma

Bağlama (Muamma)
Aşıkların birbirlerini din, tasavvuf ve menkıbeler konusunda sınadığı şiirlerden oluşur.


Örnek:
Üç harflidir ağyarı çok
Dostu azdır, hem yâri çok
Aşık olan tanır onu
Nadir gezer, efkârı çok


Sicilleme (Soylama)
Aşık fasıllarında bağlama-muamma bölümünde iddialı ve rekabet hâlindeki âşıklardan kazanan âşığın, kaybeden aşığın soyu ve kişiliğiyle ilgili acı sözler söyleyerek taşladığı şiirlerden oluşur.

 

Örnek:
Eğer ki dilin lål ise
Ne için alıpsan sazı
Derununda derceleyip
Sonra söyleseydin sözü
Kendini bilmez bed asıl
Canıma salıfsan közü
Ustasına laf edenin
Hemeşe karadır yüzü

Yalanlama
Aşıkların, fasıllarda hoşça vakit geçirmek için söylediği masalsı içerikli şiirlerdir. Sürrealist içerikli bu şiirlerde masalların giriş bölümlerini andıran bir üslup söz konusudur.


Örnek:
Bir hayal şehrine uğradı yolum
Topraktan yağmurlar yağar havaya
Serçe tırpan almış, ördek tırmığı
Deve ayak üstü çıkmış yuvaya
Bir karınca gökte turna avlıyor
Örümcekler kurt peşine havlıyor
Fare gitmiş balinayı avlıyor
Su içerken bir fil düşmüş kovaya


Taşlama (Takılma)
Âşıkların; toplumun aksak yönlerini, kişilerin kusurlarını ve eleştirdikleri bazı olayları dile getirdikleri şiirlerden oluşur.

Örnek:


Divanî:
Erzurum'dan bize davetlik geldi
Mektubun yanında bir ek, Meramî
Bana binmek için bir taksi aldı
Sana da semersiz bir eşek, Meramî


Meramî:
Nice yıldır âşıklıkta dolaşmış
Etmemiş bu işe emek Divanî
Tozlu yoldan yürümek için
Olmuş bir yaban inek Divani
Tüketmece (Daraltma)
Birbirlerinden üstün olduklarını kanıtlamak isteyen âşıkların, zor ayaklardan oluşan şiirler söylemesidir. Bu tarz şiirler, zor ayaklardan veya lebdeğmez adı verilen şiirlerden oluşur.

Örnek:
Hakikati izah eden âşıklar
Seyirciler şaşar hâline senin
Dikkat eyle söylediğin lisana
Neler gelecektir diline senin


Gönül Alma
Aşık fasıllarında taşlama ve takılmalardan sonra âşıklar, atıştığı âşığın gönlünü kırdıysa özür diler. Aşıkların, bir-birlerinin üstün yönlerini sıraladığı şiirlerden oluşur.


Uğurlama
Aşık fasıllarının son bölümünde, âşıkların birbirlerini ve izleyicileri uğurladığı, "elveda", "güle güle" redifli şiirlerden oluşur.


Örnek:
Åşık Sümmani:

Aşıklar içinde mücevher satan
Ehl-i dil Şenlik'im sen misen kardaş

Mağribden maşrıka beyan ve beyan
Ålemde ürüşan sen misin kardaş

Usta - Çırak İlişkisiyle Aşık Olma
Çırak, usta âşığın yanında geleneğin esaslarını, sazı ve şiiri öğrenir. Belirli bir düzeye geldiği zaman, usta âşıkların bulunduğu mecliste mahlası verilir, şiir söylemeye başlar.

Bir âşık kolunun var olabilmesi yahut yeni bir âşık kolunun ortaya çıkabilmesi için birtakım belirleyici unsurların var olması gerekir. Unsurların sayısı, çeşitliliği ve değişik oluşu, kolların belirlenmesine ve farklılaşmasına yol açar. Bu unsurları şöyle sıralayabiliriz:
1. Odak hüviyetindeki usta âşığın dil ve üslubu,
2. Odak hüviyetindeki usta âşığın işlediği konular,
3. Usta âşığın başından geçen ve hafızalardan silinme-yecek izler bırakan çeşitli olaylar,
4. Usta âşığın karşılaşmaları,
5. Usta âşığın tasnif ettiği hikâyeler,
6. Usta âşığın kendisine ait ezgiler,
7. Usta âşığa ait ayaklar.
Bu faktörleri daha da artırmak mümkündür.

Åşıklık geleneğinde kol, çıraklık geleneği içinde, birbiri ardınca yetişen âşıklar tarafından, odak hüvi-yetindeki usta âşığa bağlılık duyarak, ona ait üslup, dil, ayak, ezgi, konu, hatıralar ve hikâyelerin devam ettirildiği mekteptir. Edebiyatımızda "âşık kolu"ndan ilk söz eden kişi Eflatun Cem Güney'dir. XX. yüzyıl-dan itibaren tespit edilen âşık kollarından ise bazıları şunlardır.

Şenlik Kolu (Doğu Anadolu, Azerbaycan)


Hasta Hasan'ın çırakları: Nuri, Şenlik.


Şenlik'in çırakları: Bala Kişi, İbrahim, Gazeli, Ali, Bala Mehmet, Namaz, Kasım, Asker, Mevlüt, Nesib, Süley-man, Hüseyin, Gülistan.


İbrahim'in çırakları: Çerkez, İlyas, (Çırağı: Rüstem Al-yansoğlu), İsrafil, Hüseyin.


Kasım'ın çırakları: Nuri Şenlik, Yılmaz Şenlik, Şeref Taşlıova, Fikret Şenlik, Dursun Durdağı, Salih Şenlik, Şevki Halıcı, Abbas Seyhan, İslam Erdener, Mehmet Hicranî.


Şeref Taşlıova'nın çırakları: Sadrettin Ulu, Nuri Şahi-noğlu, Hikmet Arif Ataman, Şah İsmail.


Gülistan'ın çırakları: Murat Çobanoğlu, Nusret Yurt-malı, Hakkı Baydar, Murat Yıldız.

Murat Çobanoğlu'nun çırakları: Mürsel Sinan, Arif Çift-çi, Metin Bektaş.
Murat Yıldız'ın çırakları: Günay Yıldız, İlgar Çiftçioğlu, Mahmut Karataş.
Sümmanî Kolu (Erzurum yöresi)
Sümmanî'nin çırakları: Şevki Çavuş, Fahri Çavuş, Ah-met Çavuş, Mevlüt.
Şevki Çavuş'un çırağı: Hüseyin Sümmanioğlu (Onun çırağı: Ömer Yazıcı)
Fahri Çavuş'un çırağı: Nusret Yazıcı (Onun çırakları ise: İsrafil Taştan ve Ebubekir (Zamanî).

Usta - Çırak İlişkisiyle Aşık Olma
Çırak, usta âşığın yanında geleneğin esaslarını, sazı ve şiiri öğrenir. Belirli bir düzeye geldiği zaman, usta âşıkların bulunduğu mecliste mahlası verilir, şiir söylemeye başlar.

Bir âşık kolunun var olabilmesi yahut yeni bir âşık kolunun ortaya çıkabilmesi için birtakım belirleyici unsurların var olması gerekir. Unsurların sayısı, çeşitliliği ve değişik oluşu, kolların belirlenmesine ve farklılaşmasına yol açar. Bu unsurları şöyle sıralayabiliriz:
1. Odak hüviyetindeki usta âşığın dil ve üslubu,
2. Odak hüviyetindeki usta âşığın işlediği konular,
3. Usta âşığın başından geçen ve hafızalardan silinme-yecek izler bırakan çeşitli olaylar,
4. Usta âşığın karşılaşmaları,
5. Usta âşığın tasnif ettiği hikâyeler,
6. Usta âşığın kendisine ait ezgiler,
7. Usta âşığa ait ayaklar.
Bu faktörleri daha da artırmak mümkündür.

Åşıklık geleneğinde kol, çıraklık geleneği içinde, birbiri ardınca yetişen âşıklar tarafından, odak hüvi-yetindeki usta âşığa bağlılık duyarak, ona ait üslup, dil, ayak, ezgi, konu, hatıralar ve hikâyelerin devam ettirildiği mekteptir. Edebiyatımızda "âşık kolu"ndan ilk söz eden kişi Eflatun Cem Güney'dir. XX. yüzyıl-dan itibaren tespit edilen âşık kollarından ise bazıları şunlardır.

Şenlik Kolu (Doğu Anadolu, Azerbaycan)


Hasta Hasan'ın çırakları: Nuri, Şenlik.


Şenlik'in çırakları: Bala Kişi, İbrahim, Gazeli, Ali, Bala Mehmet, Namaz, Kasım, Asker, Mevlüt, Nesib, Süley-man, Hüseyin, Gülistan.


İbrahim'in çırakları: Çerkez, İlyas, (Çırağı: Rüstem Al-yansoğlu), İsrafil, Hüseyin.


Kasım'ın çırakları: Nuri Şenlik, Yılmaz Şenlik, Şeref Taşlıova, Fikret Şenlik, Dursun Durdağı, Salih Şenlik, Şevki Halıcı, Abbas Seyhan, İslam Erdener, Mehmet Hicranî.


Şeref Taşlıova'nın çırakları: Sadrettin Ulu, Nuri Şahi-noğlu, Hikmet Arif Ataman, Şah İsmail.


Gülistan'ın çırakları: Murat Çobanoğlu, Nusret Yurt-malı, Hakkı Baydar, Murat Yıldız.

Murat Çobanoğlu'nun çırakları: Mürsel Sinan, Arif Çift-çi, Metin Bektaş.
Murat Yıldız'ın çırakları: Günay Yıldız, İlgar Çiftçioğlu, Mahmut Karataş.
Sümmanî Kolu (Erzurum yöresi)
Sümmanî'nin çırakları: Şevki Çavuş, Fahri Çavuş, Ah-met Çavuş, Mevlüt.
Şevki Çavuş'un çırağı: Hüseyin Sümmanioğlu (Onun çırağı: Ömer Yazıcı)
Fahri Çavuş'un çırağı: Nusret Yazıcı (Onun çırakları ise: İsrafil Taştan ve Ebubekir (Zamanî).

bottom of page